Spree Nehri sıyırırken teninden düşlerimi
avuçlarıma dökülen kirpiklerim
Ren'in kuzeye sürüklenişinden eşiğine savruluyor
ve sen sevgili
çok uzaklarda soluğumda parçalanırken
Reichtag'ın cam gözlerinden
sancı sancı yüreğime dikiliyorsun...
sokaklar, şehrin karmaşı
Kreuzberg ‘'Küçük İstanbul' Bergama Müzesi
her şey sana çıkarıyor burada adımlarımı
kafam on ton akşamdan kalma bir efkar
ağırlaşan kanyonlarımdan fışkıran mecalim
o mağrur duruşuma doluşan sesinin anaforları
kahretsin ki halimi sen bile bilmiyorsun!
elimden tutan Dimitri Vrubel'in fırçasından
dudaklarıma çalınan
üç gecedir
kısaltmadığım mesafelerime bir garip yoldaş
ardında kalırken Doğu Cephesinin
diğer tarafımda kalan sensizliğime konan
yanaklarımda kızılcıklarca kızaran
gözyaşlarımda öylesi üşüyen
kardeşçe bir öpücük olsaydı
iki üç dört ve nihayetinde sonuncu gecenin birikintisi
çatı katındaki odam
kireç kesen duvarlarda titreyen Tatar bakışların
içimde kıyılan canım deyişlerin
kar yüklü penceremde sayıklayan
o garip buğusu soluğumun
akarken Robert Schumon'un ilk bahar senfonisi
ağır göçükte nefessiz sensiz Berlin'de
yalnızlığı giyinmiş öylece
zemheri ayazlarına ayın
içimde ısınan akorduna yanmak çırpınırcasına
çözülüp ellerimden bir kelebek gibi konmak bahtına
sevmek seni deli deli
almak senden tam da benlik
kaçırmak tenhalarıma seni
kuytularıma yaslayıp yaslayıp offf! Nasıl
öpmek öpmek
ve öpmek seni...
dayanamayıp ayak parmaklarımdan eriyip akan
o saf o buz mavisi kar sularında
ıslatmak düş düş seni
Katedralin çanları gece yarısını vuruncaya dek
dalgınlığımın sana kapılan gonglarına
mehveş dürtülerimden kertiğim benim
med cezirlerinden aşk okyanuslarının
ıssız adalarına vurduğum
unutulduğum özlenildiğim
her bulduğunu sandığın ten uyuşmalarında
titreşimlerine kapılıp seni unutacığımı
sanan Katedrale tırmanıp
Aspendost'ta efelen bir mezzo gibi
‘'Seviyorum işte var mı diyeceğin ‘'
Huseynisiyle çanlara kafa tutup
tenimde aheste aheste salınan
saten geceliğime sığınan kar zinaklarına aldırmadan
haykırmaktı sevdiğimi
benlik,
Trabzonluydu diz boyu
denize kanatlanan nağmelerini yüreğimin duyar
ahulanır yakarsın diye geceyi
kar baskınlarına rağmen
haykırdım seyrelmiş gülüşlüm
nar çiçeğim Erciyes karanfilim haykırdım!
Sevdiğimi
durdurup Kuzey'in derinliklerime
demir atan gemilerini
hem Berlin'in ayakta kalan duvarında da
aynı şarkıyla
onca insana aldırmadan seslendim parçalandım
bilsen sana
‘'sen baharsan mevsim benim ,
sen muratsan yeşil benim,
sen mızrapsan nağme benim,
seviyorum işte var mı diyeceğin''!
gözlerimden süzülen yaşları
eğer !Aydınlatmasaydı flaşlar
assolist olduğuma herkesi inandıracaktım
sonra bay Solomon tutup elimden
nazikçe inmeme yardım etti
belki de inandılar ha ne dersin!
sokağın başında küskün lambaların kararlı kararsız
işmarı eli koynumda hallerime
arasam mı seni
arasam mı!
bir cenin gibi büküp bedenimi sokuldum
sarıldım durdum yokluğuna
içimde tarifsiz bir hiçliğin postalları
Ren Nehri'nin debisi ağırlığınca aklımı çalkalıyor
Lorelei Kayalıklarına vurunca rotası gönlümün
her yeri kara bir is fırtına sardı
buz kesen bir uğultu
Lorelei saçlarını tarıyordu en tepede
Kaptan telaş telaş'' yelkenler fora tam yol Kuzeye ‘'!
Diye haykırıyordu
sonra kesildi hışmı Karayel'in
dişiydi fırtına
yoksa böyle limelenmezdi etlerim
altın sarısı güneşi kıskandıran saçlarıyla Lorelei
sularda bir göründü
ardından -hangi yöne baktımsa nehirde- öylece
kaybolup yok oldu
bakışlarımın elasına
bir kararlılık bulaşmış olacaktı ki
sana kavuşma hasretiyle salarken kendimi tekneden
o yaşlı alman kendine çekip
göğsüne bastırdı sıkıca başımı
‘'es gibt auch zeit das kind zu lieben''
sevmek için vakit var çocuk, sevmek için vakit var!
