Yenilgi Şiiri - Nihat Behram

Nihat Behram
35

ŞİİR


18

TAKİPÇİ

Yenilgi

Ah susuşu o saf yüreğin
ah, acısı acemi çocukluğun
düş kırıklığı, coşkudaki bozgun

Ah yenilginin yorgun kısrağı
kendi içini kavuran kızgın ateş
bekleyişe bağlanan umut, tasası haykırışın

Ah, ardı ardına kenetlenen ölüm
ah, hıncı sabırla bezeyen sır
yazmadaki sırması ağlayışın, tırnaklara oturan kan

Sanki delirmenin eşiğindeyim
boş bomboş gözlerine gömülmüşüm bir köpeğin
mısırların süt taneleri, kestanelerin
bademlerin daha olgunlaşmamış
suyla susuzluk arası kayganlığında
aranıp duruyorum kendimi

Ey yangınlarda patlamaya hazırlanan merak
ey içimi ekşi sularla çalkalayan baş dönmesi
ıssız ıpıssız boşluğu aysız gecenin
ölümle yaşamak arasındaki şerit
naneler, kekikler, ebegümeçleri
ve şifalı bulutu kaynar kükürt deresinin
çekiyor altımdan nemli döşeğimi

Ah, yürekleri toprağa saplanan arkadaşlarım
ah, oğlakların, tayların, buzağıların
acı otlarla kararan damakları
(akşamları barut kokusuyla dönsem de odama,
sancısı: çaresiz seyrettiğim ölümün

Ah, bir kere daha kederliyim
ah, çılgın bir aşkın kollarında incelen bıçak
seni öperek bilemeliyim

Nihat Behram
Kayıt Tarihi : 18.12.2000 00:53:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Şaban Kalyoncu
    Şaban Kalyoncu

    İnsan dalgalar aleminde yüzmektedir düşünce ışık ses deniz dalgası gibi deniz olamayacağına göre dalgaların keyfini çıkar

    Varlık her an yeni bir oluştadır insan için en büyük devrim sanatın ve felsefenin aradığı İNSANI KAMİL bilincine ermesidir

    Dünya

    Açmış güneş çiçeğinin mavi şebnemi dünya
    Sinesindeki gizli sevdası ateşten derya
    Mevsimlerin şöleninde eşsiz bir ömre değen
    Mavi derin uykuların seherindeki rüya

    Ediplerin başlarına taç eden efsanesi
    Gülşende geçen bülbülün hüzünlü hikayesi
    Onulmaz derdine düşen yüreği yanmışlara
    Eşi bulunmaz dermandır bengisu şelalesi, esenlikler...

  • Doğa Fendi
    Doğa Fendi

    Kızının ismini mavi koyarak gönlümü fethetmiştir, şiirleri çok iyidir :)

  • Yaaa Bulamazsam
    Yaaa Bulamazsam

    güzel bir şiirdi

  • Abdullah İstanbullu
    Abdullah İstanbullu

    Ah, ardı ardına kenetlenen ölüm
    ah, hıncı sabırla bezeyen sır
    yazmadaki sırması ağlayışın, tırnaklara oturan kan
    ...
    .............

  • Mehmet Akif Gülhan
    Mehmet Akif Gülhan

    yarın ; günün şiiri olarak
    FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
    şiiri yayınlanacak değil mi????


    ararsanız facebookdayım!!!!!

  • Rıfat Tango
    Rıfat Tango

    İşkencede Ölen Yoldaş İçin

    Senin alnındaki yaralar
    Halkın yaralarıdır,
    Seni kırbaçlayan el
    Halkı da kırbaçladı..

    Boynuna vurulan zincir
    Halkı boğmak istiyor,
    Beynini sarsan elektrik
    Halkı da örseledi

    -Toroslar ah Toroslar
    Hozat, Silvan, Tunceli
    Açlık, esaret, keder..
    Kavga sizin içindir;
    Elinde katillerin
    Yoldaş sizin için can verdi-

    Kimbilir ne kadar vahşice sana
    Vurdular, dağladılar;
    Direnen bakışların
    Nasıl zalimce katledildi?

    Alnındaki yaradan
    Boşaldı belki bütün kanın
    Fakat nehirlerin akıyor; dağların rüzgarlıdır
    Bak yine çarpıyor kalbin,
    Ortasında kavganın..

    Nihat Behram



    Tam da bu şiirinin günüydü..Ülkenin haline bakın ki benim Behram kardeşimi öldüremediler..UTANMAZ İŞKENCECİLER VE DARBECİLER YARGILANMALIDIR..!!!

    Haydi itler havlayın şimdi hep bir ağızdan.!!!
    HAVLAYIN ULANNN!!!!!!!.

