Çek günahkâr ellerini sevdamdan.
Bu aşk, adını bilmeden kirlenen bir yatak değil.
Gözlerinin arkasında sakladığın o lanetli bakışlar
Kalbime bulaştı, kirletme daha fazla ruhumu..
Sen ki !
İnsan yaradılışıyla mübalağa etmeye başlar hayata.
Önce yenilmek gerekir, anlamak için hayatı.
Kazanmak içinde öyle değil mi ?
Defalarca yenilmek, düşmek, kalkmak gerekir.
Bir varoluş başlar sonra,
Kendi içinde, kalıplaşmış benliğinde.
Sızlar yüreğim şafaktan önceki son gecede.
Vurur hasretin anlamını yitirmiş bir hecede.
Acıtır sözlerin hiç bilmediğim bir lehçede.
Hüzün koydum gönlüne bu da benden sana Hediye
Zindan gibi çöktü gece,
Demirden uykular indi gözlerime.
Yıldızsız göklerden bakıyor ölüm,
Ve ben hâlâ
Bir çift kara gözün düşündeyim.
Fırtınalar incitmişti kelebeğin kanadını.
Avucumda küllenen ateş.
İçimde yanan bir kor.
Dudağımda acı bir hüzün.
Çiçeklerin KAN ile üstü örtülü.
Yüzünün her coğrafyasında unutamadığım,
bir bakış bir gülüş.
Ellerinde bütün kainatın renkleri,
bir yeşil bir mavi.
Tenin de dört mevsim kokusu,
bir frezya bir Yasemin.
Ben seni bir yol sandım.
Ucu denizlere varan,
maviye dokunan,
kumla gülüşen bir yol…
Oysa sen,
her oyunda başka bir yüz takan
Sana ilk defa bakarken,
Zaman durdu...
Gözlerin devrim gibi indi içime,
Ben o anda anladım:
Bir kalp, sadece kan değilmiş.
İnci Tanem,
sana sesleniyorum,
gecelerin en ağır yükünü taşıyan kalbimle.
Ben bu yolları yürürken,
taşların fısıltısı ayağıma siniyor,
kaderin ördüğü perde gözlerime kapanıyor,
Kaç yalnızlık daha eklemeliyim üst üste,
Senin adın nihayet silinsin diye?
Kaç gece daha ölmeliyim sabah olmadan,
Bir “gitti” kelimesi böyle ağır taşınır mı?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!