Fesih Serhat Antoloji.com



*Üç yasak rengi seviyorum ve yasak bir alfabeyle yazıyorum şiirlerimi, Anarşist çiçekler kokluyorum, Devlet sınırlarını ihlal eden kuşlara yardım ve yataklık yapıyorum, Umudun propagandacısıyım, Bütün sözcükleri örgütlüyorum. Artık halkların değil, Aşkın şarabın ve sevginin ayaklanması var. İlk eylemde sınırdışı Oluyorum. Bana gözlerini yurt Eyle Mültecin olayım.KENDİ ADINA BANA BİR KİMLİK ÇIKART BEN BİRAZDA SEN OLAYIM...ÖzGüRLüĞü KıSıTLaNMıŞ, SeVDaSı YaSaKLaNMıŞ, UMuDLaRı KuRŞuNLaNMıŞ KiMLiKSiZ BiR HaLKıN CoCuĞuYuMKeNDiMi SüRGüNe VeRDiM MuTLuLuĞuM CoKTaN İFLaS ETMiŞ..! ************************NİSA“İnsan sevmek için terk eder”“Ey nisa yağmurlu geldin, sisle gidiyorsun”“Taş; Nisa gizli bilgi! ”“Su; Nisa aydınlık”Şimdi Nisa, çıplak ayaklarınla koşma zamanıdır. Ellerin ne kadar uzak, saçların çok dalgalı, sen kadın olan, aşk yaratan, köle olan, zincirli ve zincirsiz olan, ölen ve öldürten, yaşamın kendisi olan…Ve şimdi bir ritüeldeyiz. Şimdi her şey bir ateş yalımı gibi resmoluyor gözlerimde. Birazdan beni bırakıp gideceksin, sorgusuz sualsiz.Nisa, şimdi kalk kutsa beni, elini yüzüme sür, kudretin aksın içime, gözyaşı dökemez oldum kederinden, şakaklarıma dokun şimdi. Ve taştaki bilgiyi ver bana Nisa, ben cahiliyim deryanın.“Nisa, sen kadın, sen özgür olan, san yaratan”“Nisa, şimdi kalk ve git. Beni bir yalnızlığa mahkum et mesela.”Bileyim ki yalnızım, yalnız olunmadan büyümez diyeyim ve ritüelimiz yalnızlık bab’ında sürsün.Ve Nisa! Aydınlık olandan döngel, suyu yüzünle içir bana. Ve saçlarının kutsal şelalesinde kutsa beni. Mesela de ki; “Seni kutsadım ey aç olan, artık suya gereğin yok.”“Ne muhteşem” diyeyim ben. Demek aşk böyle olur diyeyim. Ve bileyim ki aşk; aşken susuzluğa dayanmakmış mesela…Nisa, birazdan gecebazlar gelecek, ürkme, gitme, sen kutsal olan, terk etme. Ve de ki; “Ben geldim gecenize. Ay yüzlü kadınım, levhalarda, taş kitabelerde ve eski zamanlarda türlü adlarım vardır, Sin mesela tasvir ettiğiniz en gizli düşüm.İşte geliyorlar Nisa, boyunlarında kefiyeleri birer müsellah, ve gözlerinde senin ışıltınla. Bak toprağı incitmeden yürüyorlar Nisa. Biliyorlar toprağın çektiği acıyı, o yüzden anlarlar seni. Yüreklerindeki aşkın kaynağının sen olduğunu hissederler. Onlar çağlarının en duyarlı savaşçılarıdır Nisa! “Merhaba ey kutsal savaşçı”“Merhaba ey mukaddes yolcular”“Şimdi ben Nisayım ve beni sizinle kalmaya zorlayan Gecebaz Nûda’dır”“Mesela siz beni tanır mısınız? Ve neden bu dağlarda bir başıma dolaştığımı bilir misiniz”“Ve biz seni tanırız Nisa, ve biz kadirbilmez değiliz, her ne kadar hamurumuzda hainlikte olsa kutsal olana da bir o kadar aşığız Nisa. Biz insanız, beşeriz ve toprağımızın gecebazlarıyız. Sende gizli olanın taşta gizli olduğunu; sende aydın olanın suda aydın olduğunu biliriz mesela. Ve biz kelimeleri önceden tasarlamayız, onlar oluşur zihnimizde ve yüreğimizde ve biliriz ki orada yapıcı vardır. Ve o yapısı sensin Nisa…”“Ey kutsal olan bizi gafil sanma”“Ey mukaddes yolcular, Gecebaz Nûda, aydan damıttığı yüreği ile nur olanı işaret etmiştir. Ben ki Nisayım; sudaki, topraktaki, ateşteki, havadaki, rüzgardaki cümle işaretlerin anasıyım. Ve sizdeki işareti anlamışım mesela. Sizler; yani Gecebaz Zin, Gecebaz Rozerin, Gecebaz Dicle, Gecebaz Nûda, Gecebaz Rodi ve Gecebaz Deniz, yaşam yapıcılarısınız…Şimdi bir ritüeldeyiz, Nisa birazdan kayıp zamana kayacak, bütün düşlerimizi yeniden ve daha güzel görünsünler diye, gelecekte görülmek üzere toplayacak. Sonra da saçlarının her bir teline, bir tek Nisanın bilgi bir yazıyla yazı yazacak. Nisanın saçları düşlerimizin kitabesi olacak…“Şimdi bir şey sormak istiyorum Nisa”“İnsan neden terk eder”“İnsan sevmek için terk eder Gecebaz Rozerin”“Bu nasıl bir lisandır Nisa, terk ederek sevilir mi? ”Ve sen tanrıyı anlasaydın, neden bizden uzaklaştığını bilseydin ve sen yüreğindeki o sönmeyen ateşin niye bu soruyu sorduğunu çözebilseydin ve sen bu soruyla sırlarını ifşa ettiğini bilseydin; terk etmek nasıl bir yaradır anlardır. Terk eden, terk edilenden daha zordadır. O yüzden sevmek terk etmekle başlar.İşte bu nedenle siz buralardasınız, en sevdiğiniz şeyleri terk ettiniz! Niye! Çünkü sevginiz gerçek değildi; gerçek sevgi için terk ettiniz her şeyi… Kutsal sevgi için bu dağların gölgesinde yürümektesiniz şimdi.“Nisa! Sen doğru olanın yüzüsün. Toprak sür yüzüme! Ve sen şimdi korkunç derecede güzelleştin Gecebaz Rozerin, çünkü gerçeğin önündeki perdeyi kaldırdın kendi ellerinle…“Nisa! İnsan neden ayrılır? ”“Yanılgının kendisi insandır aslında. Şimdi bakın biz bütün anlamları ve kavramları yeniden yaratıyoruz mesela. Ve bunun için yalancı ve sahte dünyadan binlerce fersah yukardayız. Düşünün! Soru sormayı unuttuğunuz zamanlarda her şey ne kadar kolaydı! Ya şimdi? Zor olan ne kadar belirgin ve şimdi her şey daha güzel mesela. Bir damla pınar suyu, bir dirhem çiçek rayihası ve özgür bir soluk, ne kadar da anlamlı… İşte Nisa; bu gerçekliktir mesela! Mesela siz şu anda gecebazsınız. Yeni bir yaşam doluyorsunuz bu dağların yamacında. Kim inanabilirdi ki, yaşamın buralarda sizin acemi ellerinizle ve deli hırçın yüreklerinizle yaratılacağına. İşte Nisa; bunu yaratmanın adıdır mesela.O yüzden kadındır aslında. Yağmur, sudur ve topraktır. Unutmayın şimdi bir ritüeldeyiz. Mesela buna gecebaz ritüeli diyebiliriz. Siz gerçek gecebazlarsınız, ben bir düşün gecebazıyım mesela. Siz yaşamın gerçeğini örersiniz kadim ellerinizle, bende toplarım. Yeni düşler alırım-getiririm sizlere ki; yapınızın harcı güçlü olsun diye. Mesela bakın yapıcı sizsiniz, yaratıcı ben.