Kaç yalnızlık daha eklemeliyim üst üste,
Senin adın nihayet silinsin diye?
Kaç gece daha ölmeliyim sabah olmadan,
Bir “gitti” kelimesi böyle ağır taşınır mı?
Kara bir gül koydun avuçlarıma,
sevdaya dair ne varsa, bir nefeste kül ettin.
yaşanmış bütün anıları;
Dağıttın...
Yıktın...
Savurdun...
Bir çağrı yürüdü karanlığın içinden
O an adın düştü kalbimin pınarına
Zaman eğildi bu sevdanın önünde
Ne dün kaldı ne yarın vazgeçebildi
Sadece bir yazgı geçti avuçlarımızdan
Uslanmaz yüreğimin, solmaz gülüydün.
Yedikule zindanlarında, kurtuluş mektubuydun.
Arnavut kaldırımlı sokağın, eksik taşıydın.
Kâh ağlayan, Kâh gülen kızların nazlı yüzüydün.
Sen sancıyan yanım. sen nazar boncuğumdun.
Bir özlemdi seni sevmek...
Umut etmekdi yokluğunda, geceleri saymak.
Dokunmaktı saçlarına, üşüyen ellerimle.
Olanca sevgimle ısıtmaktı, kalbinin en derin yerini.
Hissetmekti seni sevmelerin en güzeliyle.
Ben sana aşık, Ben sana deli sevdalı.
Sen miydin
o sahte gözlerin ardına saklanıp beni bana yabancılaştıran?
gülüşünle bahar sandığım ama içimi kışa kilitleyen?
Sen miydin
adımı ezberleyip sonra unutan,
dokunuşuyla ruhumu kazıyıp sonra ardına bakmadan giden?
Sen özgürdün… Ben tutsak.
Senin kanatların vardı,
benim zincirlerim.
Sen uçarken
ben bekledim.
Sen unuttun,
Sessizliği giydim bu gece üstüme,
Bir çığlık yürüdü kalbimin tüfeğine.
Yüzümü çizdiler aynanın içine.
Bir mum söndü içimde,
Kül oldum, dağıldım gözlerinin rengine.
Merhaba;
Ruhumdaki acılar dindiren, KADIN / ADAM
Sana bu mektubu Soğuk bir Ankara gecesinden yazıyorum.
sessizliğin terkedilmiş koynunda ve ellerim titrerken yazıyorum. Bu satırlar belki son kelimelerim, belki de bu karanlığın içinden sana açılan çaresiz bir kapı. Bilmiyorum, bilmiyorum.
Sana hiç “sen” demedim.
Adını bile anmadan sevdim seni.
Çünkü bazı sevgiler,
bir adın sınırına sığmaz.
Bazı duygular,
yalnızca susarak anlatılır.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!