Ey beton
öyle kendinden emin durma
yıkacağım seni
yıkıp yer altı mantosuna gömeceğim
ve kızıla çalan topraklarımdan
toprak evler inşa edeceğim
Ey insan bil ki;
hapsolmuşsun sonsuz bir taht’ta
ruhun çürüyor bir kelepçenin pasında
göz diktiğin taht altından da olsa
esaretindesin baktığının
Uzun dehlizlerde nice eylül'leri karşıladım
hâkikat yolunda darda ve karanlıklarda kaldım
şarapnel parçacıklarının izleri kaldı yüzümde
ve derviş gibi gezdiğim bu çöllerde
çöl güneşi yaktı tenimi
ben yinede seni aradım Leyla
Ey yalnızlık
ey sadık dost
düşünce bir elimden tutan
ve sevdaya dalarken bir anlayan
acılarımın aldatmayan sevgilisi
sonsuz bir sonbaharın bitmesini bekliyorum
hiç bir yolcunun uğramadığı bir handa uyutuyorum düşlerimi.
Yasaklı fikirlerimin ardında
gizlemeliyim.
Firardayım bir nevroz mevsimi
her taraf yem yeşil
firardayım, kaçağım
meskenim yeşillerdir bu yüzden
nefesim yetmez kaçmaya
bol bol kaçak bıçak tütünü sarılı kutumda
bütün mevsimlerimin sonbaharı
kuruyup dökülen yapraklar bile kaçıp gitti ellerimden
giden gidene kalbimden kayıp
bir ben kaldım
bir de yürek hafızamdan geriye o unutulmaz gözlerin
Masamın köşesinde maviden bir mürekkep
hokkanın içinden ne emir çıkacak acep ?
sihirbazın elinde tavşan ve bir kep
fermanıma imza mı atacak ütopyalı bir meşrep ?
Ay ışığı sızmıyor penceremden içeri
penceremin bütün camları paramparça
geriye ne kaldı kendimi bildim bileli
avuçlarım alışmış artık tanrısal dualara
ne yapsam geçmiyor bir türlü karabasan hisleri
Dalıp en dönülmez sürgüne götürüyor
bu acayip düşünceler, madem aşkın kendi bağrından çıkmış hüzün,
o zaman aşk neden aşk ?
yokluğu zulüm ise, o zaman neden tek gerçek, sırrıyla gizli hakikat ?
sensiz sus pus bu dünya, puslu bu gökyüzü…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!