Gözlerimi karartıp; bi cesaret çıktığım bir yolculukta yanıma almadığım ilk şey yine bendim aslında. Yollarla baş başa kalıp; gölgesinde soluklanacağım kimin diktiğini bilmediğim bir ağaç aradım. Heybemi anca rüzgarı sığdıracak kadar küçük zannederken; bir çok kişi taşımaya başladığım bir yolculuğa çıkmışım da farkedememişim. Sahiplenebildiğim bir koltuk ve hayatı izlemelik pencere. Bana yeterdi, bana kadardı. Pencereme yansıyan seni hiç hesap etmedim. Kimsin sen ?
Gözlerime nerden gelipte çarpıverdin. Suskunluğuma sözüm var. Kelimelerimle aram açık. Ne yazmak istedim yola çıkarken ne de tek bir kelime konuşmak. Suskunluğun zehrinin; zembereği felç ettiği bir saat misali akrepte, yelkovanda sana saplanmış, Çıkamıyor bir türlü. Çabaladıkça daha da batıyor şuanıma. Sen ay misali dönüyorsun eksenim etrafında. Ben çekiliyorum sana ama denk gelemiyorum seninle bir türlü. Senelerdir kaçtığım istikamete nefes nefes koşuyorum şimdi. Hiç yorulmadan, bir kez olsun bıkmadan, defalarca duvarlarına çarparak başladığım yere dönüp ancak yine de vazgeçmeyi aklımın ucuna bir kez bile barındırmadan koşuyorum dizlerimin bağları çözülene kadar. Ne farklı bir şey senle konuşamamak. Sana kelimelerim var yüreğimin beşiğinden. Bu suskunluk…
Suskun bir kimsesizliğin izleri aslında kağıdıma dökülen. Zehir zemberek bir yalnızlığın bile kendine tanıyamadığı aynada ki çehresi gibiyim. Yüreğimin ara sokaklarında ki ıssız bir bayram sabahında okumayı sökememiş bir çocuğun ellerini tuttum sen gidince. Tek bir kelime öğrense gömülecekti sessiz çığlıkları, kuytu bir köşede sakladığı çocukluğuna sarılacaktı umutları. Şimdi bir çocuğun o çığlıkları ile yazdığı bir şiirsin. Bir okusan sanma ayakta durabilirsin.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta