İndirin beni...kulpu kırık dünyanın uçlarından tutmaktayım,siz tutun ellerimden,sıkı sıkı...indirin ve fırlatın beni toprağa... kendimi yaşamak istiyorum,bu kadarlık bir fedakârlık yapın bana.Zamanınızı almayacağım sadece elimi tutun.
Bu kalabalıkta tenime bile dokunamıyorum,kendimi bulamıyorum Kendimi bulsam karşımdakini bulamıyorum dört nala koşuyorum yine kendimleyim.
Bu andan itibaren beni de istemiyorum,mayınlı düşüncelerimi,merminin oyduğu beynimi de istemiyorum,burun kanatlarım bahçemdeki güllerin kokusunu alamıyor, renkleri unuttum.Sahi kızıl güldü ismim değil mi? ya da gül fidanı? sadece babamın söylediği kırmızı gülün alı vartürküsü hafızamda, annemin nefesi,bir de şiirlerim.
Kayıt tutmasın beynim,hafızam yorgun...her adım attığım anım hâlâ dimdik dur diyorsa bana,ben de aykırı yürümek istiyorum kaldırımları. Belki sokakta seksek oynamak, ip atlamak,deniz kenarında midyeleri toplamak,sümüklü böcekleri kurutup ipe dizmek,güneşe gülümseyip bulutları avuçlamak istiyorum,martıları da istemiyorum onlar sessiz denizin kuşları değil kulağımın dibinde çığlık çığlığa.Bana sadece turnalarımı verin.Kanatlarındaki huzuru okuyacağım.
Sizin hayatınızda da bir yanlış üç doğruyu götürüyor mu turnalar? benim hayatımda götürüyor,atalarım bana tek bir yanlış bile yapmayacaksın,bir tek hatan üç doğrunu götürecek demişlerdi.Ama bu dünya sanki cehennem,karşımdakinin yanlışı doğru oluyorsa,benim doğrum yine bana kalıyor...ve kalemim yanıyor,kağıdım yanıyor.
Limanlar gemileri nasıl bekliyorsa ben de doğruları öyle bekledim...lâkin yalan sağanağının içine demir atmış bir yığın insan içinde kayboluyorum.Doğrularıma sâdık yaşadığım için mi çok yoruldum? Keşke küstâh olabilseydim.
Haydi turnalar alın beni kanatlarınıza,kaçıyorum nemli bataklıklarınıza,bozkırlarınıza...yok yok toprağa da ayak basmak istemiyorum,yordum sizi...bir tek yanlış yapayım,götürsün üç doğruyu.Bilirim ki o doğrulardan bir tanesi turnaların sâdık yaşantısıdır.Yine mi yanlış yapamadım acaba?
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Duyarlı yüreğinize tebrikler selamlar
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta