Kaç kez sustum, ağladım seni beklerken,
kaç kez umut besledim yüreğime.
Bir mum ışığında sabahladım.
Susadım sana.
Uykusuz geceler, içime attığım bir demlik çaydır.
Bendeki bu aşk; içtikçe seni hatırlamak,
sıcağıyla sohbetinde sana karışmaktır.
Kaç fırtına dindi bu küçük mutfakta,
kaç sessiz bakışta eridi koca dünya.
Eskidikçe kıymetlenen o eski plakta
hâlâ bizim şarkımız çalar,
hâlâ bizim aşkımıza ağlamakta.
Susadım sana…
Ve her sabah, fincanın dibinde kalan telve gibi
biraz daha sen kalırsın içimde.
Adını söylemesem bile bilirim,
sessizlik bile seni fısıldar bana.
Bir pencere aralığından giren rüzgârda,
perdenin usulca kıpırdayışında,
sanki sen yürürsün odanın içinde,
sanki birazdan kapıyı çalacaksın.
Ben yine çayı koyarım o eski demliğe,
yine iki bardak dizerim masaya.
Biri bana, biri sana…
Gelmesen de
susadım sana.
Zaman ağır ağır akarken duvarlarda,
takvim yaprakları sararır beklemekten.
Bir fotoğraf düşer elimden yere,
gözlerin bakar bana eskiden.
O an anlarım;
bazı aşklar gitmez aslında,
sadece sessizleşir insanın içinde.
Bir türkü gibi…
uzak ama hâlâ kalpte çalan.
Yıllar geçse bile değişmeyen bir şey var:
bir çayın buğusu,
bir plağın kırık sesi,
bir de içimde büyüyen sen.
Ben hâlâ aynı masadayım,
aynı sandalyede beklerim seni.
Kapı çalınsa irkilirim hâlâ,
belki sensindir diye.
Çünkü bazı bekleyişler bitmez,
bazı aşklar eskimez,
bazı susuzluklar dinmez.
Ve benim içimde hâlâ
bir damla umutla
bir ömürlük bir susuzluk var…
Susadım sana,
hâlâ
susadım sana.
Ve bir gün dönersen,
bil ki çay hâlâ sıcak olacak,
o eski plak yine dönecek…
ve ben yine
sana susayacağım.
Kayıt Tarihi : 8.3.2026 18:21:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!