    Gün bu gündür dostlar..Gün bu gündür!!


  • Ali Akar
    Ali Akar

    Mesela bakın sizlere aslında burada olan malum Atatürkçülere! yine onların çok sevdiklerine inandığım biri olan Orhan Pamuk ile ilgili bir yazı...

    Bu yazıyı yazan kişi zannımca Orhanın arkasındakilerce hunharca katledilmiş biri kaleme almış.. Bana inanmayı reddedenler onu da yok saysınlar hadi. Kim mi o kişi...

    Ahmet Taner KIŞLALI................ ve yazısı.....

    Balo Maskesiz Olsun!...

    A. Taner KIŞLALI - Cumhuriyet, 27 Ocak 1999 (Ben Demokrat Değilim )

    Kimileri 'ortaoyunu'nu maskeli balo ile karıştırıyor.
    Ortaoyunu güldür güldür, bu güldürmüyor...
    Maskeli balonun bir gizemi vardır, bu ise sadece çirkinlikleri gizliyor.
    Kimileri maskelerin ardındaki gerçeği bilmiyor.
    Kimileri ise bildiği halde susuyor.
    Ya çıkar gereği... Ya da korkudan!
    Balo maskesiz olmalı ki, kimin kiminle dans
    ettiği bilinsin... Maskeler inmeli ki, o maskelerin ardındaki suratları beğenmeyenler, aldatılmaktan kurtulsun!

    * * *

    Önce, bir romancımızın son kitabının 50 bin adet basıldığı yazıldı. Arkasından kısa sürede 100 binlik bir satışın gerçekleştiği açıklandı.
    Derken, çıktığı günden beri ikinci cumhuriyetçi çizgisini korumaya özen gösteren Aktüel dergisi, romancıyı Türkiye´nin 'bir numaralı aydını' ilan etti.
    Bu romancımızın adı Orhan Pamuk´tu!
    Ben bu ÿ'Büyükÿ' (!) yazarımızın bir romanını okumayı denemiştim. Başladığım şeyi bitirme konusundaki tüm inatçılığıma karşın, bitirememiştim.
    Ama 'Kara Kitap' basında öylesine övüldü ki, ikinci bir deneye girişmekten kendimi alamadım. Ve o çabamda da, daha yarıya gelmeden havlu atmak durumunda kaldım. Tahsin Yücel ve Emin Özdemir gibi, çok saydığım isimlerin bu yazarla ilgili oldukça ağır eleştirilerini anımsadım. Ama beğenenlerin de 'beğenme hakkı'na saygı duydum. Ta ki... Bir okurum 'Kara Kitap'ta gizlenmiş bir bölüme dikkatimi çekinceye kadar... 'Çocukluğunda kız kardeşi ile tarlada karga kovalayan sapık bir padişah' gibi bir anlatım vardı bu bölümde!

    * * *

    Prof. Çetin Yetkin yönetiminde, 'Müdafaa-i Hukuk' adlı çok değerli aylık bir dergi çıkıyor. İlginç bir rastlantı olarak, derginin Aralık 1998 sayısında, Prof. Fahir İz´in bir incelemesi yayımlandı:'O. Pamuk´taki Atatürk Anlayışı...' Meğer benim artık okumayı denemediğim kitaplarında daha neler varmış! İşte birkaç örnek:

    'Sonra kasaba alanına dolanır. Atatürk heykellerine sıçan güvercinleri ayıplar...'

    ' Atatürk kendini içkiye vermiş meyhane kalabalığına, cumhuriyeti emanet etmiş olmanın güveniyle gülümsüyordu...'

    'Atatürk´ün leblebi zevkinin ülkemiz için ne büyük felaket olduğunu...'

    'Sonra bir cumhuriyet, Atatürk, damga pulu havasına girdiğimizi hatırlıyoruz...'

    Sayın İz, 275 sayfalık bir kitapta, tam sekiz yerde ve ' hiç gerekmediği halde' Atatürk´e sataşıldığını saptamış. Şöyle diyor: 'Bunlar kitaptan çıkarılsa hiçbir şey değişmez. Yalnız yazarın kimi ruhsal gereksinimleri tahmin edilmemiş olur!'
    Kim bilir, belki de Orhan Pamuk´un ' en birinci aydın' ilan edilmesinde, bu incelemenin de büyük katkısı olmuştur!

