İnsan hayatının hiçe sayıldığı
bir yerdeyiz.
Bazen durup düşünüyorum;
ne ara alıştık ölümlere?
Sabah bir haber düşüyor önümüze.
Birileri ölmüş.
Öğlen başka bir şey konuşuyoruz,
akşam televizyon yine açık.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Ama bir evde
öyle olmuyor işte.
Bir sandalye boş kalıyor.
Sofraya bir tabak fazla konuyor,
belki alışkanlıktan,
belki insanın kabullenemediğinden.
Anne bekliyor.
Baba susuyor.
Çocuk olan biteni
henüz tam anlayamıyor.
Böyle şeyler çocuklara
kolay anlatılmıyor.
“Öldü” diyorsun yalnızca.
Sonrasını sen de bilmiyorsun zaten.
Sonra kendinden olmayanı
neden başka türlü gördüğümüzü düşünüyorum.
Sanki insan değil.
Sanki onun acısı
bizim acımızdan ayrı.
Neden?
Korktuğumuz için mi?
Bize böyle öğretildiği için mi?
Yoksa bazı acıları görmemek
işimize mi geliyor?
“Sen onlardansın.”
İyi de ne demek bu?
İnsan insandır.
Bir dili başka diye mi değişiyor?
Başka bir yerde doğduğu için mi?
Başka türlü düşündüğü zaman mı?
Bir insan öldüğünde
bunların hiçbirinin anlamı kalmıyor.
Toprak ayırmıyor insanı.
Bizim birbirimiz için çizdiğimiz sınırları
o çizmiyor.
Alıyor herkesi içine.
Sessizce.
Sonra çıkıp
barıştan söz ediyoruz,
kardeşlikten.
Sözler güzel.
Ama hayatın kendisi
her zaman o kadar güzel değil.
Sokakta başka,
evde başka,
bir annenin gözünde bambaşka.
Kardeşlik bazen bir kelime değil.
Birinin yanında durabilmek.
Elini tutabilmek.
Hiçbir şey söylemeden
“Ben buradayım” diyebilmek.
Çünkü bazı acıların karşısında
insanın söyleyecek sözü kalmıyor.
Bazı ölümlerin ardından
şiir bile yetmiyor.
İşte o zaman
insan susmak istiyor.
Sonra kendi kendime kızıyorum.
Susunca ne değişecek?
Kim soracak
“Bu insan neden öldü?” diye?
Hepimiz zaman zaman
başımızı başka tarafa çeviriyoruz.
Ben de çeviriyorum.
Yalan söylemeyeyim.
İnsanın gücü her şeye yetmiyor.
Önce Edip Akbayram geliyor
Arkasından Volkan Konağı
Sonra Kazım'ı düşünüyorum.
O sesi...
Bir yerinden yara almış gibi,
ama yine de söylemeye devam ediyor.
Türkü sanki denizin üstünden değil,
bir yaranın içinden geliyor.
O sesi duyunca
biraz utanıyorum.
Çünkü insan bazen
yalnızca kendi hayatına devam ettiği için bile
utanabiliyor.
Başkasının acısını uzaktan seyredip
“Geçmiş olsun” demekle yetindiği için...
Ne tuhaf.
Bir insan ölüyor,
ertesi sabah biz yine kalkıp
kahvaltımızı yapıyoruz.
Hayat devam ediyor, diyoruz.
Belki gerçekten ediyor.
Ama bazı evlerde zaman
o günün içinde kalıyor.
Saat çalışıyor,
insan çalışamıyor.
Duvarda bir fotoğraf,
askıda bir gömlek,
telefonunda silmeye kıyamadığın
bir numara...
İnsan böyle eksiliyor galiba.
Bir anda değil.
Önce birbirimizden,
sonra kendimizden.
Sonrasını söylemeye
dilim varmıyor.
Ama yok olanı biliyorum:
Sen.
Ben.
Sevgi.
Zaman.
Ve sonunda
insanın kendisi.
Kazım'ın türküsü
bir yerlerde hâlâ çalıyorsa
bırak çalsın.
Belki bir çocuk duyar.
Belki biz duyarız.
Belki bir gün
aynı toprağın üzerinde
birbirimize düşman gibi değil,
yalnızca insan olarak bakabiliriz.
Bilmiyorum.
Belki çok şey istiyorum.
Ama bir insanın
insanca yaşamasını istemek
çok şey olmamalı.
Öyle değil mi?
Kayıt Tarihi : 18.09.2026 22:53:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!