Ya Hu (Muhammesi )
Vezin: Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün
Tecelli eyledi envâr-ı zâtın her yana ya Hu,
Gönül mir’âtına düştü aks-i hüsnün aşikâ ya Hu,
Cihân bir zerredir zıll-i hayâlinde bekâ ya Hu,
Ezelden tâ ebed sensin murâd-ı kibriyâ ya Hu,
Sığındım lütfuna kıldım kapında ilticâ ya Hu.
Gül-i ra’nâda renk sensin, figan u nâlede ses sen,
Hayât-ı kâinât sensin, alınan her nefes de sen,
Gönül mülkünde sultansın, bu tende can-ı kess de sen,
Muhit-i bahr-i aşkında yüzen her bir heves de sen,
Dem-i vahdetle doldurdun cihanı ser-te-pâ ya Hu.
Ne hâcet kâle ey sâkî, dil-i pür-hûn ayândır hep,
Bu gamhânede her bir nakş-ı sûret bir beyândır hep,
Zuhûrun perdesidir halk, asıl sırrın nihândır hep,
Fenâ mülkünde baki kalacak ancak bu cândır hep,
Eriştir vuslatın bezmine eyle merhabâ ya Hu.
Gözüm yaşın şerâb eyle, ciğer yansın kebâb olsun,
Yıkılsın bu hicâb-ı nefs, bütün âlem harâb olsun,
Cemâlin şemsine karşı vücudum bir sehâb olsun,
Sual etme günâhımdan, cevâbım bî-cevâb olsun,
Kabul et abd-i nâçizden bu âh-ı bî-riyâ ya Hu.
Girer derviş olan deryâ-yı aşkın mevc-i sâfına,
Tavâf eyler dil-i mahzûn iner Ka’be matâfına,
Atar cân ü cihânı lütfunun her bir muâfına,
Erişmez akl-ı nâkıs sırr-ı tefhimin itâfına,
Ki sensin her marazlı gönle tek derman-şifâ ya Hu.
*
Süleyman tahtını terk eyledi mürg-i dil-i şeydâ,
Senin bir zerrene kurban olur binlerce şah ferdâ,
Nedir aslı bu eşyânın, nedir bu hayret-i gavgâ,
Görünmez dîde-i huffâşa asla nûr-ı müstesnâ,
Uyandır kalbi uykudan, bağışla bir ziyâ ya Hu.
Harâbât ehline sorsan bilirler sırr-ı meyhâne,
İçenler sâgar-ı aşkı olurlar meste-pervâne,
Atarlar varlığın nâra, yanarlar yana pervâne,
Cemâlin gördüler sâdık, dediler "ne bu efsâne",
Ezel bezminde ikrârım sanadır dâimâ ya Hu.
Ne mülk ü mâl ister bu gönül, ne tâc ü taht ister,
Ne ikbâl-i hümâyun, ne de parlak bir baht ister,
Sadece kûy-i aşkında dürüst, sâdık bir ahd ister,
Ki vuslat yolcusu her dem inâyet, kurb-ı taht ister,
Kıl ihsânınla mestâne, bizi kıl pür-safâ ya Hu.
Benim bir katre-i nâçiz, sen ummân-ı bî-pâyân,
Benim bir zerreyim gûyâ, sen ol şems-i dırahşân,
Cemî-i kâinât isminle dâim zikreder her an,
Melekler, ins ü cin, eşyâ, bütün mahlûk u ins ü can,
Okurlar ism-i pâkinle her dem "Hu" ve "La" ya Hu.
Zalamdan nûra erdir, kalmasın bir leke bu dilde,
Erit bu varlığım yak dâimâ ol nâr-ı kandilde,
Erenler cem’ine kat bizi bu gurbet-i ilde,
Bırakma bî-kes ü bî-çâre şu vuslat denilen yolda,
Kerem kıl bî-nihâyet lütfun olsun müctebâ ya Hu.
*
Hayâl-i yâre daldıkça cihan gözden silinmektedir,
Muhabbet şem’i yandıkça gönül nûra gelinmektedir,
Bu bezmin neş’esi ancak seninle bilinmektedir,
Mukaddes sırrına her dem rükûlar kılınmaktadır,
Bütün eşyâ zeban olmuş eder dâim duâ ya Hu.
Dil-i şeydâ geçer binden bir tek ismin kalır elde,
Ne bülbül nağmesi hoştur ne güller kalır bu dilde,
Senin aşkınla yandıkça safâ bulduk bu menzilde,
Açılmış bâb-ı ihsanın dahi cennet bu mahfilde,
Gönül tahtında sensin saltanat ey kibriyâ ya Hu.
Unuttum varlığım küllî, seninle varlığım buldum,
Fenâ fillah makâmında eridim katre-i oldum,
Muhabbet bâğının içinde solmaz bir çiçek oldum,
Sualsiz bir yakarışla huzûrunda tamâm oldum,
Tecellî-i cemâlinle bizi kıl mübtelâ ya Hu.
Şu fâni âlemin her nakşı bir rü’yâ imiş bildik,
Biz aslı ararken aslında bir noktada silindik,
Göründün her çiçekte, biz de her zerrede yenildik,
Saâdet kûyuna ancak senin isminle erildik,
Kerem sâhibi sensin, eyle ihsan dâimâ ya Hu.
Duâmızdır bu nazm ile kapında eyle kabul,
Yolunda sâdık olanlar bulur elbet rızâ-ı makbul,
Cihan geçsin, mekân geçsin, seninle kalsın bu gönül,
Tamâm oldu kelâm artık, susar diller, susar bülbül,
Başım koydum bu yola, kıl inâyet ey Hüdâ ya Hu.
redfer
-------------
Şiir Metni ve Günümüz Türkçesiyle Açıklaması
1.Senin zâtının nurları her yönde tecelli etti (göründü). Senin güzelliğinin yansıması gönül aynasına açıkça düştü. Bu dünya, senin sonsuz varlığının hayalindeki bir gölge ve küçük bir zerredir. Başlangıçtan sonsuza dek asıl maksat senin yüceliğindir. Sadece senin lütfuna sığındım ve kapına sığındım.
2. Güzel güldeki renk de, dertli iniltideki ses de sensin. Evrenin hayat kaynağı ve aldığımız her nefes sensin. Gönül ülkesinin sultanı ve bu bedendeki asıl can sensin. Aşk denizinde yüzen her bir arzu sensin. Bütün dünyayı baştan ayağa birlik (vahdet) nefesiyle doldurdun.
3.Ey sâkî (mürşid), söze ne hacet? Kan ağlayan gönlüm zaten ortadadır. Bu dünya (gamhane) içindeki her bir görüntü aslında seni anlatan birer ifadedir. Halk (yaratılanlar) senin ortaya çıkışının perdesidir; asıl sırrın gizlidir. Bu geçici dünyada kalıcı olan tek şey senin nefesin olan bu candır. Bizi kavuşma meclisine ulaştır.
4.Gözyaşımı aşk şarabı eyle, ciğerim aşkınla yansın. Nefis perdesi yıkılsın, senin aşkın için dünya gözümde harab olsun. Senin yüzünün güneşine karşı vücudum (benliğim) bir bulut gibi eriyip gitsin. Günahlarımı sorma, zira verecek cevabım yoktur. Bu aciz kulundan gelen içten ahı kabul eyle.
5.Hakiki derviş, aşk denizinin tertemiz dalgalarına girer. Mahzun gönül, gerçek Kabe olan gönlü tavaf eder. Senin lütfunun hatırına canından ve dünyasından vazgeçer. Eksik akıl, senin derin sırlarını anlamaya yetmez. Çünkü her hastalıklı gönlün tek şifası sensin.
6.Çılgın gönül kuşu senin aşkın için Süleyman'ın tahtından vazgeçti. Yarın (ahirette) binlerce şah senin tek bir zerrene kurban olur. Bu eşyanın aslı nedir, bu şaşkınlık ve kavga nedendir? Senin o eşsiz nurun, yarasa gözlü (hakikatten mahrum) olanlara görünmez. Kalbimi gaflet uykusundan uyandır ve bir ışık ver.
7.Gönül ehli olanlara (harâbât ehli) sorsan, aşkın sırrını bilirler. Aşk kadehinden içenler mest olup pervane gibi dönerler. Kendi varlıklarını ateşe atıp yana yana kül olurlar. Sadık olanlar senin güzelliğini görünce dünyayı bir efsane saydılar. Ruhlar alemindeki sözüm and bağlılığım sanadır.
8.Bu gönül ne mal mülk, ne de taht ister. Ne yüksek rütbeler ne de parlak bir kader peşindedir. Sadece senin aşk mahallende dürüst ve sadık bir sözleşme peşindedir. Kavuşma yolcusu her an yardım ve sana yakınlık diler. İhsanınla bizi sarhoş eyle, gönlümüzü kirden arındır.
9.Ben değersiz bir damlayım, sen ucu bucağı olmayan bir okyanussun. Ben bir zerreyim, sen ise parıldayan güneşsin. Bütün evren her an senin ismini zikreder. Melekler, insanlar, cinler ve tüm yaratılanlar senin temiz isminle "O" derler.
10.Gönlümü karanlıktan nura ulaştır, bu dilde (veya gönülde) bir leke kalmasın. Benim bu benliğimi senin kandilinin ateşinde yakıp erit. Bu gurbet dünyasında bizi erenlerin meclisine kat. Bu kavuşma yolunda bizi kimsesiz ve çaresiz bırakma. Sonsuz kereminle bize seçilmiş bir lütuf sun.
11.Sevgilinin (Allah'ın) hayaline daldıkça dünya gözümden silinip gidiyor. Sevgi mumu yandıkça gönül nura bürünüyor. Bu hayat meclisinin neşesi ancak seninle mümkündür. Senin mukaddes sırrına karşı her an saygıyla eğilinir. Bütün varlıklar dile gelmiş, sana dua etmektedir.
12.Çılgın gönül her şeyden vazgeçer, sonunda sadece senin ismin baki kalır. Senin adın zikredildikten sonra ne bülbülün sesi ne de güllerin güzelliği hatıra gelir. Bu yolculukta senin aşkınla yanmak bize huzur ve mutluluk verdi. Senin lütuf kapın açılınca bu meclis zaten bir cennete dönüştü. Ey büyük olan Allah'ım, gönül tahtının tek sahibi sensin.
13.Kendi varlığımı tamamen unuttum ve gerçek varlığı seninle buldum. Senin varlığında yok olma (fena fillah) makamına ulaşıp bir damla gibi sende eridim. Sevgi bahçesinde asla solmayacak bir çiçek haline geldim. Huzurunda hiçbir soru sormadan kemâle erdim. Güzel yüzünün tecellisiyle bizi kendine hayran eyle.
14.Bu geçici dünyanın her bir süsünün sadece bir rüyadan ibaret olduğunu anladık. Hakikati ararken aslında benliğimizin bir noktada silinip gittiğini gördük. Sen her çiçekte göründün, biz de her küçük zerrede senin büyüklüğün karşısında teslim olduk. Mutluluk diyarına ancak senin ismini anarak ulaştık. Cömertlik sahibi sensin, bize her zaman iyilik ve güzellik sun.
15.Bu şiirle ettiğimiz duayı kapında kabul eyle. Senin yolunda doğruluktan ayrılmayanlar mutlaka senin rızanı kazanırlar. Dünya da geçsin, zaman da geçsin, yeter ki bu gönül seninle kalsın. Söz artık bitti; diller ve bülbüller artık sussun. Başımı bu yola koydum, ey Allah'ım bize yardım eyle.
-------
"Ya Hu" redifiyle, tasavvufi derinliği olan ve aruzun vakur ritmiyle (Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün kalıbıyla) örülmüş 15 bölümlük (bendlik) bir muhammes bu
Bu şiirde vahdet-i vücud neşvesini, tecelli sırlarını ve dervişane bir yakarışı ön plana çıkarmaya gayret edildi .
Bu şiirde geleneksel muhammes yapısını koruyarak her bendin beşinci dizesini redifli (ya Hu) ve kafiyeli şekilde kurguladı. İlk bendde doğrudan Allah'ın isim ve sıfatlarına yönelirken, ilerleyen bölümlerde nefis tezkiyesi, aşk deryası ve vuslat arzusuna değinildi.
Şiirde kullanılan bazı terimlerin kısa anlamları:
Zıll-i hayâl: Hayal gölgesi.
Mefhûm-ı kibriyâ: Allah’ın yüceliği.
Hicâb-ı nefs: Nefis perdesi.
Dîde-i huffâş: Yarasa gözü (hakikati göremeyen göz).
Bezm-i ezel: Ruhların yaratıldığı ilk meclis.
Bazı bölümlerde nefs tezkiyesi ve ilahi tecelli temalarını zenginleştiren dizeler eklendi.
10. ve 11. bentlerde "zalamdan nura erme" (karanlıktan aydınlığa çıkış) ve "hayal-i yar" (sevgilinin hayali) gibi klasik tasavvufi mazmunlara yer vererek şiirin duygusal ve edebi bütünlüğü korundu.
Şiirin her bendi hem kelime anlamlarıyla hem de tasavvufi arka planıyla açıklandı.
"Ya Hu" Muhammesi 15 bendle tamamlandı
Kayıt Tarihi : 24.2.2026 12:57:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!