    * * *

    Ben, inandıklarını açıkça savunanlara hep saygı duymuşumdur... O düşüncelere karşı olsam bile!
    Ama o yürekliliği gösteremeyip de bunu sinsice yapmaya çalışanlara... oraya buraya 'bityeniği' sokuşturanlara... hep tiksinerek bakmışımdır. Bunu hep zayıf bir kişiliğin, zavallı bir ruh halinin yansıması olarak görmüşümdür. Oyun maskesiz oynanmalıdır! Çirkinlikleri gizleyen maskelerin indirilmesini de tüm 'gerçek aydınlar' görev saymalıdır! Ve de Pamuk adlı yazarı, isteyen okumalı, isteyen sevmelidir... Ama ne olduğunu, kim olduğunu bilerek!.. Maskenin arkasındaki gerçek yüzü görerek!...

    Ahmet Taner Kışlalı..............

  • Selim Yiğit
    Selim Yiğit

    Yinelenen kelimelerin aksatıcılıktan öte vurguyu arttırışını da göz önünde tutarsak içselliğiyle birlikte güzel bir şiir.

    Fakat içsellikle içerik arasında seçim yapma gereği duyarsak bir çok şiir dostunun yazdığı gibi siyasi bir kavganın ortasında buluruz kendimizi. Ama biz hani amatör de olsa şairiz ya, hani biz biraz da olsa edebiyatla ilgilendiğimiz için ince ruhluyuz ya, en azından kendimizde enaniyet yaptığımız şu özellikler adına şairdeki ya da şiirdeki siyasi alt yapıyı bırakalım bir kenara.
    Eğer şiirde ahlak ise konumuz şunu bilmeliyiz ki siyasetin ahlak sınırları olamaz. Ben şiirin ya da şairin içindeki anarşizmi ya da terörizmi görmem okurken, bu bir hata ise şayet tüm şiir dostlarından özür dilerim.

  • Devrim Tülay
    Devrim Tülay

    mısırların süt taneleri, kestanelerin
    bademlerin daha olgunlaşmamış
    suyla susuzluk arası kayganlığında
    aranıp duruyorum kendimi


    harika bir şiir...yüreğinize sağlık...

  • Ali Akar
    Ali Akar

    Mertlerin Efendisi...

    Yaptığın açıklamaya harfiyen katılıyorum.

    Eh zaten benim de derdim şiire bakmak.

    Benim midemin bulanmasına sebeb şiiri es geçip şairini dünyanın en ulvi şahsiyeti yapılmasına.

    Yoksa bana ne adamdan be canım.

    Geçen gün de aynısı olmuştu. Marka bir şair demişti biri. E dur bilader.

    Değişmeyecek bir tek şey var Efendi o da buradaki şucu bucu şairler çatışması. Temel olarak bizler davacılık şiirlerinden hoşlanmayanlardanız. Bu kimsenin zoruna gitmesin. Hele ki davacılık dedikleri şey çoklukla vatanı bölme çabası olunca hiç hoşlanmıyoruz. Bu da zorlarına gitmesin. Savundukları kişilerin neler yaptığı ve yapmadığı ortada. Bırakınız bunları.

    Ben bir günde görecek miyim bunların içeri girip çıkmayı meziyet görmeyenlerinden ???????

    Bir günde görecek miyim vatana hizmeti asıl iş sayanlarından ?

    Bir gün de görecek miyim devletin saydığı sevdiği bir insanı sevenlerinden ???

    Bunlar Necip Fazılın şiirine neler dediler Efendi !!

    Diyorsun ki M. Akif. Yapma Efendi. Bunlar Mehmet Akif ten nefret ederler. İktidara geldikleri gün ilk icraatları istiklal marşını değiştirmek olacak adım kadar eminim.....

    Sonra deniyor ki saygı sevgi...

    Yapma Efendi. Sen olsun yapma.... Benim neslimin milletimin ve tarihimin her safhasından nefret edenlerin ve dahi benim ve bu ülkenin ve bu milletin bütün manevi değerlerini reddedenlere nasıl bir saygı duyayım....

    İş hümanistçilik oynamak değil Efendi. Sözlerine katılıyorum aynen ama gel gör ki hadi sadece şiir diyelim... Ama nasıl sadece şiir Efendi. Görüyorsun işte. Burada onlardan! birinin şiiri günün şiiri seçildiğinde hemencik zafer naralarıyla doluyor yorumlar. Ve sonrasında biz o kadar da değil dediğimizde bilmem neci oluyoruz......

    Ve Efendi sen de biliyorsun değil mi ?. Onlar ve onun gibilerin düşünüşleri bu ülkede sonsuza kadar söz sahibi olacak yerlere gelemecekler...... Biz buna izin vermeyiz....

    Ben her ne amaçla olursa olsun............

    HER NE AMAÇLA OLURSA OLSUN DEVLETE KARŞI DURANA SONUNA KADAR KARŞIYIM....

    Bu devlet kolay kurulmadı. Bak hala sakarya kızıl akar. Bak koca tepede hala kemikler çıkar. Senin gezip durmuşların gibi banka soyup bilmem neler yapalım derdinde olmadılar onlar. Onlar bu ülke için öldüler. Hala daha ölmekteler......

    Ve size bir yazı..........

    Bu size daha iyi anlatacak sanırım içimizdeki sızıyı....

    Aman Yarabbi, sana ne oldu sevgili ülkem.

    “parası önemli değil koçum” diyordu Merzifon otogarında kirli sarı dişlerini göstererek konuşan adam.
    “sen orasını bana bırak”
    'yeter ki malzeme sağlam, muamelesi temiz olsun'
    'elinde sarışın var mı? '

    muamelesi temiz, sağlam malzemeler...


    garip bir çiçek gibidir kaldırımlara düşen kanlar.
    ne kadar yüksekten düşerse düşsün, garip bir çiçek gibidir.

    'lavuğa kafayı bir koydum' diyordu diyarbakır otogarında siyah tesbihi elinde çeviren adam

    'dümdüz uzandı kaldırıma'
    'ulan dallama benim ayakkabımı boyamışsın daha ne istiyorsun'
    evine ekmek götürmek için başkalarının ayakkabılarını boyayan ve para isteyen dallamalar.


    'yakarım ulan kendimi' diyordu suşehrinde garip bir adam kaymakamlığın önünde

    'kiralık ev vermiyorlar '
    'bana kiralık ev bul kaymakam, yoksa kendimi yakacağım'

    kiralık evi dostuna istiyordu, eşiyle yaşadığı bir ev vardı zaten.
    evi dostuna istiyordu, dostuna dostluk yapıyordu yani.
    arada bir de korkmasın diye geceleri koynuna adam sokardı

    dostu da dosttu hanl

    sağlam malzemeden yani

    ...

    70 yaşında bir adam;
    'ortadaki kızı istiyorum' dedi.

    genç bir tene susayan kurumuş dudaklarıyla
    kuşağındaki paradan kaporayı saymadan önce

    doğu beyazıtta

    'kocanı bağla dedi' elindeki silahı kadına doğrultan adam zorla girdiği evde
    biraz sonra tecavüze yelteneceği kadına
    biraz sonra elindeki tabancayla öldüreceği adamın karısına

    'kocanı bağla'

    'aman yarabbi sana ne oldu böyle ' dedi genç bir hemşire hafif ağlamaklı
    15 aylık bebeğe, her tarafı yara darp ve sigara yanıklarıyla dolu küçücük bedeni incelerken

    ' aman yarabbi sana ne oldu böyle'

    'hayır canım onunla birlikteliğimiz x den önceydi x ile de yollarımız dün ayrıldı'
    diyordu beyaz camdan höyküren sanatçı bozuntusu salyalarını kendisine uzatılan mikrofonlara bulaştırarak

    ve 'muhabir' tipli biri dönerek bize; genç kızların ilahı falan pezevengin kalbi bomboş dedi

    dağlarda vurulan eşinin cenazesine gelen genç kadın
    kucağında iki çocuk
    birinin ayakkabısı yok diğerinin çorabı yırtık
    başörtüsünün kenarı dudaklarının arasındaydı
    hiç bir şey demedi

    ...

    hiç bir şey demedi abiler, ablalar ayağında terliklerle oğlunun cenaze merasiminde yırtık hırkasını gizleyerek yürüyen kadın
    soluk başörtüsünün kenarı dişlerinin arasındaydı

    ...

    ve çakallar uluyordu sahip oldukları gazetelerdeki köşelerinden
    sivil kıyafetlerine uydurdukları apoletleri ne de yakışmıştı
    kendi kendilerine çıkardıkları sefer görev emirleriyle başkalarının çocuklarının kanları üzerine dizdikleri naralarla orgazm sarsıntısı geçiren çakallar..
    bacardinin, üzerindeki brioni'ye dökülmesine aldırmadan

    ..

    'sadece okul istiyorum ' dedi yaşlı kadın dağlarda vurulan oğluınun adını yaşatacak bir okul.
    SADECE ŞEHİT CENAZELERİNDE KAMUSAL ALAN İHLALİNE GÖZ YUMULAN BAŞÖRTÜSÜNÜ DÜZELTEREK........

    Aman Yarabbi..
    sana ne oldu böyle sevgili ülkem
    sana ne oldu böyle





    bacardi: pahalı bir içki
    brioni: fiatları 3,500-25,000 ytl arasında değişen elbise...

    Ahmet Kırmızı

    Sanırım bu yazı bizi (Türk Milleti) yeterince açık ve hiç de abartmadan anlatmakta....

    Saygılarla

TÜM YORUMLAR (43)