I.
Öyle bir evdi ki koçum,
Dövülmüş sabırdı harcı,
Sessizlikle karılmıştı duvarları.
Oymalı büfelerde saklanırdı gecenin en ince,
En belalı kahrı.
Derken bir rüzgâr esti dağ başından,
Savruk bir gelin geldi,
Topuklarında kasırga,
Kollarında hesapsız, fütursuz bir tebessüm…
Dokundu, atlas perdelerin canını söktü
Dedemin alnının teri, namus gibi kokan seccadesini,
"Uymuyor" diye tavanın rengine,
Savurdu bahçedeki kör kuyuya
Oysa o kuyu ki bilirdi,
O gümüş güllelik ki parlatılmıştı zamanı tutmak için…
Gelin geçti gitti boyu posuyla,
Bıraktı arkasında
Kırık bir porselen tabağın üstünde vurulmuş yarım bir nar
II.
Alçaldı tavanlar sonra,
Küçüldü baba ocağı,
Taşıyamaz oldu eski duvarlar bu kalleş hafifliği.
Kökler çürüdü bir köşede, pusuda ve sessiz.
En acı rüzgâr, oy
Essin geldi beşikten
Sütü bu toprağa değmemiş o vefasız torun…
Eline tutuşturulan o ağır, o kadim gümüş kaşığı,
Bir çizik bile atmadan,
Utanmadan fırlattı bir yabancının avucuna
Baktı eski fotoğraflardaki o yorgun, o yiğit gözlere,
Hani bir taş parçasına bakar gibi…
Ne şakaklarında bir zonklama,
Ne bir sızı yüreğinde
Hakkını vermedi adını taşıdığı o ihtiyar gölgenin.
Gömdü geçmişi bir katil gibi karanlık ceplerine,
Yürüdü…
Ar hissetmeden, arkasına bakmadan,
Toprağın ahını bulaştırıp ayağının çamuruna
III.
Şimdi o mahzun, o boynu bükük evde,
Savruk gelinin unuttuğu narlar çürüyor tahtalarda.
O vefasız torunun basıp geçtiği basamaklar,
İnim inim, oy… İniler gece yarıları
Ne gelin bildi saklamanın o kutsal, o çetin vefayı,
Ne torun anladı hatırlamanın bir ibadet olduğunu
İki kuşak arası bir yangındır bu,
Biri tutuşturdu evi o hafifliğiyle,
Diğeri küllerini bile savurdu poyraza…
Ulan, hani bizim namusumuzdu geçmiş?
Hani tayfın, yetimin, toprağın hakkıydı?
Kör olsun bu vefasızlık,
Kör olsun bu yangın
Ali Fırat Dicle
Kayıt Tarihi : 28.09.2026 17:16:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!