Odanın içerisindeki sobanın sırtı ateşten kıpkırmızı olmuştu. Sarı kedi sıcaklığın verdiği rehavetle yavaş yavaş kuyruğunu sallıyor, mırıl mırıl ederek uykuya hazırlanıyordu. Bir köşede oturup duran kadir emmi, gözlerini mütemadiyen bir noktaya dikmiş, geçmişin yaşanmışlıklarına gidip geliyordu.
Odanın duvarında gençlik resmi asılmıştı kadir emminin. Simsiyah saçları yaşama hayalleri sanki resimde donup kalmıştı. Yanında başka bir resim, güzel bir kadın, yanında çocukları yer almıştı. Belli ki güzel kadın, kadir emminin karısı, yanındakiler çocuklarıydı. Sanki her şey donmuştu odanın içerisinde. Bir sarı kedi birde odanın içerisinde kadir emminin donmuş bakışları vardı. Yalnızdı kadir emmi. Eşi ölmüş, evlenip gitmişti. Çocukları. Hepsi kendi işindeydi ve hiç biri onu aramamıştı.
Çok eskilerden kalmış bir çek yat, eski bir battaniye, dökük mökük, oraya buraya saçılmış
Bir kaç elma çürümeye yüz tutmuş ortada duruyordu. Kırık bir sandalye üzerinde bir kaç esvap, hala yıkanmayı bekliyordu.
Bastona dayanarak kalktı kadir emmi. Çok acıkmıştı. Mutfağa doğru yürüyordu. Yıllara meydan okuyan bir ocak, üstünde çok eskilerden kalma kazan ve sofrada kurumuş bir ekmek duruyordu.
Bir bardağa su koydu kadir emmi. Şeker attı içerisine bu şekerli suydu. Batırdı kuru ekmeğini, dişleri yoktu kadir emminin, ekmek yavaş yavaş yumuşuyordu.
koşunun rüzgarını, köpüren yeleyi
toynakların kızgın kıvılcımlarını
Kişneyen bir tayın sevincini anlat
öfkeyi ve sağırındaki mahmuz yarasını
Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta