Yapışır, bırakmaz kullar peşini
Bir verirken dünya, alır beşini
Hesap kitap derken ömür tükenir
Bir çözen var mı, aklın işini
Kat alır, yat alır, mal mülk edinir
İster yeni olsun ister eski
Yıl dediğin nedir, akıp gidiyor
Kimine kuru aş, kimine viski
Kimini yürekten yakıp gidiyor
Kiminde yarayı baştan kaşıyor
Birlikte uçabilseydin kuşlarla, kaybedecektin;
gökyüzü tılsımını,
maviler sihrini,
öteler gizemini,
ve sen hayallerini...
Gönül koysam pazara
Elliye var kırka yok
Gelir m'ola nazara
Lokma bulsam hırka yok
Sabır dedim hep sustum
doğrudur sendelediğim,
ben senden giderken
hınzır bir ayrılık,
gavur ölüsü gibi çökmüştü omuzlarıma
Ne menem illettir savurdu beni
Yaprağın rüzgarla gittiği gibi
Ayrılık ataşı kavurdu beni
Yusuf’un Yakup’a ettiği gibi
Akçeydim pazarda, pula döndüm oy
Bir deniz bir buluta ağmış
Yâr, menevişli o gözler,
bulutlardan nem mi sağmış?
Yüzünde ay tozu yâr
Hangi iklimin şafağına müştak
Yüzün görse pervaneler
Dergahında cezbelenir
Meşk sarhoşu divaneler
Semah içre aşk dilenir
Şehrin gürültüsünde ürkünç bir sağırlık, tarifsiz bir ağırlık var, günün sırtında.
Akan kalabalıkları izliyorum caddelerden.
Yabancı çehrelere boyanmış sokaklar, meydanlar, grinin saltanatına çoktan râm olmuş.
Bir tarafta devingen gölgeler savuran şafak, bir tarafta şehir...
Hangi merhem ilacıdır
Yaralarım söz yarası
Bilen var mı, ne acıdır
Yaralarım öz yarası
Nasıl illet, nasıl maraz




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!