Güneşin ufuk çizgisindeki insanlarız, karanlığın önündeki sıcak kızıllık. Suskun bedenimizi boşver çarşaflarıyla ısıtıyoruz. Yüreğimize kazınmış her şizofrenik itirafların yanışı gibi. Göz bebeklerimiz de parıldıyor ölümün sıcak ikizi. Tekrar tekrar sarıyoruz yaralarımızdan önce katillerimizi. Her defasında morgtaki boynumuza ilişen sıcak bir nefesle uyanıyoruz, hep birilerini bekliyoruz o nefes için. Her yanışta kızıllığı görmek için yanmak gerekmediğini de anlıyoruz. Göz bebeklerimizin külleri uçurumdaki hafif bir esintiye karışırken geliyor aklımıza, o kızıllığın güneşte var olduğu. Sonra bulutlar geliyor aklıma... O derin beyaz. Ne kadar garip değil mi? Gökte derin bir beyazlık uçurumun aşağısında suskun bir siyah. Huzur kadar asil, ölüm kadar kasvetli. Peki.. Sen... Hangi renklerin içindesin? Siyah? Beyaz? Kızıl? Ya da... Sen, o uçurumdaki değil misin? "
bir kamyon yükü
anlam taşıdığı günlerdi
Kaldırımlar toz ve kağıt topakları
Ankara’nın




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta