Dedem, sedirin ot minderine yaslayıp arkasını,
Tabakasından bir tutam tütün alır,
İtinayla ve keyifle sararken 'cıgara'sını;
Ninem, bağdaş kurup yer minderine,
Sürerdi 'ikilik' bakır cezveyi
Mangala, külün kıvılcımlı yerine.
Külde pişen kahvenin
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




çocukluğuma gittim bir an.ben de ananeli,babaneli,dedeli ve sobalı evde büyüdüm.
Çıtır çıtır yanan ateşin sıcaklığında o güngörmüş insanların anlattıklarıyla büyüdüm.
Sabah ekmek kızartıp,akşam kestane ve babanemin dedeme ağır ağır kahvesini pişirip genç kız edasıyla kızaran yanaklarıyla ona ikram edip ardından kapat da bi falına bakem hadi cancazım diyen tatlı sözcüklerle büyüdüm.
gerçekten artık o eski günler yok.ne sobanın sıcaklığı ne de büyüklerin varlığı..topu topu en çok 5 kişilik aileler.her oda ısındığı için yemeğini yiyenin kendini odasına kapattığı evi tv sesinin çınlattığı evler var artık..
Saol ünal abi güzeldi anılara dalmak..buruk bir tebessüm bıraktı satırların dudağımda..
Tekrar okumak güzeldi..gerçektende güzel bir şiir..Ufkun YAREN
Geçmişe özlemin güzel bir ifadesiydi,kaleminiz hiç susmasın..Tam puanımla kutlarım sizi..sevgiler..
Büyük bir özlem ..geçmiş yadedilmiş.İlmik ilmik sevgi ile işlenerek..+10
Ah, o sobalı odalar... Sadece odaların değil, gönüllerin de sıcacık olduğu, etrafındakileri ısıttığı zamanlar... Sobalar, insanları, evin ahalisini başını toplardı. İnsanlar ısınırken, mutluluklar gözlere yansırdı. Şimdiki gibi, herkes ayrı bir odaya çekilmez, sıcacık sobabaşı sohbetleri yapılırdı. Hikâyeler anlatılır, bir köşede kıvrılıp uyuyan kedilerin sırtı okşanırdı. Radyo keyfi yaşanır, aile olmanın huzuru hissedilirdi.
Her ne kadar şimdiki rahatlık olmasa da, huzur ve mutluluklar daha çoktu. Soba üzerinde dumanı tüten çay, kavrulan kestanelerin mis gibi kokusu, ve soba sıcaklığının verdiği rehâvet anlatılmaz güzellikte idi.
Sevgili şair, bu şiirle, bizleri o günlere götürdünüz. Unutulmaz o mutlu çocukluk günlerine...Sağolun.
Gönülden kutluyorum. Yüreğiniz hiç dert görmesin. Sevgi ve saygılarımla efendim.
Hâlenur Kor
Tam puan.
SOBA FIKRASI
Günlerden bir gün bir araştırma için Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve bir antropologtan oluşan beş kişilik ekip bir araya gelmiş ve arazide çalışmaktadırlar. Hava aniden bozunca yakındaki bir eve sığınırlar.Ev sahibi misafirlerine bir şey ikram etmek üzere odadan çıkar.
Ekip, altındaki dizili taşların üzerinde ve yerden 1 m. Kadar yukarıda olan sobanın durumunu tartışmaya başlarlar.
İlk önce Kimyacı konuşur:
Sobayı yükseltmesi aktivasyon enerjisini düşürüp böylece daha kolay yanmasını sağlamaktadır.
Fizik alimi de fikrini söyler :
Sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak içindir.
Jeologun kanaati ise şöyledir :
Burası tektonik bir hareketlilik bölgesi,herhangi bir deprem anında soba taşların üzerine yıkılacak ve yangın ihtimali azalacaktır.
Matematikçinin fikri başkadır :
Sobayı odanın merkezine kurarak ideal ısınma sağlanmıştır.
Antropolog’un görüşü ise ilginçtir :
İlkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın kalıntısı olan ateşe saygı nedeniyle yükseltmiştir.
İçeriye giren ev sahibine sebebini sorarlar, aldıkları cevap;
-'Boru yetmedi de ondan'.
EVET, biz de yaşadık o sobalı sısacık günleri....
Şiirinizi okurken kendimi sobalı sıcak bir odada
hissettim, ne kadar güzel günlerdi. Televizyonda
yoktu, akşam olunca ailenin tüm fertleri bir
araya gelir, sohbet koyulaşırdı. Fıkralar, masallar
anlatılır, fincan oyunları, tombala oynanırdı.
Şimdi her odada ayrı bir televizyon, herkes kendi dizisini , filmini yalnız başına izliyor. İnsanlar sohbet etmeyi unuttu. Sobalar sadece odaları ısıtmıyordu, aileyi
birarada tutuyordu, yüreklerimizi ısıttığı gibi.
Ah! Bir de borularını temizlemek olmasaydı.......
ÇOK GÜZELDİ............SEVGİLERİMLE..............
evet soba nın keyfi güzelde cok zahmetli bir ISINMA aracı..üstelik bir oda yanar öbür oda donar..yani sadece bulundugu odayı ısıtır.
birbirinden güzel anılarınızı kaleme aldıgınız şiirlerinizi, keyifle okuyoruz.
10 puan** selamlar.
ÜNAL BEY YÜREĞİNİZE SAĞLIK BU GÜZEL ŞİİRİNİZİ BEĞENİYLE OKUDUM HER DAİM ŞAİR YÜREĞİNİZ VAR OLSUN GÖNLÜNÜZ SEVGİYLE DOLSUN SEVGİLERİMLE +10 PUAN
Bir an için çocukluk günlerime gittim gönülden kutlarım kaleminize sağlık Mesut Özbek
Soba bile yoktu bir zamanlar baca da pişerdi kahvelerle yemekler. cocuk olsakda bizde dedemizin evinde tatmiiktir o sıcak ortamları. Kutlarım üstat kaleminizi. selamlar
Bu şiir ile ilgili 38 tane yorum bulunmakta