Son Kıyamet Şiiri - Mehmet Bildir

Mehmet Bildir
230

ŞİİR


13

TAKİPÇİ

Son Kıyamet

Son Kıyamet

Bunca zaman bütün duyguları
kendi yüreğimden anlattım.
Kırgınlıkları, hüzünleri, ayrılıkları,
özlemleri ve içimde büyüyen sessizlikleri
kendi sesimle bıraktım kâğıdın üzerine.

Fakat bu gece başka bir hikâye var önümde.
Bu gece bir kadının kalbinden yazıyorum.
Onun sustuğu yerden konuşuyor,
onun dökemediği gözyaşlarını
kendi kalemimle kâğıda bırakıyorum.

Bana,
“Bir kalbin yaşarken nasıl öldüğünü yaz,” dedi.
“Nefes alan bir insanın içinde
nasıl kıyamet koptuğunu yaz.
Kimsenin duymadığı çığlıkları,
kimsenin görmediği yaraları yaz.”

Sonra sustu.
Uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Ben onun sustuğu yerde
bir hayatın nasıl parçalandığını gördüm.

Bulutlar bile yağmur yağdırmaya kıyamıyordu o gece.
Gökyüzü kendi yükünü taşırken
bir kadın dört duvarın arasında
içinden yağan yağmurla boğuşuyordu.
Kimse onun ıslandığını bilmiyordu.
Çünkü bazı gözyaşları gözlerden değil,
insanın en derin yerlerinden akıyordu.

Bana ihanetin ne olduğunu sordu.
Cevap vermedim.
Çünkü ihanet yalnızca bir insanın başka birine gitmesi değildi.
İhanet, bir kalbin sana emanet ettiği bütün güzellikleri
aynı kalbin içinde öldürmekti.

“Ben ona yalnızca sevgimi vermedim,” dedi.
“Güvenimi verdim.
Sessizliğimi verdim.
En savunmasız hâlimi verdim.
Bir gün herkes giderse
onun kalacağına inandım.”

Son cümlesini söylerken sesi titredi.
Benim elim de titredi.
Kalem kâğıda dokunduğu anda
sanki içimde bir şey kırıldı.

Bir damla gözyaşı düştü
bembeyaz kâğıdın üzerine.
O damlanın değdiği yerde
bütün kelimeler karardı.

Kadın anlatmaya devam etti.
“Ben bazı küçük şeyleri fazla büyüttüm sanmıştım.
Meğer küçük sandığım şeyler
kalbimin taşıyamadığı büyük gerçeklermiş.
Bir bakışın değişmesini,
bir sesin uzaklaşmasını,
bir gecenin eskisi kadar sıcak olmamasını
kendime dert etmişim.

Ben çekirdek kabuğuna sığmayan acıları
küçük meseleler sanmışım.
Meğer insan, sevdiği kişiden gelen
en küçük yarayı bile
kendi içinde bir ömür taşıyormuş.”

Sonra pencereye baktı.
Eylül akşamıydı.
İlk yağmur yeni düşmüştü.
Yıllar önce aynı pencerenin önünde
başka bir hayatın hayalini kurmuştu.
Şimdi aynı pencerenin önünde
o hayalin cenazesini bekliyordu.

“Ben o gece ölmedim,” dedi.
“Fakat benden bir kadın eksildi.
Sabah uyandım,
nefes aldım,
insanların arasına karıştım,
gülümsedim.
Kimse içimde bir mezarın büyüdüğünü anlamadı.”

Ben yazıyordum.
O anlatıyordu.
Her kelimesi kâğıda düştükçe
ben onun acısının içine biraz daha gömülüyordum.

“Biliyor musun,” dedi,
“insan kendi penceresinden baktığı sürece
başkasının gecesini anlayamıyor.
Ben onun yokluğunda üşürken
o benim suskunluğumu sessizlik sandı.
Ben içimde bin kez yıkılırken
o yalnızca bir kadının alınganlığını gördü.”

Bir süre sustu.

“Ben aslında ondan gitmedim.
Ben, onun beni bıraktığı yerde
kendimden uzaklaştım.”

Bu cümleyi yazarken
kalem elimde ağırlaştı.
Çünkü bazı cümleler mürekkep ile yazılmıyordu.
Bazı cümleler insanın kendi içinden kopuyordu.

Kadın gözyaşlarını sildi.
Fakat gözyaşları dinmedi.

“Ben hâlâ onu özlüyorum,” dedi.
“İnsan kendisini yaralayan birini bile özleyebiliyor.
Çünkü özlediği bazen insanın kendisi olmuyor.
Onun yanında olduğuna inandığı kişi oluyor.
Birlikte kurduğu gelecek oluyor.
Bir daha gelmeyecek olan o eski hayat oluyor.”

Dışarıda yağmur hızlandı.
Pencerenin camından süzülen damlalar
gecenin bütün yalnızlığını taşıyordu.

Kadın,
“Benim en büyük acım ihanet değildi,” dedi.
“En büyük acım,
ihanetten sonra bile içimde bir umut bırakmış olmamdı.”

İşte o zaman anladım.
Bazı umutlar insanı hayata bağlamaz.
Bazı umutlar insanı uçurumun kenarında tutar.
İnsan düşmekten korktuğu için değil,
belki bir gün geri döner diye beklediği için
uçurumdan ayrılamaz.

O kadın da yıllarca orada beklemişti.
Bir el uzanır sanmıştı.
Bir ses gelir sanmıştı.
Bir gün her şeyin açıklanacağını,
kırılan yerlerin yeniden birleşeceğini düşünmüştü.

Fakat bazı kırıkların sesi
yalnızca kırıldığı anda duyuluyordu.
Sonrasında insan
o sessizliğe alışıyordu.

“Ben artık ondan bir şey beklemiyorum,” dedi.
Fakat kendimden çok şey bekliyorum.
Bir gün bu acının içinden çıkıp
yeniden kendime döneceğim.
Çünkü bana yapılan ihanet
benim hayatımın son cümlesi olamaz.

O gece kadın ilk defa ağlamayı bıraktı.
Ben kalemi masaya koydum.
Dışarıda yağmur devam ediyordu.
Eylül gecesi bütün şehri sessizliğe gömmüştü.

Kâğıdın üzerinde
bir kadının kırılmış kalbi duruyordu.

Ben o hikâyeyi yazdım.
O kadın ise hikâyenin içinde
kendini yeniden bulmaya çalıştı.

Ve o gece....

Bir insanın size yaptığı en büyük ihanet,
sizi kaybetmesi değildi;
sizin, onun yüzünden kendinizi kaybetmenizdi.
Çünkü bazı insanlar kalbinizi kırıp gider,
bazı yaralar ise size kimseyi değil,
önce kendinizi seçmeyi öğretir.

Mehmet bildir

Mehmet Bildir
Kayıt Tarihi : 18.09.2026 16:30:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!