ağlamışım hayli
üşüyordum
donmak üzere olan parmaklarımı
eğer !O alengerli çapkınlığın olmasaydı
hissetmeyecektim
kalemimi banmak azdı
o an yüreğimin mürekkebine
sarı sarı saman kağıtlarının sıcacık kokusu
yarım aklıma bi fırt afyon
yazma tutkusuyla yanıp tutuşan acemi bir şaire
çaldığı en güzel lütfuydu Mariya Puder'in
Sabahattin Ali'nin dizlerinin üzerine düşen
Kürk Mantolu Modanna
Nemrut'un ateş doğuran kızıl kirpiklerince
dağlandı ayva tüyleri ellerimin
sahi çok üşüyorum diye buralarda
sen mi yolladın bana tutuşturup
Ateşin Kızının kirpiklerini
bilsen nasıl Elma çiçekleri döküyordu
Şımaran koynum gamzelerine
Zeus sunağına uzanmış öylece
kollarımda sen!
kar durdu birden bire
sustu ıslığı sokağın
afrodizyak ayartıp örtümüze
çılgınlar gibi Akdeniz güneşi konfeti yağdırıyordu
kan ter içinde bırakıncaya değin geceye
ta ki! Münih'te hayalinin peşinden koşarken
adını yazdığım bir noktadan sonra kaybolan
Himmel Sokağında
ölüm meleği yanıma usulca sokulup
‘'Ne işin var buralarda Türk ‘'?
defol ! Diye fısıldadı kulağıma
dört bir yandan ölüm kusan
askerler tarafından kuşatılmış
Avusturyalı ve Orta Doğuda Filistinli
bir çocuk gibiydim
ürkek
mahzun!
Nazi askerlerinin sökülen çizmelerinin bağları
boynuma dolanmış
İncirlik Üssünde sallanıyordum
gökten kan yağıyordu peltek peltek
boğazına kadar kana batmış botları Nazilerin
etrafa saçılan çocuk cesetleri
yeşil gözlü o küçük kızın elinde sımsıkı tuttuğu
bez bebeği
tecavüze uğramış
çırılçıplak henüz !Tomurcuğa durmuş kızların
kazınırcasına yontulmuş mosmor sineleri
o bembeyaz tene geçirilmiş
tecavüzün kuduz dişleri
utanç acı çığlık feryat feryat!
kırmızı!!!
sanki!Göğe karınca gibi yayılmış simsiyah saçlarım
göç telaşı kırlangıç sürülerinde
kesik kesik duyduğum o kemanın
bir vakitten sonra
bakışlarımın dikildiği mesafeye yağan algımda
son bir bakış
o cansız hayaline aşık olduğum
gülüşün
soluğum tam sokağın nabzına saçılıyordu ki
Emily haykıra haykıra dizelerimi okumaya başladı
‘'Seni seviyorum, seni çok seviyorum''
sizin sokağa
Emily haykırarak okurken mısralarımı
seni haykıramamaktan ilk kez utandım!
dizlerimin üzerine doğrulmak o an
Holoust'ta çok zordu
afyon dilenmek inan ayıp değildi
biraz morfin haşhaş
bi nefeslik gülümsemek için sövercesine hayata
Azrail'den
Emily Luis ve diğerleri herkes Holoust'tayken
o kahrolası keman yine acı acı çığırıyordu
Luis sonsuzluğun kollarında bi habersiz
‘'Luis seni çok seviyorum'' !
Hadi uyan diye haykırıyordu Emily
gözlerimden akan yaşlar yankı yankı dağılıp
yine bana dönüyordu
hayalin gözbebeklerimde sobelenmeyi
bekleyen bir çocuk
içime sığdıramadığım sevgin
boşluklarının akıntısına kapılıp giden
bir ölü gibiydim
Berlin'de kaç gecedir seviştiğim
sensizliğimin çocuğu
yırtılıp kesesinden ayak uçlarıma yığılmıştı
meğer dudakların ne sıcacıkmış ne tatlı
çocukluğumun elma şekerinden allı
seni çok seviyorum çok seviyorummm!
uyan! Sevdiğim
bir daha tadıyorum dudaklarından
bir daha bir daha...
rüyalarda olsa da dudaklarıma
Uyan
‘'bir gün dudaklarımı öp diye yalvarışımı gör ‘'
Kayıt Tarihi : 16.1.2018 00:37:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Tebrikler.
Duygu tufanı altında ustalıkla kaleme alınmış, duygu ve düşüncenin mısralara sel gibi aktığı, kalemin hem bireysel hem de sosyal konulardaki vurgulu gücünü gözler önüne seren, okunması, analiz edilmesi ve ders alınması gereken muhteşem bir şiir olmuş.
Serbest bir şiirin nasıl yazılması gerektiğini, özellikle yoğun emek, sabır, bilgi ve birikim gerektiren uzun soluklu şiirlerin nasıl kaleme alınması gerektiğine verilecek en somut örnek olmuş.
Sevabıyla günahıyla Avrupa'yı,özünde Avrupalı olmayıp da Avrupa'ya savrulmanın çilesini, Berlin'i bıçak gibi ortadan kesen nehir vurgusuyla ayrılığın hüznünü mısralara o kadar etkili ve vurgulu işlemişsiniz ki okuyucu şiirin sonuna geldiğinde kendisine gelemiyor.
Her zaman seçkin eserlerin altına imzasını atan duygulu, sorumluluk sahibi ve vurucu kaleminize yakışan bir eser olmuş.
Beğenerek ve saygı duyarak okudum.
Kaleminiz daim olsun ve her zaman böyle seçkin eserlerin altına imzasını atsın diliyorum.
Her şey kardeşimin ve sevdiklerinin gönlüne göre olsun.
Sevgi ve saygılarımla.
Dr. İrfan Yılmaz. Bodrum.
TÜM YORUMLAR (26)