Siz hiç kendinizi uğurladınız mı?
Bir sabah içinizde barındırdığınız,küçücük sandalınızla,hep ulaşabileceğinizi sandığınız deniz fenerinin, aslında kzıgın kumlarda gördüğünüz bir serap olduğunu anlayıp, sandalınızı engin sulara bırakıp arkasından gidişini izlediniz mi?
Kolay değildir kendini yolcu etmek.
Ardından baktığınız, kıyıdan uzaklaştıkça küçülüp giden, ara sıra dalgaların arasından zorlukla seçebildiğiniz, bir zamanlar uğrunda en kanlı savaşları, darbeleri, ve hatta ölümü göze aldığınız zafer arzunuz değil miydi?
Yenilgiyi kabullenmek bu kadar acı verici iken teslimiyet neden bu kadar acısızdı?
Yoksa siz de düşünüzde yarattığınız yel değirmenleriyle mi savaştınız?
Hani o saçlarınızı yalayıp geçen, yetişemediğiniz, dokunamadığınız, rüzgarlaramı koştunuz?
Bir aşk kadar zehirli,bir orospu kadar güzel.
Zina yatakları kadar akıcı,terkedilişler kadar hüzünlü.
Sabah serinlikleri; yeni bir aşkın haberlerini getiren
eski yunan ilahelerinin bağbozumu rengi solukları kadar ürpertici.
Öğlen güneşleri; üzüm salkımları kadar sıcak.




Galiba burada, “Stoacımsı“ bir teklif yapılmış: “Mutluluk dış koşullara bağlı olmamalıdır.“ Cervantes’e de (Servantes) uğramışsınız. Çok uygun ve nefis bir şiir. Selamlar.
ölüm bizden uzak olsun.kutluyorum ustaca işlenmiş kelimeler tebrikler
Bazen bende aynı duygular yaşarım bu içinizdekileri çok güzel kağıda dökmüşsünüz yüreğinize sağlık sevgili arkadaşım
Bu şiir ile ilgili 3 tane yorum bulunmakta