Eylül ayında belirdi zaman,
Yer çekimiyle düşer toprağa...
Yaprak gibi inceden,
Ölüm gibi sessiz...
İniyorsun yüzüstü;
Dalında açarsın ilkbaharda,
Çok sürmeden düşersin.
Sen düşersen gardın düşer;
Belki haftalara, belki aylara...
Sen düşersen hazin düşer,
Toprak dökülür bağlarına.
Sen düşersen
Köklerinden yol olur yollarına...
Sürgün edilmiş gurbetlere koşarsın.
Dalında türlü yemişler ve kuşlar...
Ötüşlerini duyuyor musun?
Acı bir türkü, bağrı yanık...
Gidersen hepsi hüzünlü;
Bu sonbahar da geldi, geçti,
Çok kısa sürdü.
Göklerden çiselendi yağmur,
Özlemiştir toprağını...
Bilinmezlerde yaşamak;
Belki sunmaktasın çehreni.
Bilinen yer belli,
Gidilen yol; serdengeçti...
Ama zamansız gitmek mi,
Ya da zamanla ölmek mi?
Dökülünce dökeceksin içini,
Veya göreceksin belki
Gurbet denilen yeni yerleri...
O yerlerde de özle bülbülü ve arıları.
Altına serilmiş uzunca bank;
Ne sevdalar yaşandı, özle de bak!
Dallarına kırağı düşmüş, gördün mü?
Bembeyaz karları...
Toprak da yaşlandı heyhat,
Giymiş yine akları!
İlkbaharın geldiği
Sıcak ve samimi dünler...
Can katardı açık, güneşli günler.
Camından izliyor meraklı, gülen yüzler;
Meçhuldesin şimdilerde...
Sevinsin eller,
Sevinsin seninle dökülmeyenler!
Yol uzun, yol yorucu...
Yer altından da olsa
Yerin altı yorgun.
Dökülenler toprak altında,
Aşağısı fazlasıyla dolgun.
Seni bekler karıncalar,
Bugünlerde iyiden iyiye durgun.
Kabukla sarılmış gövden meftun;
Yolunu gözler oldu
Dalından koparan vurgun.
Derinlerde böceklerden bir karış ordu...
Ya alış, ya da tanış;
Orası da garipler yurdu...
Orhan Çevik
Kayıt Tarihi : 14.10.2026 03:14:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!