SAKLI RENK Kasabanın son evinde bir kadın bakır kazanın başında yaşlanıyordu. Bileklerine kadar sıvadığı kollarında kurumuş köklerin koyuluğu, tırnak diplerinde yıkandıkça derine işleyen lâcivert. Sabahları kepengi kaldırır, sokağa ilk o çıkarırdı ıslak kumaşların ağır kokusunu. Dükkânın önünden geçenler başlarını eğerek yürürdü yukarıda gerili iplerden omuzlarına renk damlardı. Kadın her kumaşı iki eliyle suya yatırır, bir süre öyle tutardı. Sanki uzak bir yerden getirilmiş bir yarayı ürkütmeden yıkıyordu. Kazan kaynadıkça yüzünün çizgileri çözülür, alnından süzülen ter dudaklarında tuzlanırdı. Bir tutam kök atardı suya, bir tutam daha Akşam olunca kendi yüzünü seçemezdi karıştırdığı koyuluğun içinde. Kimse bilmezdi üst raftaki kutuda ne sakladığını. Bir keresinde çırak merdiveni oraya dayamış, kadın elini uzatıp merdivenin ayağını tutmuştu. O kadar. Çırak bir daha o rafın tozunu almamıştı. Mevsimlerce başkalarının bayramlığı kurudu iplerde. Nişan bohçaları geçti ellerinden, gurbetlik ceketlerin astarları, bir daha giyilmeyecek gömlekler. Kendi entarisinin dirseğinde aynı solgunluk büyüdü. Sonra bir sabah kepenk açılmadı vaktinde. İçeride kadın, kutuyu dizlerine indirmiş, kapağındaki çivileri küçük bir bıçakla kaldırıyordu. Tahtanın arasından yıllanmış bir keskinlik yayıldı uzun süre kapalı tutulmuş bir sandığın nefesi. İçinden kat kat bir kumaş çıktı. Parmaklarını kıvrımlarında gezdirdi. Kat yerleri sertleşmişti. Bir ucunu çözerken gençliğinden kalma bir iğne yuvarlandı taşların arasına. Eğilip almadı. Kumaşı kazana bıraktı. Su ağır ağır içine yürüdü. Tahta sopayla bastırdıkça dipten koyu bir renk yükseldi kadının çenesine, duvardaki çatlağa, tavandan sarkan çıplak ampule vurdu. O gün dükkâna gelenler kapıda bekledi. İçeriden su sesi geliyordu, arada bakırın kenarına değen bir tahta sesi. İkindiye doğru kepenk kalktı. Kadın, iki kolunda taşıdığı kumaşla sokağın ortasına çıktı. Eteklerinden süzülen damlalar tozda küçük çukurlar açıyordu. Bir başını kapının halkasına bağladı, öteki ucunu alıp yürüdü. Kumaş arkasından açıldı. Duvarın dibinde uyuyan kedi kalktı. Bakkal, elindeki kâğıdı tartının üstünde unuttu. Karşı evden biri yarım kapalı perdenin ardından baktı. Kadın yürüdükçe sokak dar gelmeye başladı o renge. Son ucunu yıllardır kapalı duran evin tokmağına düğümledi. Avuçlarını entarisine sildi, başını kaldırdı. Altından ilk kez geçiyordu kendi ellerinin yaptığı göğün. Akşam, dükkânın taşlığında bir iğne parladı. Kadın lambayı söndürürken gördü onu. Bu kez eğildi. İpliğini geçirdi gözünden yakasının iç tarafına adını işlemeye başladı. İlk harfte eli titredi. İkincisinde sokaktan bir rüzgâr geldi. Dışarıda gerili kumaş kabardı kadın, yakasını boğazına yakın tutup kalan harfleri tamamladı. Azra Nimet Öner
Nimet ÖnerKayıt Tarihi : 5.11.2026 19:26:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!