“Nisa! Neden seni çok fazla çıplak gözle gözlemezdik? ”Aslında en çıplak olan bendim. Gözlerinizin perdeleri öylesine kapatılmıştı ki; baktığınız gözlerle beni göremediniz. Bende baktığınız ve size verilen gözlerdeki hain yandan korktuğumdan görünmedim. Ve aldatıcılar gelip beni çok yaraladı. O yüzden yıllarca, ulaşılmaz bir yıldıza çıktım ve inmedim ve düşlerinizi unutun, düş kurmayın ve görmeyin diye. İşte o zaman çöle döndünüz ve kurudunuz ve çıldırdınız ve delirdiniz ve hain oldunuz mesela! Sonra tekrardan Güneş Amara dan yükselince ve sizlerin ayakları sağlam basınca toprağa, dağları sevmeyi öğrendiniz ve kefiyelerinizi severek ve isteyerek boynunuza taktığınızda, hitabınız tıpkı yüreğiniz gibi büyüdüğünde; işte o zaman karar verdim yeryüzüne inmeye, artık size görünmenin vaktiydi. Çünkü siz artık gerçeğin Mukkades yolcularıydınız. Bu kavgada güçlü olmanız için düşlerimin kutsal suyundan besledim sizi, tıpkı eski zamanlarda güzel, soylu, savaşçı analarınızı ve atalarınız beslediğim gibi.Ve bu gece Nudanın yüreği çağırdı beni. Baktım ki, temiz çağlayan gibi ve baktım ki, yüreğinde yağmur yağıyor ve baktım ki, sevgiyle Kutsal aşkını bende arıyor; geldim ve göründüm ve mabedgahı oldum.Ve gecebaz Nudanın safir gözlerinden sizi izledim. Anladım artık Nisanın sizlere de görünme vaktidir.Şimdi bir ateş yakın ritüelimizin son raksına tutuşalım.“Gitme ey Nisa, bir sonsuzluk kadar kal”“Zaten gitmeyeceğim Ey gece baz Zin” gitmek ve kalmak aklımın izafi zaaflarıdır. Ben hep orada olacağım.“Nerede olacaksın Ey Nisa? ”Sol yanınızda, aşk yanınızda, NİSA’nızda! Şimdi hepiniz bir Nisa olmak için sınavı kazandınız. Ve kalkın ateş yakın ve yağmur toplayın ve taşı anlayın ve rüzgar doldurun nefeslerinize. Ve size lazım olan sizde gizlidir.Yanılgı insanın kendisidir. Kalkın ve Nisa için bir sonsuz özgürlük raksı yapın… Şimdi sizler güşgahınızda kutsal bir aşkın mukkades yolcularısınız.Ve kutsandınız ve arındınız ve sevgiye layık oldunuz! Ateş yandı, yağmur toplandı, rüzgar doldu nefeslere ve Nisa artık kendini yeniden parçalayıp özüne dönünce, düşler yeni yolculuklar içinde yol aldı yeni coğrafyalara.Sol yanına elini götürdü Gecebaz Nuda, soluğunun atışını duydu Nisanın ve şöyle dedi ritüelin sonunda; “Şimdi Nisa bizde gizli, biz Nisanın gözlerinde. Ve kalkın yürüyelim Nisanın düşlerine… Mesela o düşler ki; bizi Nisaya götürecek olan, yani özgür olana…”Ve yağmur tekrar yağınca yürüdüler Nisanın coğrafyasında…“Ben oyum ki her kim olsa serfürü eyler bana,Hak-i payım secdegah-ı zümre-i insandır.”(Fuzuli) SANABen.....Bütün yaslarımı geceleri tutarım,Yıldızlar hüzününü akıtırken ruhuma....Karanlığın göz kırpması,Gecenin ışığıda nafileee......Gecenin labirentide.Gece,Sensizliğim,yanlızlığımı,çaresizliğimi,Sinsice fısıldar karanlığa......Fettan,Fettan ay ışığıYılana,çiyanaSinyal.....Parıldar namluda.........Bilirim...Hayır gelmez namertin.Akındandakarasındanda.....Tüm kötülüklr çirkeflikler; Birer birer geceye baş koyar sesizce....Tan sonrası başlar kırlangıçların göçü,Doruktan yaylaya,Uyuyan, yılanlarda uyanır uykusundan..Ben mecalsiz,Sanal segah,Ruhumda sana pervane,Cesedim kalır bende geriye.....*****************************************************************************Heval ez evîndarimHeval ez evîndarimevîndarê zimanê qedexeevîndarê zimanê Kurdî meevîndarê pêşeroja wî meji bo wî ez hilînım penûsadinivisînim pirtûka,helbesta,çîroka û dîrokaez ji bo hebuna zimanê xwehêsirê xwe dirijînim li ser pelê jiyana xwezimanê min qedexe yedil li ji brîndarepêşeroja wî tarî kirineez jî ji bo ronîkirina pêşeroja wî hemezimanê mirov evîna mirove hevalmirov ji bo evîna xwe şer dikeemê jî ji bo evîna xwe şer bikinnişanê cîhanê bidin kuem hebum,em hene û emê hebim************************************************************PUSULABu geceYıldızları çalmış bulutlarGök karanlıkGece karanlıkIşık kapkaranlıkBütün karanlıkları da çalmışHüzünlerGece boşOda boşRanzam bomboşVe bir boşluktaİpince süzülüyorumYüreğimin pusulasıYönsüzlük hissiyatımı hafiflettikçe*** *** *** *** *** ****AND OLSU HAYAT BİZENedense fazla ölmüşüz hepHep biraz fazla.Tüfekler körNamlular uzunTetik sağırYinede yeşerir ömrümüzTarihi paslanmış boş kovanlar altındaDalgın bakışlı bir kadındı Kürt tarihiNe zaman kaldırmışsa mahir başını çarpılmışNe zaman kendi olmuşsa satılmış sala patıRevaçtaymış çapanoğlu uzatılmış el,Gülmüş selam veEl altında entrika yutmuş salon adamları bir düşmanO ise, sandık sepet bir tevazuuylaAvuçlanmış sam yeli bir empatiyiVe narçiçekleri sanmış nahoş durumlarıNarçiçekleri sanmış…Kurt masalı mekteplerMıymıntı zamanlarAltı üstü latife, memat hayatlarKuzgun yavrusu ve şahinler ordusuKülkedisi bir burjuvazi“kul sıkılmayınca Hızır yetişmez” ninnisinde devrimcileriVe mahmur bakışlı “Abdurrahman çelebi” liderlere meftunBir” vatan! ”İfrit olmuş yani kentlerDağlarsa yarÖyleyse neme lazım! Dağlara çıkar bütün yollarKar, kış, fırtına ve uçurumlar komplimanEn ketum ırmaklar tutsun elimizdenKopmuş tüm kızılca kıyametleri dolaştırsınNadidesıive nafilesi işgüzar bir çelişkidirDilimiz vurulsaAğzımız ölseGözlerimiz konuşurVe o uğultuGüneşin sıcak soluğu gibi inleyen o uğultuGüzlerimizin türküsüdür dinle! Şahittir ışıklarına ruhani diz çöktüğümüz güneşGözlerimizi kapatıp ta mırıldandığımız “Gatalar”“Vedalar” şahittirBugün değil ki küçük adamBugün değil ki hamasi inkârmışBugün değil halt etmiş işgallerÜstümüze başımıza kısalırTüm ideolojik zamanlarVe hala kaçıncı zamandır bilmem amaİlkel bir primattan dinledikHakkımızdaki fermanıYamandır canım yaman! Vebalı boynumuza bir dindir bu,Kalubeladan beri.Kenan iline vaat edilmiş bir yaradırMusa’sı yer İsa’sı gökSüleyman’ı bıktırır etimizdeki kemirgenVe cevahiri taşa vurur tanrıKuran yazdırır sonunda isyanımızaZend Avesta yazarGünü anlımıza…Şad olsunAnd olsun hayat bizeAnd olsun! Hele bir gün doğsun…*******************************************************NEŞELİ KUŞBak şu kuşun neşesineTünemiş hücremin penceresineEzgiler katıyor rüzgarın esintisineKaptırmış kendini kendi hevesineBelli ki gülümsüyor gecenin ertesineBilmeden sunulur sunuyor çevresine**************************************BİR ÜLKE DÜŞÜNÜYORUMBir ülke düşünüyorumBitimsiz maviliğinde turnalar uçuşurKelebekler sevişir tonunda yeşilinVeEsmerindenAşk destanları okunur gecelerindeDağlar ay renginde süslerken düşleriYıldızlar göz kırpar dost sıcaklığındaBir ülke düşünüyorumÖzlemin ezgisi kardeşlik faslındaŞahlanır ırmaklar barış türkülerinde renkler menevişler sevgi muhabbetindeDüşer yağmur damlalarıBaşak bereketindeBir ülke düşünüyorumGüneş iklimiŞiir aşkındaKurt ulumaları değilGüvercin kuğurmaları yükselir seherindeÇocuklar beslenir özgürlük melodilerindeTüter sevinçler gökkuşağı sarmalındaBir ülke düşünüyorumBulutlardan ırakBahar aydınlığındaBülbüller aşka gelir paylaşımın şavkındaIşır hayat anaların yürek atımıKıların tomurcuk patlatan gülümseyişindeVeAkar zaman güneşle sevdasındaDüşlerimin bakireliğindeGülümseyişi çocukAdı barış olanBir ülkeye uzanıyorumDünya durdukça ötekisiz olacakŞafaklarına yıldız yağacak.******* ******* ******* *******KESİK BAŞIMNe diyecektim? Artık hiçbir şey hatırlayamıyorum ki. Ha… Aklıma geldi, başıma gelen meseleyi anlatacaktım. Tamam.Sabahın erken vaktiydi. Rutin yaşam tersliklerim içinde uyandığımda el yüzümü yıkamadan bir fincan zehir gibi ağır kahve içerdim. Geleneğimi bozmadım. Küçük ve oldukça nemli kirli mutfağıma geçtim. Ocağı ateşledikten sonra küçük cezveyi bıraktım üstüne. Dalgın dalgın bekledim. Doğrusu niye beklediğimi de unutmuştum. Farklı bir dünyaya göçmüştüm o an. Kaynayan cezveden taşınca küçük mutfağa buhardan bir bulut yayıldı. Birden bütün vücudumu ılık ve boğucu bir hava sardı, dalgınlığımdan uyandım. İlkin ‘ne oldu yine’ diye irkildim. Daha sonra cezveyi ocağın üstüne koyduğumu anımsadım. Taşan suyla ocak sönmüştü. Bir an ne yapacağımı biledim. Boşa giden gaz kokusuyla mutfak daha da dayanılmaz bir hal almıştı. Neyse ki, kahve yapmak için mutfağa girdiğimi anımsadım. Ocağı yeniden yaktım. Kısık bir alev kahveyi cezveye attıktan sonra hafifçe ateşe tuttum. Taşmasın diye karıştırdım. Sarımsı köpük verince cezveyi çektim. Akşamdan hazırladığım kahve takımı ile birlikte yatak takımına yöneldim. Sanki hiç uyanmamış,hala da dalgın ve uyuşuktum. Yatak odasına geldim ve birkaç kere tökezledim. Kahve takımını düşürmemen bir şans eseriydi. Yanı başımdaki tarabeze bıraktım takımı.Dayanılmaz bir uykum vardı. Birkaç dakika daha kestireyim dedim. Uyandığımda 15 dakika gibi bir şey geçmişti. Kahve hala sıcaktı. Karıştırdım, yavaş yavaş fincana döktüm.Birden yine her sabah kahveyi içtiğim sırada o öldürücü yalnızlık hissi içimi doldurdu istemeden. “Keşke bir dostum ya da bir eşim,hiç olmazsa bir kedi,bir köpek, ya da saksıda büyütülmüş bir çiçek yanımda olsaydı” içimden geçti. Korkunçtu bu his benim için. Her defasında kendime lanet okurdum böyle hislerim olduğunda; ancak bu hisler pusuda yatmış gibi kahve içtiğim sırada beni vuruyorlardı. Nasıl kendimi kurtarayım bu düşmandan! Hızla elimi fincana atarak kendimi bu düşüncelerden kurtarmaya çalıştım. Çok hızlı bir ataktı bu, elim titredi, fincan elimden düşecek gibi oldu,fincanı yine tarabeze bıraktım, bırakmasaydım elimden düşecek param parça olacaktı. Ama bu atak bir işe yaramadı, istemediğim