Kuşlar gibi çırpındık üç ay sorguda,
Yeni bir kimlik sahibi olduk katil,
Asıl anlatmak istediğim şey
Kime desem, nasıl desem bilmem ki
Hiçbir şey…!
Kilit vurulur dudaklara
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
Devamını Oku
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




DAVET
Özüm yüreğimde hasret duyduğum,
Ayaklarım dolaşıyor, çabuk gel.
Candan içre, öz yerine koyduğum,
Tüm yıllarım gülüşüyor, çabuk gel.
Laiklik gidiyor duyun ahali,
Onun boynunadır varsa vebali,
Cömertliği Ebubekir timsali,
Damla çaya alışıyor, çabuk gel.
Resul-ü Ekrem’in ıyal, alisi,
Tümden olmuş Ehl-i Beytin delisi,
Hattab oğlu Ömer adaletlisi,
Dertler beni bölüşüyor, çabuk gel.
İçim kan ağlarken yazmam mı ağıt,
İlim arif işi gerekmez öğüt,
Osman’la Kuran’ı hatmeden yiğit,
Gönül sana çalışıyor, çabuk gel.
İşkenceye maruz koyunca bahtı,
Ali’nin mertliği gönlünün tahtı,
Bir yana koyamam amanı, ahtı,
Acı, sızı buluşuyor, çabuk gel.
Hasan, Hüseyin’e sevdalı kişi,
İslamı yüceltmek olmalı işi,
Ey yarlar sultanı, sahabi eşi
Riyakarlar yılışıyor, çabuk gel.
Garibim yurdumda, kaybolmuş sılam,
Dünü düşünürüm, şaşarım balam,
Kaleli’den kucak dolusu selam,
Dostluk yeni oluşuyor, çabuk gel.
Ben üç-beş ün zor dayndım, üç ay bu; dile kolay.
Anaya küfredenler sanki anadan doğmadılar mıydı?
Nasıl da insanlık terkedilmişti.
Bu şiir ile ilgili 2 tane yorum bulunmakta