Adem Işıklı Şiirleri

3

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Pipet bardaktan umut iksiri içmiş, deniz kızının siyah gözyaşı.

Adem Işıklı

Kaybedersin, her umutsuzluğa düştüğünde. Yeniden doğmaya çabalarsın ve her nefesle git giderek biraz daha yıkılırsın. Yıkıldıkça anlarsın ölmediğini, hala umudun vardır yaşamın neşesine ve yaşanacak onca bahara. Baharları beklersin ama dört mevsimi zihninde yaşarsın. Her fırtına ve her güneşli gün biraz daha çürütür seni. Çürüdükçe anlarsın ne kadar sona yaklaştığını. Ve her bir son yeni bir başlangıcın filizi olur. Yaprakların döküldükçe anlarsın.

Devamını Oku
Adem Işıklı


Sana geldim rüzgar, her şeyden kaçıp bir tek sana geldim. Bataklıklarımda ki dikenlerimi çürüttüm. Bedenime de bulaştı toprak kokusu, varoluşuma bütünlendim.Tırnaklarımla geldim, duvardaki boya kalıntılarıyla. Parmaklarımla geldim, eserken onlara zorluk göstermen için. Saçlarımla geldim, uçan tellerle yanaklarımın gıdıklanmasını isteyerek. Kimseyi getirmedim yanımda, yağmurlar getirdim toprağa ve sana. Söz verdi toprak bataklık olmayacak bugün ve söz verdi yağmur hiçbir damlası ayrılmayacak çocukluğumun camından. Kedimin kulaklarında ki fısıltıları getirdim sana, dertlerimi anla. Anılar getirdim sana; dallarını kırdığın kocaman çağlalar, zengin duvarlarında patlayan toplar ve balonlar içinde boğulduğum kabuslar getirdim sana. Bir pazar sabahı aldığım uçan balonumu sormaya gelmedim, biliyorum senin değil gökyüzünün suçu. Komşu çekmeceleri getirdim yanımda, içinde bir sürü ıvır zıvır olan. Belki beni geriye götürecek bir alet vardır içinde. Güneşe sorarım o söyler, sen zahmet etme hışırtın gölgeler umudumu. Uğultuların olsun sadece. İyilikler fısılda yağmurla. Ne getirmedim bugün yanımda. Kaybolmuşlukları, büyümüş yaşları getirmedim. Sen olgunluk sormazsın, değil mi? Öyle olsa esmezdin eskiden uçurtmama. Bak aklıma geldi. Bazen acımasızsın be rüzgar, gökyüzünü de kızdıracak bu halin. Ne olmuş yani, mangaldaki tavuğu yemek için uçurtmamın ipini toprağa sapladıysam? Hemen çalman mı lazımdı. Bak kırgınlığım da varmış sana. Olsun kapüşonumu çıkarabilirsen ödeşiriz, söz bağlamak yok. Sorularım çok gökyüzüne rüzgar. Bana küs biraz galiba, e ne yapsaydım, su alan ayakkabımı giydiğim gün getirdi yağmurları. Çatıya attığım dişimi, sormak istiyorum ona. Küçükken uçakların ardından sorular sorardım tekrar soruyorum, ne sorardım ki bu kadar güzel bakıyor bugün bana. Yağmurlardan da isteklerim var aslında. Çocukluğumun yerde ki birikintilerinde yansıması, botlarımın çırpıntıları ve içindeki onlarca seken çakıltaşlarım. Hepsini verse ya bana sakızlı bir toybox kutusunda. Neyse rüzgar çok konuştuk aç gözlerimi artık, ellerim arasından çekil uyanayım. Söyle gökyüzüne bir gün son defa uçurtma hediye edeceğim ona kendi ellerimle. Ve yağmur, artık su geçirmeyen ayakkabılarım var. Sen bilirsin işte...

Devamını Oku
Adem Işıklı

Güneşin ufuk çizgisindeki insanlarız, karanlığın önündeki sıcak kızıllık. Suskun bedenimizi boşver çarşaflarıyla ısıtıyoruz. Yüreğimize kazınmış her şizofrenik itirafların yanışı gibi. Göz bebeklerimiz de parıldıyor ölümün sıcak ikizi. Tekrar tekrar sarıyoruz yaralarımızdan önce katillerimizi. Her defasında morgtaki boynumuza ilişen sıcak bir nefesle uyanıyoruz, hep birilerini bekliyoruz o nefes için. Her yanışta kızıllığı görmek için yanmak gerekmediğini de anlıyoruz. Göz bebeklerimizin külleri uçurumdaki hafif bir esintiye karışırken geliyor aklımıza, o kızıllığın güneşte var olduğu. Sonra bulutlar geliyor aklıma... O derin beyaz. Ne kadar garip değil mi? Gökte derin bir beyazlık uçurumun aşağısında suskun bir siyah. Huzur kadar asil, ölüm kadar kasvetli. Peki.. Sen... Hangi renklerin içindesin? Siyah? Beyaz? Kızıl? Ya da... Sen, o uçurumdaki değil misin? "

Devamını Oku