1957 yılında Ardahan iline bağlı Xewıskar(köprücük) köyünde dünyaya gelen şair evli ve üç çocuk babasıdır.
12 Eylül 1980 darbesiyle tutuklanan Cafer Şahin beş buçuk yıl ceza evinde yattıktan sonra serbest kaldı.bu süre çeşitli demokratik kitle örgütlerinde çalışan şair.Bir çok kez göz alıntına alındı 1991-1993-1999 tarihleri arasında iki buçuk yıl tutuklu kaldı.
Halen çeşitli gazete ve dergilerde yazı yazan şairin yayınlanmış bir çok öyküsünün yanısıra,birisi kürtçe olmak üzere,3 şiir kitabı yayınlandı.
AKLIMDAKİ KADIN
Penceresi güneşe bakan küçük bir ev,
soframda sıcak bir ekmek,
yanımda biraz deli bir kadın isterim.
Öyle süslü püslü değil,
gülünce gözleri kaybolsun yeter.
Hesabı kitabı unutup yağmura yakalansın mesela.
Bir çiçeğe selam versin,
bir kediye isim taksın,
sabah olduğunda pencereye vuran güneşten önce
kahkahası dolsun odaya.
Ve yıllar sonra bile birileri bana mutluluğun neye benzediğini sorarsa,
uzun uzun anlatamam belki.
Ama derim ki;
“Bir kadının ansızın elinden tutup seni hayata çekmesidir.”
Çünkü bazı kadınlar geç kalınmış bir aşk değildir.
Ömrün tam ortasına düşmüş bir mucizedir.
Ve ben mucizelere inanırım.
Onu bulduğum gün değil…
peşinden gülerek yürümeyi bıraktığım gün yaşlanırım.
Ama galiba o gün hiç gelmeyecek.
Çünkü hala aklımdadır.
Öyle kusursuz falan olmasın.
Çayı karıştırırken dalgınlaşsın,
çıt çıt çıt…
“Eee yeter yahu.” diye uyarayım.
Çiçek sularken etrafa su sıçratsın.
Canı sıkılınca durduk yere balkondan gökyüzüne küssün.
Yağmura ana avrat dümdüz gitsin.
Biraz aklı havada olsun hatta…
Misal pazar sabahı uyurken yastığımla kafama vura vura;
“Kalk lan, martılar kavga ediyor, ayır!” desin.
Ben gözümü bile açmadan;
“Martılar her gün kavga ediyor, bana ne…” diyeyim.
Ama o dinlemesin.
Perdeyi açsın, güneşi odaya doldursun.
Sonra kahkaha atıp;
“Sen dünyaya gelmiş en tembel herifsin lan!” diyerek azarlasın.
Ben de sırf gıcığına battaniyenin altına saklanayım.
Ama içimden güleyim.
Çünkü insan bazen mutlu olduğunu söylemez,
battaniyenin altında sırıtıp durur sadece.
Sonra bir akşam, cebimizde beş kuruş yokken,
mahallenin en pahalı hayallerini kuralım.
Üç odalı bir evimiz olsun mesela.
Çok mu?
Olmazsa tek oda olsun.
Aramıza başka duvarlar girmesin.
O da olmazsa bir simidi ikiye bölüşelim.
Yeter ki oturup konuşalım.
Yeter ki gözleri gülsün.
Yeter ki omzuma vurup;
“Oğlum biz bu hayatı bir şekilde kandırırız.” desin.
İşte ben o zaman inanırım.
Çünkü bazı kadınlar güzeldir,
bazıları akıllıdır,
bazıları güçlüdür.
Ama çok azı insanın karanlığını elinden tutup sokağa çıkarabilir.
Ben öyle birini bekliyorum.
Belki bir yerde vardır.
Belki şu an kahve taşırıyordur.
Belki yine bir şeye gülüyordur.
Belki de hiç haberi yoktur;
bir deli, onu düşünerek hayata biraz daha katlanıyordur.
Bu hayatta kimi kurtarmaya çalışıyor memleketi, kimi kendini.
