Bir zamanlar Çamlıca Tepesi’nden İstanbul’u izlerken,
Sevgilimin Üsküdar vapuruna el sallamasını unutamam.
Şehir o gün başka sessizdi,
Martılar bile yavaş uçuyordu.
Kalabalığın içinden,
Denizden çaldın kumu,
İnşa ettin koca binayı.
Bir gece yarısı yedi şiddetinde deprem vurdu,
Yıktı koca binayı.
Öldürdün uykuda canları.
Can yanıklarım, canlarım,
Can kırıklarım, canlarım.
Benim babanız sığmadı mı
Kalbinize, evinize?
Ben size yük olmadım,
Yoruldum, boğuyor beni yalnız aşk.
Acısı, sevgisi, belirsizlik...
Taşıyamıyorum, kalbimde ağrısı,
Yüreğimde yarası.
Düşünürüm günlerdir,
Sen hiç çocuk gözlerimin bakışında aşkı gördün mü?
Sen hiç kirpiklerimin üstünde aşkı,
gizli dudaklarımda sakladığımı gördün mü?
Senin hiç çocuk yaşta elinden,
çocuk sevdân alındığını gördün mü?
Sen hiç itilip dövüldün mü?
Attılar gardaş dilsiz kuyuya beni,
Avazım çıktığı kadar bağırdım gardaş
Ama kimseler duymadı sesimi.
Günlerdir tutukludur dilim,
Dilsiz kuyuda ölürsem
Katilim yâre giden kalbimdir gardaş.
Yaraların iyileşti mi, evlat?
Ben yaralarım iyileşti zannederken,
Başka yaraları görünce
Kendi yaralarımı da unuttum, evlat.
İnsana bir insan lazımken, evlat,
Gariptir ama sofrası zengindir.
Çalışır, hakkını verir amma
Alnının terini çalar zengin.
İster eksik olan maaşının kalanını,
Üstüne bir de azar işitir.
Gelir misin? Gidiyorum, vaktim çok az, son.
Bir kez görebilsem seni sevgilim, bir daha.
Kısmet ya, görür ya da göremeyiz,
birbirimizi ölümde var ya sevgilim.
Gözlerim alışmış beklemeye,
Bana basmamı dik durdun herifum,
Bir de giydir bakayum, boydan nasıl duruyu adamum.
Aynaya baktum da güldüm biraz,
Omuzlar geniş, içim dar.
Ula dışım yeni elbise,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!