Sebebi Şiiri - Mustafa Ünver 2

Mustafa Ünver 2
50

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Sebebi

Zifiri karanlığı, yüzü onda mesh olmuşu
Zihninin kıvrık odalarında ürkünçlüğü
Anlağında güçlü iz bırakmış sebebi
Hayat olsaydı sımsıkı kucaklayıp
Ve göğsünde hıçkırıp
Göz yaşı dökebilir miydi
Bilmediği vesilesi

***

Bir bayram öncesi çıktıkları Ulus’ta,
Atpazarı’nda oralarda bir yerde işte
Üçüncü sınıf bir mağazada
Herkese birer parça
Üst baş çul çaput
Bayramlık derken
Parasının çıkışmayıp
Kalanına senet imzaladığını gördüğü
Çocuk yüreğinde bana almayın
Yok, ben istemiyorum
Diye haykırmak isteyip
Yutkunan ama bir türlü sese dönüşmediği
Ve ağzından çıkamadığı
Ve hecelerin buhar olup meçhule karıştığı
Ve dükkânın ve çocukluğunun bir izbesinde
Gizlice ağladığı varlığı

***

Güzeltepe setine çektiği
Ve evde “araba almışız, aha da setteymiş,” sözlerinin
Sevinç, heyecan ve mutlulukla dalgalandığı
Ve çocuk yüreği ve heyecanıyla evde duramayıp
Bir soluk tepeye koşup etrafında döndüğü 55’leri
Üstü beyaz gerisi hep hile mavisi
Boyalı kocaman gemileri
Yamaçtan yuvarlak farlarıyla nasıl da bakar
İç ısıtır ve gülümser
Gıcır gıcır koltukları
Kıvış kıvış kıvrımları
Önünde uçmaya hazır
Parıl parıl göz kırpan uçağı
Çocuk benliğinde kocaman direksiyonu
Naif bedenini ikiye katlayan binekleri

Yıllarca beraberliğinizde
Seni herkes ne çok sevmişti

***

Öğle saatlerinde eve gelir
Yemek sonrası minik kaylûleler yapardı
Onu veya kardeşini yanına alıp uzanırdı
Haftalık kirli ve çalı sakalları
Minik suratlarını nasıl da gıdıklardı
Belki canlarını da biraz yakardı
Ama yine de ses etmezlerdi illeti

***

Bazen bağırmalar, çağırmalar,
Kuş yüreğinde kanamaktan kabuk bağlamış
Sebepsiz ve zamansız kaldırılan eller
Sonra ağrıyan ve yanan mideler
Sulandırılıp içilen beyaz tozlu şifacılar
Ocakta pişen tatsız tuzsuz yumurtalar
Sana ıhlamur, onlara çay
Çocuk yüreği
Ne çok merak ederdi yemeğini
Ve çok isterdi
Aşından ve kahvaltından yemeyi
Sana özel mutfak ve menü
Onlara ayrı mutfak ve menü

***

Bir öğlen vakti yine beklediler seni
Gelmen gecikti, korktular
Saatler geçti bir türlü gelmedin,
Çünkü sen mutlaka gelirdin
Miden ağrır, hasta bitap düşerdin
Evden başka yerde bir şey yiyemezdin
Mutlaka eve gelir, nefsini az köreltir
Sonra yine çıkar maîşete giderdin
O öğlen ne uzadıydı onlar için bildin miydi?
İkindiler oldu
Ama sen hâlâ gelmedin, gelemediydin
Yüreklerinin ağızlarına geldiği vakitte
Nihayet çıkıp geldin gün batımına yakın
Erimiş solmuştun, hastalıklı ve öfkeliydin
Acıkmış susamıştın
Ama şükür ki geldiydin
Karanlık ve idrar kokulu nezarethaneden
Lokmaları atıştırırken bir bir
Öfkeyle ve tükenmişlikle anlattıydın olan biteni
Çocuk yüreğinde “Allah’tan ölmedi kapıcı” sözleri
Gitti geldi ve çarptı soğuk duvarlarına
Öfkelenmiştin çok
Adamın üzerine vazife olmayan
Yersiz müdahalelerine, sözlerine, laf sokuşlarına
Uyarmıştın usûlünce
Ve kovmuştun adamı yanından
“Bu senin işin değil efendi ağa, git burdan,” demiştin
Ama adam gitmediydi
Belki de sen git dedin diye, gitmediydi
Ne de olsa kapıcı, köy yerinin kâhyası
Köşedeki küreği şimşek hızıyla kapıp
Adamın kafasına vurduğunda
Adam kanamış ve yere yığılmıştı
Adliyelik bir vakaydı bu elbet
Polis, karakol ve kusmuk kokulu nezarethane
Ve evde seni öğle yemeğine bekleyenler
Allah’tan adama bir şey olmadıydı
Adam nereliydi hiç bilmedi
Belki Çorumlu belki Yozgatlı
Belki Çankırılı belki Kırşehirli
Kapıcılar bozkırdan olurdu
Ekseriyetle bizim gibi
Bunu tabiki soramadılar sana
Çünkü sen öfkeliydin
Yorgundun, bitkindin, aç susuzdun
Yedi sekiz saattir
İdrar ve kusmuk kokan soğuk nezarethanedeydin
İş sahibi iyi yürekli avukat
Üstelik seni de severdi galiba
Kurtartmış salıvertmiş seni
Özgürlük elbet güzel şey
Şükür bozkırlı kapıcıya olmadıydı bir şey

***

Yine bir bayram arefesi
Köye gidiyor tüm aile
Minik kafası gibi taşlarla dolu şose
Yollar çok kötü, bir sağa bir sola
Üstelik sen daha acemisin, ehliyetin bile yok
Çubuk’tan sonra Camili Köyü’ne doğru
İnerken yokuş aşağı
Birden araba kaydı şarampole
Sağ yan tekerler çukurda, soldakiler havada
Arabada koptu bir kızıl kıyamet
Çığlıklar, bağrış çağrışlar
Ne çok korktuydu minicik yürekler
Sen yine çok öfkeliydin
Onlara da bağırıyordun
Şakir Amca da vardı yanlarında
Ondan sen istemiştin köye beraber gitmeyi
Çünkü sen daha acemiydin, ehliyetin bile yoktu
Çok şükür kimseye bir şey olmadıydı
Biraz çabalama ve yorgunluktan sonra
55 Şavrole oturmuştu nihayet
Dört tekeri üstünde yola

***

Körpe yüreğinde
Güç ve kudret sahibiydin sebebi
Köydeki azgın çoban köpeklerine
Nasıl da söz geçirirdin kolayca
Yüzlerini ve boyunlarını okşardın
Bir anda kocaman çoban köpeklerini
Birer kuzuya çevirirdin
O da ne gururlanırdı senin tılsımlı gücünle
Ama yine de korkardı o köpeklerden
Arkana sığınır, ceketinin ucundan tutardı

***

Öfken bazen dayanılmaz olurdu vesilesi
Ama bilirlerdi ki küslüğün olmazdı senin
Kızardın, bağırıp çağırırdın
Biraz sonra da yumuşar
Gönül almaya kalkardın
Tam bir mümin gibi
Küslük ve dargınlığı
Islak mendil kuruyana kadar bilen
Aynısı ona da geçmiş mayası

***

Sevgilerin vardı senin
Yaşamayı severdin en başta
Bakırlı’yı, köyünü çok severdin
Bağlarını, ovasını, yaylasını, dağlarını, pınarlarını
Anılınca gözlerin parlar ve
Yıllar sonra kaybettiği canını bulan bir sevinç
Tüm bunları fark ederdi yüzünde sebebi
Ağaçları ve yeşili çok severdin mesela
Meyve ağaçları dikerdin bağlara
Onlarca elma, armut, kiraz fidanı
Kurt kuş yesin, bir dua olsun, yeter bana derdin
Diktiğin meyve ağaçları durur mu bilmiyor
Ama diliyor ki kurt kuş yesin
Sana dua olsun vesilesi

***

Çalışmayı çok severdin, dünyayı da isterdin
Hiç ölüm yokmuş gibi
Yorulur, dinlenir, sonra yine çalışırdın
Hep çalışır, hep çalışırdın,
Çocuk yüreği anlamazdı o zamanlar
Ne gerek var bu kadar çalışmaya derdi
Ama sen hep de inançlı ve ibadetliydin sırrı
Hiç aksatmazdın namazını orucunu
Akıl temelli bir iman ufkuna sahiptin
Şimdilerde herkeste olsun
İstediği bir hasletti bu atası

***

İlmi de severdin, âlimi de,
İsterdin meyven de öyle olsun diye
Arabiyete de çok meraklıydın sonra
Senede bir Samsun’a geldiğin bir haftada
Başlardın hep “hoca bana arabiyet öğret,
Arabiyet kolay,
Bunda ne var “darabe veledün kelben,” derdin
O da derdi “baba bir cümle yetmez,
Uzun zaman gerekli arabiyete”
Keşke böyle demeyeydi, şimdi pişman
“Adam köpeğe vurdu” cümlene
“Âşe raculün ve zehebe”yi de katıp
“Adam yaşadı ve gitti,” işte
Diyebilmeyi isterdi sebebi

***

Güzel ve yanık sesinle
Kuranlar okurdun
Hâlâ hatırında en sevdiğin aşr-ı şerifin
Ali İmran’da inne fi halkıssemavat
Ve ne de güzel kıraat ederdin
Ve sonra güzel ezanlar okurdun,
Ve hep saf tutarlardı arkanda ailen
Cemaat namazları kılardınız
Ayrancı’daki gecekonduda
Misafir odasında
Kömürlüğe bitişik
Dikmen manzaralı o aydınlık odada
Kuran ve ilim sevgin
Kabrinde ışık olsun babası

***

Sıcak bir temmuz günü,
Torunların kendilerini sokağa atıp
Babaannem ve dedem gelecek Muratbeyle
Diye heyecanla beklediği
Eşinin doğumhanede nesil derdiği
Öğle yakını saatlerde
Acı acı çalan telefonlar
Ve karakoldan polis memuru
İçine çöreklendi o an
Koca kara yılanlar
Yutkundu sadece
Diyemedi bir şey, dondu kaldı
Hâlen de bir tepki veremiyor ya
Dondu kaldı ama artık soğudu yüreği
Sadece her gün her yükselişte
Unutmadı sizi niyazlarında
Ve size hep
Rahmet muamelesi dilendi

***

Sırrınız ve sıranız
Artık acıdı dünyaya
O da çıktı yola
Vuslata doğru
Sarı tepe gözler oldu

Mustafa Ünver 2
Kayıt Tarihi : 18.10.2026 12:04:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!