Bekledim, hep bekledim... Gözlerime kan çöktü uykusuzluktan, bedenimi taşımaz oldu bacaklarım… Sarsıldım, tökezledim...
Belki günahlarımın bedeliydi beni keperten, belki de sınırsız isteklerimin engeliydi... Kara bir bulut çökmüştü üzerime ve kapatmıştı dünyamın tüm perdelerini...
Gök gürültüsü... Yağmur... Ve şimşek... Bir kere doğmadı şafaklarımda güneş, bir kere açmadı rengârenk çiçeklerim... Seller sürükledi sevdalarımı, batık bir gemi gibi okyanus dibinde kaldı hayallerim...
Ne dilediğimce yaşayabildim hayatı, ne cengâver atlı gibi geçebildim sıratı... Hep bir şeylerin eksikliğini yaşadım. Ya topum olur, ayakkabım olmaz. Ya pantolonum olur, çorabım olmaz. Ya defterim olur, kitabım olmazdı... İki yakası bir araya gelmeyen bir baba ile çilenin elinde dokuz doğuran bir ananın, dokuzuncu çocuğuydum...
Kimine göre yaşam, tereyağı bal sürülü ekmekten acıktıkça ısırmak, kimileri için de bol şükürlü hikâyelerle açlığını bastırmaktı... Nihayetinde yaşam, bize ayrılmış süreyi doldurmaktı...
Bu zaman diliminde, az da olsa iyiler gördüm, kötülerin arasında... Eğilmeyecek kadar gururlu, ele ayağa düşmeyecek kadar onurluydular... Zihnen aydın, fikren namusluydular…
Belki zorlu mücadelenin baş muharipleriydi onlar, belki de özünü yitirmiş şehirlerin ayakta duran son muzdaripleriydi...
Geldiler... Gördüler... Gittiler...
Doğdular... Yaşadılar... Ve öldüler...
Ne bir iz kaldı hatıralarında, ne de rızadan yana iki çift söz edildi arkalarında... Sessizce geldiler... Sessizce gittiler...
Kurbandılar, kanı beş para etmez kişilerin kuru heveslerine aldandılar... Fidandılar, boy gösterip dağ yamaçlarında, püskürdükçe budandılar...
Onlar ki, insandılar…Can’dılar…
Eserleri
Sevdama şiirler-İstanbul/1996,
Firari aşk-Ankara/2005,
Deli ırmak-Ankara/2006,
Çağrı:Irak çok mu ırak-Ankara/2008
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!