düşünceleri koymuştum kafamdan böylece. Derin bir nefes aldım. Bu arada sanki vücudumun büyük bir parçası eksikmiş gibi bana geldi, bir tüy kadar kendimi hafif hissetim kısa bir korku anından hemen sonra derin bir rahatlık içime aktı. Yaşamım boyunca ilk defadır kendimi böyle hafif ve rahat hissediyorum,ne güzel! ...Gönül rahatlığıyla elimi fincana attım. Ağzıma yükseltim. Fincan çok ağır geliyordu, sanki büyük bir demir güllesi. Bu ağırlığın altında elim hipertansiyonlu yaşlıların eli gibi titriyordu. Ağzıma kadar fincanı kaldırmak, çok uzun ve yorucu bir yolculuk yapıyorum gibi geldi bana. “Acaba ağzıma ulaştırabilecek miyim” gibisinden çok gülünç bir şey içimden geçti, yoluma devam ettim. Ama bir türlü bu yolun sonu gelmiyordu. Gülünç dediğim şey gerçekmiş gibi geldi bana. “ağzım o kadar uzak mı yani? Nasıl oldu da ulaşamıyorum bu lanet olasıca ağza? ! ” Bulamıyordum işte. İçim öyle bir gülme nöbeti aldı ki, deliler gibi kah kaha attım. Kime söylesem gülmekten kırılacak. Bedenime ait en işlek organı kaybetmiştim işte. Ne tuhaf bir güldürü. İnanılacak bir şey değil, korkunç da…“Yoksa rüya mı görüyorum? Yok canım böyle bir şey rüya olur mu hiç? Ne diye kendimi kandırayım, apaçık ağzımı kaybetmişim işte”. Birkaç deneme daha yaptım. Fincanı sağa,sola,yukarıya,aşağıya getirdim nafile.Her neyse, fincanla, kaybolmuş bir ağzı bulmak aklı başında bir iş değil, fincanı tarabeze bıraktım. Her iki elimle aramaya başladım. Korkunç bir şey. Omzumdan yukarı hiçbir şey yok! Kaynar bir suya düşer gibi oldum. Tüm vücudum titremeye başladı. Başım yoktu! Kaybolan ağzım değil, başımdı! Hiçbir zaman yapmak istemediğim bir şeyi yapmak istedim. Ağalamak. İçim dolmuştu. Boşalmak isterdim. Ne ağlayabilecek ağzım ve ne de yaş dökecek gözlerim vardı. Çevrem dönmeye başladı. Bir kara deliğe düşer gibi oldum. Her şey inanılmaz bir hızla ivme kazanarak dönüyordu. İçimden bağırmak geliyordu. Gevşedim bir çuval gibi yataktan yere yuvarlandım.Ne kadar yerde kaldığımı bilemiyorum. Artık benim için gece gündüz farketmezdi. Kalktığımda korkum geçmiş, vücudum titremiyordu. Sanki birden başsızlığa uyum sağlamış olmuştum. Ama çevremdeki her şey anlamsızlaşmıştı. Çevreme bakındım hoşuma gidecek ya da ilgimi çekecek hiçbir şey dikkatimi çekmedi. Her şey sadece kuru bir maddeydi artık. Doğrusu bu hoşuma gitti, baştan beri böyle bir şeyin peşinde değil miydim ki? Biraz doğruldum. Müthiş bir güç hissetim kendimde. Her şeyi etkileyebilecek ve hiçbir şeyden etkilenmeyecek, herkesi korkutabilecek ve hiç kimseden korkmayacak bir gücü vardı artık. Sevgi,aşk, şefkat,acıma, saygı… gibi aldatıcı tüm şeylerden arınmış biriydim artık. Hesaba katacak ve sayacak bir şeyden başka hiçbir bir şey görmüyordum, o da bendim… Ben…. Ben…Size anlatacağım bu kadar. “Nasıl bir duygudur başsızlık” diye sorarsanız, benim için müthiş bir şey, güzelliği hesaba katmayan bir dünya işte. Daha ne isterdim ki? ! O: ne güzeldir başsız yaşamak, benim için!
..

Devamını Oku
  • Emel Yılmaz
    Emel Yılmaz 05.09.2008 - 21:55

    'benden selam söyle dağlara benden dağlara...'

  • Emel Yılmaz
    Emel Yılmaz 29.07.2008 - 00:05

    Spas ji bo diléte rast, ji bo dîlberé feqé û helbesta kurdî...

  • Gülizar Güvenç
    Gülizar Güvenç 20.03.2008 - 13:52

    Gece Nöbeti
    Daha az seviyorum seni..
    Giderek daha az..
    Unutur gibi seviyorum.. Azala azala..
    Aramızdaki uzaklığın karanlığında..
    Geceler kısalıp..
    gündüzler uzuyor öyle olunca..
    Daha az seviyorum seni..
    Kendini iyileştiren bir yara gibi..
    Daha az..
    Ve zamanla.. Sen geceyi tutuyors ...

Toplam 6 mesaj bulundu

TÜM YAZILANLAR


  • Ateşbaz

    Feriha Deniz Esen

    07.07.2011 - 11:59

    ateşle yikanmanın temizliği bir duygu güzeliği bir şiir, yüreğinize sağlık ve tebrikler...

  • Her Şey Satılık

    Ümit Uzunhasanoğlu

    04.01.2011 - 12:54

    her şey satlık, çok anlamlı...
    insanın her yeri paramparça edilip pazara sunulan bir sistem de satılık olmayan bir şey varmı? hatta duygular, ruhlar bile satışa çıkarılmış...
    yüreğinize sağlık anlam yuklu bir şiir..!

  • Karamsarlık

    Hekim Serhat

    03.01.2011 - 11:53

    teşekkürler ibrahim bey:))

Toplam 29 mesaj bulundu

TÜM YAZILANLAR
  • özgürlük

    26.09.2008 - 18:20

    özgürlük:
    bir özlemdir,
    dayatılanlara karşı koymaktır,
    hayal ettiği yaşamı kurmak ve onun için mücadele etmektir bence....

  • Aysel Tuğluk

    29.04.2008 - 18:32

    Diyarbakir ilinden halkin iradesiyle meclise girmis bir milletvekilinin isimi sitenizdeki 'Nedir' bölümündeki Cinsellik bölümünde yer alması Diyarbakir halkinin iradesine dönük çirkin ve ıkrkçi bir yaklamiş olduğu açıktır. bu anlayışların sahibi faşist ve kafatasçi zihniyetin her gün farklı farklı yerlerde kürtlere linç girişiminde bulunup iki halkı bir birine düşürmeye çalıştıkları görmekteyiz. bunu yapanların sitede atılmasını, bu terimin de derhal bu kategoriden çikarilip hakkinda yazilan yazilarin tsilinmesini istiyorum ve bu faşist zihniyeti de kınıyorum.
    yaşasın halkların kardeşlığı kahrolsun halklari birbirine düşüren faşist zihniyet sahilari

Toplam 2 mesaj bulundu

TÜM YAZILANLAR