Ben ikisini de beceremedim.
Bir sigara dumanı gibi savruldum durdum yıllarca.
Ama bir gün çıksa karşıma ansızın.
Öyle film sahnesi gibi değil ha…
Ne yağmur yağsın, ne fon müziği çalsın.
Bakkaldan ekmek alıp dönüyor olsun o sırada.
Yüzünde sanki bütün mahalleyle kavga etmiş de hepsini yenmiş gibi bir ifade olsun.
Desem ki içimden;
“Vay arkadaş… Bu kızla aynı evde yaşanmaz.”
Sonra sana aşık olsam zaten.
Bazen de kızınca bana,
hem de fena.
Öyle yüzünü asınca mahalledeki bütün elektrikler kesilmiş olsun.
Ben peşinden dolanayım.
“Tamam lan, özür dilerim.”
“Git.”
“E nereye gideyim?”
“Gözüme görünme.”
“Benim başka gidecek yerim yok ki.”
Gülmemek için dudağını ısırır,
ben oradan anlardım affedildiğimi.
Sonra bir gün yaşlanacağız belli.
Dizlerimiz ağrıyacak, gözlerimiz eskisi kadar seçmeyecek.
Ama biliyorum sen yine bir yerden çıkıp:
“Kalk lan.” dersin.
“Nereye?”
“Bilmem. Yürüyelim işte.”
Ve ben yine peşine takılırım,
söylene söylene, homurdana homurdana.
Ama içimden şunu derim;
“İyi ki varsın be kadın…”
Çünkü insan bazen hayatının aşkını bulmaz,
hayatının yoldaşını bulur.
Kavga ede ede, güle güle, saçmalaya saçmalaya…
Ve dünya dediğin şey de galiba tam olarak budur lan.
Bir sokak arasında yürürken
bir kediyi sevip, bir çocuğa el sallayıp,
bir ağacın altında durup yapraklarla konuşsun.
Ben de uzaktan izleyeyim.
Sonra içimden:
“Bu kızın devresi eksik galiba.” diye geçireyim.
Ama dünyada en çok da o eksik devreyi seveyim.
Canım sıkkın olsa bazen, öyle sebebi de yok.
İnsan durduk yere yorulur ya, işte öyle.
Gelip yanıma otursun.
Bir şey sormasın, bir şey anlatmasın.
Sadece omzunu omzuma dayasın.
Sonra;
“Gelir geçer lan.” desin.
O kadar.
Bazen insanı koca bir nutuk değil,
iki kelimelik bir “lan” hayata döndürür.
Ve ölüm bile bir gün kapıyı çalarsa,
inanıyorum ki ona denk gelirse,
kapıyı açıp diyecek ki;
“Şimdi sırası mı arkadaş?
Bir çay iç de öyle al götür bizi.”
Ben içeriden kahkaha atacağım.
Çünkü bazı insanlar sevilmez sadece;
insanın içine yerleşir,
ev olur, mahalle olur, memleket olur.
“Dava” olur…
Ve sonra insan anlar ki:
Dünya koca bir karmaşa belki,
ama sevdiğin manyak yanındaysa,
idare eder lan.
Bak…
Bak işte yine gözlerime toz kaçtı
Sakın ağlıyor deme, çok kızarım…
Rodi Baz
@öne çıkar
#kadınlar
#nasıl bir kadın?
AMA ÖYLE İŞTE
N’olur kızma bana.
Biz biraz böyle öğrendik hayatı.
Merhamet bizde
ucu sivri bir hançer gibi
zulada taşınır.
Biz çünkü
sarılmadan önce korkuyu öğrendik.
Bu yüzden
içimizdeki bahçeyi
yüksek duvarlarla çevirdik;
bir damla sevgiyi bile
avuç içinde saklar gibi tuttuk,
kolay göstermedik.
Şaşırma bu hırçınlığa.
Sevmek bizde
kolay öğrenilen bir şey değil;
nefretin içinden
sağ çıkmış bir mucizedir bizde aşk;
yanık kokan bir evden
kurtarılmış tek fotoğraf gibi.
