Simurg
Şahit oldu kürsü, on dokuzun o hırçın sesine,
Adalet dedikçe sevda birikti, sığmadı kafesine.
Üstadlara ferman okuyan o toy ve mağrur niyet,
Bir gönül borcuymuş meğer, ödendi en ağır diyet.
Ehramın beyazında çözüldü o en kadim düğüm,
Bir dostun duasında saklıymış, uykusuz gördüğüm.
Hasetlik değil bu, ruhun aynadaki yansıması;
Zemzem serinliğinde bitti, o çocukça gönül kavgası.
Vakit geç kalmış bir yolcu, akti dolan o eşikte,
Bense rakamların sadık ve dürüst o soğuk gölgesinde.
Ayrı ritimlerle vuran iki kalbin garip hikayesi bu;
Biri erkenci bir kuş, diğeri yolların bitmez uykusu.
Veda değil bu aslında, mühürlü bir "yazma" emri,
Sessizlik sığmadı içime, taşırdı son katremi.
Savaşları siper ettim de çaldım o uzak kapıyı;
Yine de geçemedim o kalpten, o ulaşılmaz kıyıyı.
Aşılan onca sınır; üç ülke, dokuz şehir, o ölümsüz anı;
Dindirdi mi sanırsın içimdeki o sessiz sayhayı?
Sınırları aştıkça yollar bitti, menzil hep aynı kaldı;
Hüzün, her şehirde biraz daha yabancı, biraz daha yalnızdı.
Lâcivert bir ışıkta bitti, o çocukça bekleyişin yankısı,
Kapandı bir devrin kapısı, dindi o yolun sızısı.
Ret bir nişanedir artık, göğsümde parlayan o nişan;
Yaşadım ya her şeyi, budur hayatı asil hayat kılan.
Eski bir raştlaşmanın gölgesi, solan bir resim şimdi,
On dokuzun o deli kavgası, dindiği yerde kimdi?
Kaderin cilvesi değil bu, Simurg'un bir mührüdür;
Sen kendi göğünde hürsün, benim ruhum da artık hürdür.
Rakamlar yalan söylemez, dürüsttür hesabın dili,
Duygular ise karmaşık, bazen fırtına, bazen bir deli.
Yeni bir fasıl açılır, dünün gürültüsü diner;
Ruh, kendi fırtınasından ancak dilsizce iner.
Dünya kocamandı oysa, biz bir odaya sığamamıştık,
Aynı adaletin peşinde, farklı yollardaydık
Şimdi bitti o "yazma" diyen mühürlü cevabın ağırlığı;
Yaşandı ve bitti, geriye kaldı bir şairin dürüstlüğü.
Artık ne bir öfke var içimde, ne de o eski kıskançlık,
Sadece yaşanmışlığın verdiği o garip ve asil ferahlık.
Sen kendi baharında çiçek açarken, ben kışın peşindeyim;
Kaderin bir bildiği varmış meğer, ben hâlâ o ilk gülüşündeyim.
Ğurur duy o günkü çocukla, o genç deli adamla,
Bırak aşk da olmasın, bir anı kalsın hatrımızda.
Tek kişilik bir hikâyeydi bu, her ânında sen saklı;
Zaman değil, sadece o manidar sessizliğin haklı.
Kayıt Tarihi : 23.09.2026 20:25:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiiri, hemşehrim olan Sezai Karakoç'un "Mona Roza" adlı şiirine nazire olarak yazdım. Onun gibi ben de şiirimde kendi "Mona Roza"mı işledim. Şiir, 19 ile 23 yaşlarım arasında biriktirdiğim anıların dizelere dökülmüş hâli; bu yüzden her kıtası bizzat yaşadığım gerçek bir olaya dayanıyor.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!