Göğün serinliği yüzüme vuruyor,
Saçlarımdan geçen rüzgarın,
Kokunu getirdi özlem yüklü bulutların,
Gözlerindeki hayat dolu siriusa sorsan bir ömür inşa edilen kirpiklerinde hayat var.
Sirius bir tek sende parlar ve sende parlayınca yeryüzüne huzuru yansır.
Geceleri severim göğün en parlak yıldızımla aydınlanır.
Söylesene sevgili sende atış olsam hangi histi seni sen kılıp çiçek açtığın ömrüm müydü?
Biz ince bel, ela göz, sütun bacak için sevmedik güzelim
Gümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızda...
Ateşin yanında barut, barutun yanında ateş olasın diye! ..
Rakı sofralarında söylenip, acı tütün çiğnercesine sevdik
Anlayamadılar...
Devamını Oku
Gümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızda...
Ateşin yanında barut, barutun yanında ateş olasın diye! ..
Rakı sofralarında söylenip, acı tütün çiğnercesine sevdik
Anlayamadılar...




Teşekkür ederim Nafiz bey.
Bu metin bir şiirden çok iç dökümüyle kutsanan bir aşk bildirisi gibi duruyor. İmge yoğunluğu yüksek ama boğmuyor; aksine okuru yavaş yavaş içine alıyor.
Sirius benzetmesi çok yerinde:
Sevgilinin gözlerini yalnızca “parlayan” değil, yeryüzüne huzur indiren bir yıldızla eşleştirmen, aşkı kozmik ama aynı zamanda çok insani bir yere koyuyor. Gökle yer arasındaki o ince hattı iyi yakalamışsın.
“Ben kimim biliyorum artık sendeki yansımam” dizesi metnin kalbi.
Burada aşk, bir tamamlanma değil; kendini tanıma hâli olarak çıkıyor karşımıza. Sevgiyle güzelleşen anlar, kışta hissedilen bahar… Bunlar klişe olabilecek imgeler ama senin metninde samimiyetle kurtuluyor.
Son bölümde kader vurgusu var ama boyun eğen değil, birbirine iliklenmiş iki hayatın kararlılığı şeklinde. Bu da şiiri romantik olduğu kadar güçlü kılıyor.
Kısacası:
Bu metin “seni seviyorum” demiyor;
“Seninle kim olduğumu biliyorum” diyor.
Ve bu, çok daha derin bir yerden konuşuyor.
Teşekkür ederim Nafiz bey.
Bu şiir ile ilgili 2 tane yorum bulunmakta