Şam düştü mücahitler Şam'da kontrolü ele almaya başladı.
Suriye'yi özgürleştiren Suriyeliler için şimdi birliklerini sağlama alma zamanıdır.
İhtilafa düşmeden, Suriye'yi toprak bütünlüğüne zarar vermeden yeniden inşa etmeliler.
Son yıllarda bir diyet modasıdır alıp başını gidiyor. Bir şey popüler olmaya başlamışsa eşyanın tabiatı gereği onun çevresinde de hemen bir endüstri oluşur. Beslenme uzmanları bir tarafta, zayıflatma uzmanları diğer tarafta al takke ver külâh milleti sözüm ona aydınlatır ve bu hengâmeden hem kendilerine hem de konunun diğer bileşenlerine pay çıkarmanın yolunu bulmaları konusunda çaba sarf eder dururlar.
Kimileri beslenme reçeteleri verir, kimileri zayıflama reçeteleri. Bazıları da Alternatif Tıbbın faydalarından dem vurarak ilgilenenleri aktarlara ve benzeri alternatiflere yönlendirirler. Aslında işin bu yanı iyi de oluyor. Piyasa hareketleniyor, alış veriş yapılıyor, bu işlerle ilgilenen esnaflarımıza iş çıkıyor. Ama öte yandan bu beslenme ve zayıflama reçeteleri ve bunlara bağlı olarak piyasaya sürülen bazı ilaç ve yan ürünlerinin faydalı olup olmadığı tartışması da alıp başını gidiyor.
Bir insanın sağlığını koruması çok mu zordur acaba? Eski zamanlara oranla sağlıklı yaşamak giderek zorlaşıyor olmasına rağmen bu konuda hâlâ umutlu olmak için pek çok sebep var. Yeter ki bu sebepler öne çıkartılıp uygulama imkânına kavuşturulabilsin.
Geçmişi hatırlamak insanda kimi zaman gülümsemelere kimi zaman da hüzünlenmelere sebep oluyor. Bazı hatıralarda ise her ikisi...
Şimdiki gençler bilmez tabi ama bizim çocukluğumuzun en gözde eğlencelerinden biriydi radyo; İstanbul ve Ankara'dan yayın yapan.
Hatırladığım kadarıyla öyle çok zengin bir program menüsü yoktu bu iki radyo istasyonunun da.
441- Kahkahalar bir bakıma saklamak zorunda olduğumuz kederlerimizin dışa yansımasıdır.
442- İnsan ne yazık ki kendini nefsine kurban etmeyi seçti.
443- Bir söz verilmişse o söz mutlaka yerine getirilmelidir. Aksi halde sözün sahibine duyulan güven yıkılır.
Sayın başbakan Türkmenlerin organize etmiş olduğu bir toplantıda kürsüye boynunda bir fularla çıktı. Kırmızı, sarı, beyaz, yeşil, mor renkleri içinde barındıran rengârenk bir fular… Göze çok hoş görünen ve Anadolu insanının o cıvıl cıvıl canlı ve dinamik halini anlatan bir renk armonisi…
Türk renkleri diye geçti aklımdan ama sonra bu düşünceye anında itiraz ettim.
Bu toprakların insanının halılarla, kilimlerle ve daha başka pek çok el işi ürünle kendisini ifade etmeye çalışırken kullandığı bu renkler sadece Türk renkleri olabilir miydi?
Sevgi kelimesi insanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu olarak tanımlanıyor.
Buna rağmen sevgi hangi şekilde ve nasıl tanımlanırsa tanımlansın ‘sevmek’ eylemini her hangi bir nedene dayandırmak doğru değildir. Çünkü sevmek için sebep aramak demek şart koşmak demektir.
Sevmek eyleminin içinde hesap kitap yoktur, olmamalıdır. İşin içine hesap girdiği an sevgi denilen şey bütün anlamını kaybediyor. Sevgi koşulsuz olmalıdır ve sevmek için her hangi bir neden aranmamalıdır.
“Ben uzaklara gitsem ne yapardın?” Dedi genç kız.
“Nereye?” Diye sordu delikanlı, biraz şaşkın. Sahilde yürüyorlardı, el eleydiler. Belli ki sevgiliydiler.
“Uzaklara,” dedi kız
akşam olur gün batar
suya iner martılar
derken güneş salkım saçak beklemede
bulutlar kaybolur gözden
yıldızlar görünmeye başlar yeniden
ay sıraya girmiş sabırsız
Şefaat ya Resul - Allah! Sen bize şahitlik etmezsen o zor günde bizim yüzümüze kim bakar? Rabbimiz senin şefaatinle bize nazar edecek. O gün, tüm yaratılmışların herc-ü merc olduğu o korkutucu gün, sen bize sahip çıkmazsan ne olur bizim halimiz?
Ey Rabbimin (c.c.) habibi sevgili peygamberim, sen ümmetini zaten yalnız bırakmayacağını bize söylemiştin. İşte biz şimdi bu umudu yüreğimizde ve beynimizde büyüte büyüte sana ve Rabbimize kavuşacağımız o günden ümitliyiz. Rabbimizin izniyle bizi yalnız bırakmayacağını biliyoruz.
Ey Allah’ın en sevgili kulu; kul Peygamber (essalât-u vesselam) bu dünyayı şereflendirdiğin gün bizim en güzel günümüzdür. Bir güneş gibi doğdun karanlık bir cehaletin hâkim olduğu bu yaşlı ve günahkâr dünyanın üzerine. Senin gelişinle umutsuzluğumuz umuda, üzüntülerimiz sevince döndü. Selamların en güzeliyle sesleniyoruz sana Esselamualeykûm ya Resul - Allah… Şeref verdin, hoş geldin!
Bu gün 18 Mart. Tarihin daha önce hiç görmediği bir kahramanlık ve fedakârlık destanının yazıldığı günün, bu destanı yazanların bize canları pahasına hediye ettikleri zaferin, ”Çanakkale Geçilmez” haykırışının yedi düvel ordularının suratında patladığı o muhteşem şamarın atılışının yıl dönümü.
Bu mübarek milletin has evlatlarının civanmertlerinin, annelerin ciğerparelerinin vatan için gözlerini dahi kırpmadan tereddütsüz göğsünü siper ederek ölümlerin en güzelini tattığı, makamların en yücesini kazandığı o zaferlerin şahikasının, Çanakkale Zaferi’nin ve aynı zamanda gelmiş geçmiş bütün şehitlerimize ithaf edilmiş olan günün,"Şehitler Günü" nün yıldönümü. Zaferimiz kutlu olsun.
Dün Çanakkale’de, İnönü’nde, Sakarya’da, Dumlupınar’da, Kore’de, Kıbrıs’ta bugün Güneydoğu’da bu vatan uğruna gencecik yüreklerini ortaya koyarak şahadet şerbetini içen asil milletimizin bu güzide evlatlarına Allah’tan (c.c.) rahmet diliyorum. Rabbim bu vatan için en değerli şeyini; hayatını feda eden kahramanlarımızın mekânlarını Cennet eder inşallah




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!