Bugün
senin büyüdüğün mahalleye uğradım.
Fötr şapkalı
hiç evlenmemiş Galip amca
ve kız kardeşlerinin yaşadığı
gizemli köşk vardı yalnız;
hiçbir yeri tanıyamadım.
İçeriden merdivenli,
bitişik küçük evleri aradım.
İki ezan arasında kilitleri vurulmayan,
toprak avlulara açılan
tokmaklı tahta kapıları...
Düzensiz parke taşlı sokakta,
evlerinin önünü süpüren yaşmaklı kadınlarla,
yoksulluğun ellerinden alamadığı neşelerine daldım.
Halis Emi’den
anneannemin selamıyla
akide şekeri alacaktım.
Biraz da taze kavrulmuş
beyaz leblebi çekti canım.
Yokuştan aşağı sallanıp
Nurgül’ü aramaya kalktım;
sanki yine kaybolmuştu,
onu bulmalıydım.
Etrafıma bakındım:
Ayağında, komşudan ödünç
ispanyol paça pantolonu;
başörtüsünün altından henüz çıkmış
parlak sarı saçlarıyla sinemaya koşturan
mavi gözlü Şenay’la karşılaşır mıydım?
Döndüğünde,
belki izlediği filmden,
âşık olduğu yakışıklı jönden,
şarkıcı olma heveslerinden konuşurduk.
Fakirliğin, üveyliğin ağırlığını solurduk.
Anlattığı bir foto romanı yaşardık beraber.
Belki bitmeyen neşesinden,
mahalleye fazla gelen güzelliğinden,
muzur şakalarından nasiplenirdim.
İkindi yaklaşınca Saloş’u bekledim
kız kardeşinin evinde.
Her günkü saatinde gelse,
üzerinde diz altı boydan şık elbisesi,
övündüğü İstanbul Türkçesiyle
gördüğü batı şehirlerini anlatsaydı keşke.
Limonlu çayın yanına
biraz havadis, ondan bundan,
bol kahkaha…Ne iyi giderdi.
Kalbine aldığın her darbede,
biliyorum, sen bu mahalledesin.
Misafir geldiğinde,
sığamadığın küçücük evinizde,
her zaman saklandığın yerde,
divanın altındasın.
Tüm hatıralarınla, geçmişin kokusuyla
ordasın, hâlâ.
Kayıt Tarihi : 15.1.2026 12:52:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!