ve 'işte tamam' dediğin anda kopacak kıyamet
fırtına ya da tufan
sen anlayacaksın sadece,
kalabalıklar fark etmeyecek
anlamayacaklar, fark etmeyecekler
Hiç ummadığım bir an ve zamanda, kirli pabuçlar, zorla çıkılan bir çamurlu yokuşun ardından kendimi sahnede buluverdim. “Oyun oynanacak, çabuk sahneyi temizle ve toparla” dendi; aceleyle işe koyuldum. İş biter, ter diner, fırsattan istifade oyunu da izlerim dedim ama aniden ağır ağır açılmaya başlayınca kalın saten perdeler, sahneden çıkmak gerektiğini anlayarak ayrılmaya çalıştım. Etrafımdaki eller ve bendenler izin vermedi sahneyi terk etmeme; oyun senin dediler ve ittiler. Çıkamadım, elde süpürge kalakaldım. Sahnede ben, süpürge, kirli pabuçlar ve seyirciler…
Bir şey söylemem gerekiyordu ama söylenebilecek tek bir söz bile yoktu. Gölge halindeki simalar beni izliyordu ve tektim sahnede, kimse yoktu. Korkuyor, titriyor ama hiçbir şey söyleyemiyordum. Ben bir oyuncu değildim, figüranlık bile bana hayal geliyordu. Düşünüyordum; benden ne bir prens, ne prenses, ne de herhangi bir şey olmuyordu. Elimdeki süpürge bile eğreti duruyordu; ben sahneyi süpürecek ve gidecektim oysa işim buydu…
Ben, yine yalnızdım koca sahnenin ortasında ama kalabalıklar ile çevriliydi etrafım ve her yanda insanlar vardı. Yanımda değillerdi, yine tek başıma ve yapayalnızdım.
Oyunun benim oyunum olduğunu söylediler ama ben ne oyunu ne de söyleyebilecek bir şeyi bulamıyordum. Eğreti duruyordum zaten sahnede, bütün ışıklar beni gösteriyordu. Karanlıktı diğer yerler; herkes beni görebiliyor, duyabiliyordu ama benim görebildiğim şeyler, gölgelerdi.
Tek başına oynanabilecek bir oyun bilmiyorum. Birileri olmalı, bir başrol, bir dublör, ya da herhangi bir şey olmalıydı. Ne yapmam gerektiğini söyleyen bir suflör bile yoktu. Bu oyun, kimin oyunuydu? Yoksa yine bir hata vardı da suçlu mu aranıyordu?
Kalabalıklar içerisinde ben hep yalnızdım. Zaten dokunduğum her şey ya donuyor, ya da susuyordu. Tutunamıyordum hiçbir yerde ve gönülde ama şimdi bu sahnede tektim, çağırsam biri duyar mı, gelir mi bilmiyordum. Bu nasıl bir döngü, nasıl bir karmaşaydı? “Şimdi kimi çağırabilirim? ” düşüncesi bile korkutuyordu beni. Sesime bir ses cevap verir miydi? Kim koşardı yardımıma, kim destek olurdu. Yapayalnız ve kimin olduğunu bilmediğim bir sahnedeydim. Benim ne işim vardı burada, neden buradaydım, ne yapmaktaydım? Sonrasında yapacağını bilmeyen biriydim ben.
HER ŞEYDE SEN VARSIN
Sevgi pınarından bir avuç su içecektim
Tam eğildim suda aksin vardı
İçemedim
Bir kız vardı uzun siyah saçlı
Ben seni henüz affetmedim.
Bitmedi hâlâ içimdeki muhasebe.
Neyi nereye koyduğumu unuttum.
Bir şeyler eksik, arıyorum.
Ben seni henüz affetmedim.
Okunmamış, yazılmamış şiirler var.
Hatırladıysan Özlediysen ya da herhangi bir şekilde anımsadıysan
Çekinme ara ben buradayım
11 haneli bir numara kadar yakın bir hava alanı mesafesi kadar uzaktayım
Perdeleri çekili kapalı bir pencerenin
Ardındaydın sen
O kadar çok uğraştım ki sana ulaşabilmek için
Yağmur oldum damlayamadım
Işık oldum sızamadım
Dondum dışarıda
Sen gidince solmuş çiçekler,
Ağaçlar hüzünlenip yaprak dökmüşler,
bulutlar çok üzülmüş ağlamışlar.
nasıl bir gidiş ise yazı bitirmiş;
son bahar gelmiş
Bir şehir donarmı
Donar
Bu şehirde tütsün diye ocaklar
Sobalarda ömür yanar
Ve Erzurum'da bu yüzden
Hep Erken Ölür Babalar
Ve sırılsıklam gelmişsem kapına
Salya sümük ağlıyorsam
Olanların hiçbirinden sorumlu değilsem
Masumsam biraz da sarhoşsam
Kelimeler tam anlaşılamıyorsa gözlerim bulanıksa
Olanlardan yine de mesul sam




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!