Dağlar… dağlar…
Taş ve kayalar;
güneşin kavurucu soluğu
çatlamış toprağın
teninde yanar.
Şıngır… şıngır…
Zincirin sesi
rüzgârın damarlarında
dolaşır.
Ayaklar
kana ve toprağa bulanmış;
bozkırın kemiklerine
kızıl bir iz
çizer.
Bir köle,
yakıcı güneşin altında;
gözleri,
taşın içinde hapsedilmiş
son sudur.
Çekiç ve taş,
çekiç ve taş
zamana inen
ve onu
parçalayan darbeler.
Şıngır… şıngır…
Zincirin sesi
yeniden düşer
dağın sessizliğinin
en dibine.
Cılız bir beden
çekiç ve taş…
Tak… tak… tak…
Çekiç taşa;
taş tarihe;
tarih kemiğe iner.
Kemiklerin acı sesi;
hıçkırık… hıçkırık… hıçkırık…
yere yığılmış bir köle.
Kamçı… kamçı…
Kölelerin sessiz çığlığı
acı havada
uzun uzun yankılanır.
Rüzgâr,
hâlâ kölelerin
ağıdını söyler.
Kayıt Tarihi : 25.06.2026 18:35:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!