Kimse doğduğu yere benzemez derler.
Yalan.
İnsan biraz da
büyüdüğü yerin sesidir;
bir çığlık,
bir isyan
ya da kapı çarpılınca
duvarda titreyen bir tablo.
Ben mesela,
kapılar çarpılarak kapanınca
hala irkilirim;
elim istemsizce
bir yere tutunur.
yüzüm dağlara duaya durur.
Birinin gözlerime
uzun uzun bakması
tedirgin eder beni;
sanki orada
sakladığım bir şeyi
bulacakmış gibi.
Sevildiğime inanmak için
aynı sözü
birkaç kez daha duymam gerekir.
Bu yüzden
bir adım gelene
iki adım gitmek isterken,
tam sarılacakken
ellerimi cebime sokuyorum.
Kabahat kimsede değil.
Biraz hayat,
biraz hatıra,
biraz da insanın içine yerleşen
eski korkular…
Bir gün tamamen geçer mi,
bilmiyorum.
Yine de
birileri için
duvarlarımı alçaltmayı öğreniyorum;
tuğla tuğla,
sabırla,
bazen de ellerim kanayarak.
Belki bir gün
sarılmayı da
sizin gibi kolay öğreneceğim.
Öyle işte…
Rodi Baz
TÜKENİYOR MUYUZ?
Bir şey eksiliyor içimizden.
Bir şey işte…
Adını koyamıyorum.
Dilimin ucunda anlatamıyorum.
Ne bir ölüm haberi gibi
ne bir kayıp haberi.
Usul usul çekiliyor hayatımızdan;
önce sesler,
sonra yüzler,
sonra birbirimize bıraktığımız izler.
Ve bir gün fark ediyoruz;
aynı sokaktan geçiyoruz
ama artık kimse kimsenin hayatına rastlamıyor.
Bir zamanlar çayını büyük hatırı vardı
Bardağın ince belinde
biraz mahcubiyet,
biraz bekleyiş dururdu.
Şimdi parmaklarımız ekranların soğuk camında dolaşıyor.
Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor.
Sokaklardan çok gölgeler geçiyor sanki.
Gece olunca salondaki saatin sesi değil,
buzdolabının durup duran uğultusu kalıyor evlerde.
Ve insan;
en çok da kendi sessizliğini dinlemekten yoruluyor.
Bazen düşünüyorum da;
belki bir sabah, güneş perde aralığından değil de çocukluğumuzdan sızacak içeri.
Belki mutfaktan gelen kaşık seslerine karışacak ismimiz.
Belki yıllardır uğramadığımız
bir köy yolunda taşların arasında
büyüyen inatçı bir ot, unutmadığımızı hatırlatacak bize.
Belki bir yabancının gözlerinde
ecelemize posta koyan serserileriz hala.
Bizim sokakta geceleri
sevişmek en ilkel ibadetti.
Şimdi ise;
Ayrılık “modern” çağın vitrinlerde kulağımıza fısıldadığı bir çıplaklık modası
Bir taciz
Bir konfor
Bir teşhir
Kahvenin önünde unutulmuş sandalyeler, duvar diplerinde söndürülmüş sigaralar, yarım bırakılmış sohbetler vardı.
Ve ihtiyarlar, avuçlarında dönen tespihlerle zamanı değil, içlerindeki yangını oyalarlardı.
Ve birgün belki;
bir çocuğun çamura bata çıka koşuşunu,
bir annenin avucundaki ekmek kokusunu,
bir babanın ceketine sinmiş tütün sarılığını
yeniden fark edeceğiz
Belki de o zaman anlayacağız;
tükenen şey sadece hayat değilmiş.
Birbirimize bakmadan geçirdiğimiz zamanmış.
Ve biz, aynı göğün altında duran birkaç yalnız nefes değil,
aynı rüzgarın savurduğu,
aynı toprağın taşıdığı insanlarmışız.
Rodi Baz




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!