Ne yazın kavurucu soluğunda çatlasın dudaklarım,
Ne kışın ayazı titretsin ardımdan gelenleri.
Göğün rengi solgun bir huzura dönsün.
Yağmur karıştırsın toprağa son hatıramı.
Bir günün telaşına karışmayayım giderken.
Ne sabahın uykusunu bölsün adım,
Ne öğle vakti büyüsün boğazlarda bir lokma gibi.
Ne de akşam dönüşlerinde
Yorgun omuzlara fazladan ağırlık olayım.
Hayat kendi sesinde akarken,
Bir nehrin kıyıdan usulca ayrılışı gibi
Çekeyim kendimi zamanın içinden.
Sade bir veda olsun benimkisi.
Gösterişsiz, gürültüsüz.
Bir günün tam ortasında,
Hayat kendi sesine dalmışken,
Fırından ekmek kokuları yükselirken sokaklara,
Pencerelerde çiçekler sessizce güne bakarken
Eksileyim dünyadan.
Yaşadığım hayata bırakılmış
Küçük ve zarif bir teşekkür gibi.
Ardımda eğilmiş omuzlar kalmasın.
Kimsenin yüreğinde paslı bir sızı,
Kimsenin avuçlarında taşınması güç bir yük.
Yokluğum bile bozmasın kimsenin düzenini.
Ardımda kırık bir eşya bırakmadan,
Bir ahın gölgesini değdirmeden kimsenin ruhuna.
Gitmek de yaşamak kadar incelik ister.
Sessizce kapanan bir kapı kadar doğal,
Usulca sönen bir mum kadar hafif.
Rüzgârın alıp götürdüğü
Kuru bir yaprak gibi
Karışayım mevsimlerin hafızasına.
İkindi vakti olsun mümkünse.
Gölgenin uzadığı,
Sokakların sesini kısmaya başladığı,
Gökyüzünün altın bir tülle örtündüğü o saat.
Ne çalan telefonlar irkiltsin yürekleri,
Ne kara bir haber bölünsün sofralara.
Camlarda son güneş dolaşırken,
Kuşlar yavaşça susarken,
Şehrin kalbinden telaş çekilirken
Geçsin vedam.
Belki sıradan bir çarşamba,
Belki kimsenin adını anımsamayacağı sakin bir perşembe.
Ne gün bütünüyle bitmiş olsun,
Ne de hayat bütün ışıklarını toplamış.
Zamanın eşiğinde duran o duru arafta
Kimsenin koşturmacasına değmeden geçsin gidişim.
Yaşamak ince bir zanaattır.
Bir kalbe dokunurken sesini kısmayı,
Başkasının yarasına basmadan yürümeyi,
Sevgiyi yük etmeden taşımayı öğretir insana.
Gitmek de öyle olmalı.
Bir yaprağın toprağa değmesi kadar sessiz,
Bir akşamın pencereye inmesi kadar doğal.
Arkada kalanlara
Ne ağır bir hüzün faturası,
Ne uzun bir pişmanlık bırakmalı.
Sadece hafif bir rüzgâr geçmeli ardından.
Görünmeden geçeyim eşiğinden dünyanın.
Öyle bir vakit olsun ki gidişim,
Eylülün ince ışığı değsin taşlara,
Nisanın yumuşak yağmuru
Yıkasın ömrümün son izlerini.
Ter düşmesin mezar taşıma.
Üşümesin kürek tutan eller.
Sadece derin bir sükût...
Yaşanmış ömrün bıraktığı
Son beyaz boşluk.
Ali Fırat Dicle
Kayıt Tarihi : 7.08.2026 10:24:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!