Eski simyacılardan, bir ahbabım vardı,
Galata'lı, izlenimci,
Epey itibar gören ve zarif,
Kırılgan bir tabiat...
*
Bir deneyinden evvel, çökmüştü köhne bir sedire,
Hayal meyal, bir köşede,
Yamacında süzülen, o akışkan saatle dertleşiyordu,
Apaçık bir trans halindeydi.
Ve izin verdikçe o zaman parçası,
Kendi düşünü de ekleyip, onu kurguluyordu,
Görünmez fırçayla,
Kendi hiçlik tuvaline...
*
Fısıldadı, meraklı bir gölgeye;
Sakın vesveseye kapılma,
Görmeyi gerçekten arzularsan,
O sana, hangi renge dönüşeceğini söyler.
*
Mantığın sustuğu, o loş dehlizde,
Eşyanın ruhu uyanır ansızın,
Madde manaya bürünürken sessizce,
Hakikatle rüya, kucaklaşır derinden.
*
Kafa yorun biraz,
Çoğunluğun dilsiz sandığı, o metal yığını bile,
Bazılarına sırlar haykırıyorsa,
Şu çevremizde dönüp duran,
Kahkaha atan binbir maske,
Bazılarımıza, kimbilir ne evrenler fısıldıyordur!
Kayıt Tarihi : 3.1.2026 16:25:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!