Türkçemiz Şiiri - Rıfat Ilgaz

Rıfat Ilgaz
7 Mayıs 1911 - 7 Temmuz 1993
48

ŞİİR


71

TAKİPÇİ

Türkçemiz

Annenden öğrendiğinle yetinme
Çocuğum, Türkçeni geliştir.
Dilimiz öylesine güzel ki
Durgun göllerimizce duru,
Akar sularımızca coşkulu...
Ne var ki çocuğum,
Güzellik de bakım ister

Önce türkülerimizi öğren,
Seni büyüten ninnilerimizi belle,
Gidenlere yakılan ağıtları...
Her sözün en güzeli Türkçemizde,
Diline takılanları ayıkla,
Yabancı sözcükleri at

Bak, devrim ne güzel
Barış ne güzel
Dayanışma, özgürlük...
Hele bağımsızlık
En güzeli sevgi
Sev Türkçeni çocuğum,
Dilini sevenleri sev

Rıfat Ilgaz
Kayıt Tarihi : 26.8.2000 18:02:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Necip Zeybek
    Necip Zeybek

    Türkçe ana sütü gibi temiz, Sütü gibi anamızın helalimiz. Ancak süt nasıl ki saf su ya da bir kaç mineral, vitamin, kalsiyum, protein gibi maddeden oluşmamışsa dil de tek bir kavmin bilim ve kültür hazinesinden oluşmaz.

    İşte giderler
    Koridar’a geçenek sözcüğü
    Viraj’a dönemeç
    İstasyon’a durak
    İmalathane’ye işyeri
    Atelye’ye işlik
    Plaj’a kumsal
    Arşiv’e belgelik
    Garaj’a taşıtlık
    Gardrop’a giysilik
    Mayo’ya denizlik
    Rıhtım’a gemilik
    Balkon’a çıkıt
    Mezbaha’ya kanara
    Mezarlığa gömütlük
    FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

    Şairin özenle seçtiği sözcüklerden hangilerinin daha çok kullanılır durumda olduğuna baktığımızda maalesef şairin istediği ve beklediği sonucun doğmadığını, yani farklı dillerden giren sözcüklerin daha yaygın kullanıldığına şahit oluyoruz.

    AÇ ZENGİNLİĞİMİZ

    Yoktur
    Türkçesi olmayan sözcük
    Ya unutulmuştur o
    Ya anımsanmamıştır
    FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

    Yine şairin gördüğü gibi olmuyor olay.Çünkü bugün kullandığımız pek çok eşya ve teknik terim maalesef atalarımızın hayatında yoktu.Otomobil, tranvay, televizyon, telefon; eksantirik kayışı, elektrik, ekran,tuş… yoktu. Öyleyse bu günün insanı daha çok sözcüğe ihtiyaç duymaktadır ve bunları var olan sözcüklerle karşılamamız veya onlara hep benzer ekleri ulanması ile ortaya çıkacak yeni ama tekdüze seslerden örülmüş, anlam karışıklığına,zihin tembeliğine neden olacak sözcüklerle karşılamaya çalışmamız akıllıca ve doğru bir yol değil.Yani dilimiz farklı yöntemlerle zenginleştirmeliyiz.

    Onca yıldır bilhassa doğu dillerinden dilimize girip yerleşmiş sözcüklere savaş açmış olanlar,- ki Arapça ve Farsçadan dilimize yerleşen sözcüklerin toplamının sekiz bin civarında olduğu söyleniyor; oysa aynı dönemde Fransızcadan giren beş bin civarındaki sözcükle pek uğraşmamışlardır- Sarf ettikleri gayretin, hassasiyetin yarısını, günümüz Türkçesini istila eden Latin dillerinden giren ve büyük kısmı da gerçekten ihtiyaç duyduğumuz sözcüklerden oluşan bu yazılışı problemli, söylenişi zor, çağrışım gücü olmayan, ithal kelimelere yerinde ve doğru karşılıklar bulmaya ayırsalardı, bugün dilimiz daha zengin ve arı bir dil olurdu.

    Latin dillerinin istilasının ne kadar büyük olduğunu görmek bakımından şu sayısal veriye bir göz atmamız sanırım yeterli olacaktır Büyük Türkçe sözlükte yer alan kelime sayısı son yirmi yılda otuz bin civarında artmıştır. yetmiş beş - seksen binlerden yüz on bir bin sözcük sayısına ulaşmıştır.Maalesef son dönemde dilimize girip yerleşen sözcüklerin büyük bir bölümünü İngilizce gibi Latin kökenli sözcüklerden girenler oluşturmuştur.

    Bana göre en önemli bozulma yazım kurallarında ortaya çıkmıştır. Bizim dilimiz okunduğu gibi yazılan bir dildir.Oysa batı dillerinde sözcüğün yazılışı başka, okunuşu başkadır.Ve bu kural bizim dilimizde de kullanılır olmuştur.Oysa Amerikada da İngilterede de benim ülkemin adı bir takım anlam karışıklıklarına neden olmasına rağmen benim dilimdeki gibi yazılıp söylenmiyor.

    Ana dilini sevip korumak ve geliştirmek isteyenlere dört önerim var:
    1) Yabancı dilden eğer bir sözcük alınıp kullanılıyorsa okunduğu gibi yazılmalıdır.
    2) Dilimize girip yerleşen sözcüklerin sadece söylenişi zor olanların yerine Türkçe sözcükler bulunmalıdır.
    3) TDK bünyesinde oluşturulacak bir ekibin dilimize girmesi muhtemel sözcükleri yazılı ve görsel medyayı iyi takip ederek Türkçe karşılıklar bulmalıdır.Sözcük dilimize yerleştikten sonra değil,daha girmeden önlem almak gerekir.
    4) Yeni Anayasa’da anadilini korumaya ve kendi kuralları dahilinde zenginleştirmeye yönelik hükümler konulmalıdır.Anayasaya Kürtçe, Lazca, Çerkezce, Arnavutça gibi dillerden Türkçeye uygun bazı ifadeler seçilerek alınmalıdır.(İngilizceden, Fransızcadan sözcük alan bir ulus kendi kardeşlerinin dilinin sözcüklerini de kendi diline katmaktan, kullanmaktan çekinmemelidir.)
    5) Dili koruyup zenginleştirmek için parasal destek bütçeye konmalıdır,
    6) Dilimizi zenginleştirme çalışmalarında öncelik türetme ve birleştirme yöntemine ayrılmalı.Yabancı dillerden aktarma veya uydurma yöntemi kullanılacaksa hangi dilden sözcük alınıyorsa sözcüğün ilk hecesi veya ilk iki hecesi alınmalıdır.Bu yöntem tercih edilirse Türkçenin hece çeşitlerine uygun yazım olacak şekilde ünlü ilave edilip ya da atılabilinir.

    Bugüne değin saplantılı bir şekilde sadece Arapçadan giren sözcüklere karşı çıkan kişiler ellerini vicdanlarına koyup düşünsünler aşağıdaki hangi sözcüklere öz Türkçe karşılıklar bulmak isteyeceklerdir?

    ARAPÇA: Cumhuriyet, halk, devlet, hukuk, hürriyet, adalet, milliyet, vatan, şehit, akıl, aile, ahlak
    FRANSIZCA: Laik, sosyal, çevik, bürokrasi, televizyon, radyo, terör, abajur.
    FARSÇA: Zengin, aferin, bahçe, bülbül, can, canan, abdest.
    İTALYANCA: Politika, gazete, alaturka, banka, çapa, çimento, fabrika.
    İNGİLİZCE: Bot, cips, futbol, hostes, email, kariyer, lobi, linç.

    Eminim ki hiç kimse “ Türkiye Cumhuriyeti Devleti” ifadesindeki cumhuriyet sözcüğüne kafayı takmayacaktır.

    Arı dil peşinde koşmak akıl kârı değildir. Fakat Türkçemizi kendi haline terketmemeli ona sahip çıkmalıyız. Ve onu korumak geliştirmek duygularla değil akılla olacak iştir.Onu başka dillerin boyunduruğu altına sokmadan yaşatmak ve zenginleştirmek hepimizin boynunun borcudur.

    Diline sahip çıkmayan uluslar kültürleriyle birlikte kimliklerini de yitirirler ve tümden yok olurlar..Millet darmadağın olsa dahi yeniden bir araya gelebilir ve millet olma şansını yeniden yakalarlar,devletler yıkılsa dahi yeni bir düzenle yeniden tarih sahnesinde başka bir adla yer alabilir.Ancak dilini yitiren uluslar bir daha asla bir araya gelemez.Milli birliği sağlayacak yegane unsur dildir.

    Necip Zeybek
    Kayıt Tarihi : 15.10.2011 23:43:00

  • Xalide Efendiyeva
    Xalide Efendiyeva

    Dilimizde pasapot almış arap, fars kökenli, avrupa kökenli kelimeler var. Hem Türkiye türkçesinde, hem Azerbaycan türkçesinde.


    Mesela Türkiye lehçesi sözlüyünde helikopter, asanör, balyoz ve s. gibi Arupadan gelme kelimelerin karşılığı yok ve kaldırırsak yerine ne kullanacağız. Mesela biz teyyare (arapça) diyoruz, siz uçak. Bence uçak daha uygun. Bu tür kelimelerin karşılığı yok çünkü icad edeni biz değiliz. Mü yle başlayan kelimeler arapça. sözlükten çıkardık diyelim, yerine ne kullanacağız? Hepsi "uçak" gibi uğurlu olamaz.

    Aynı durum Avrupada, arapda, farsda var. Diller akrabadır. Bu yüzden temiz dil imkansız

  • Habip Yağmur
    Habip Yağmur

    Bağnaz kafalar dile giren yüzlerce batı menşeili kelimeyi görmez kafayı arapçaya takar, aslında bilinçaltlarındaki islam düşmanlıklarını arap dili üzerinden dışavururlar, çatlasanız da patlasanız da bu milletin kahir ekseriyeti müslümandır ve öyle kalacak bu da böyle biline.

  • Cihat Şahin
    Cihat Şahin

    Bayan Monelli lütfen önce Arapça ve Farsçayı önce öğrenin sonra itiraz edin! Merhaba Arapçada Rahab kökünden gelen -rahat olma manasında kullanılan- bir zarftır! İnanmazsanız Ya yazılı bir lügat'a ya da İnternet'ten sorgulamalar yoluyla öğrenmeye bakın! Korkmayın haksızlığını kabul edip özür dilemek de bir erdemdir.

  • Tayyibe Atay
    Tayyibe Atay

    Teşekkür ederim, sayın Monelli...saygılarımla...

TÜM YORUMLAR (26)