Bir kadın vardı.
Sesi yoktu.
Ama suskunluğu öyle bağırıyordu ki,
saray duvarları her gece terliyordu.
Züleyha derlerdi adına.
O gece her şey karanlığa bulanmıştı.
Beni çağırıyordun, sesin bu kez tüm evrende yankılanıyordu.
Beyaz duvarlara tırnaklarımı geçirdim.
Kan aktı....
O kanın içinde senin suretini gördüm.
Ben iyi değilim…
Kendime her “iyiyim” dediğimde
bir eski anı düşüyor içime,
Tırnaklarımla kazıyorum duvarlara astığım hayallerimi.
Yıldırılmış ve tüketilmiş bir celladın son merhametinde nefes alıp veriyorum.
Bir bakışına bin destan yazılsa az.
Adını süsleyerek başlıyorum söze.
Ben seni çok sevdim.
Her cümlenin noktasında sen varsın.
Her virgülün kıvrımı, saplanır yüreğime.
Her sorunun bilinmeyen cevabısın sen.
Göz göze geldiğimiz o ilk an,
Bir tufandı içimde.
Ben yıllarca taş üstüne taş koymuştum,
Sen bir bakışta yıktın hepsini.
Bir gün ben ölürsem,
kalbimin kaç kere tamir edildiğini kimse bilmeyecek.
Ne zaman birini içime alacak olsam,
kapılarım rüzgârla çarpıldı.
Kimseden nefret etmedim ama
Bu Bahar Başka Bahar
Giderken beni yalnızlığın koynuna bıraktığın,
İzdüşüm Bir Sevdanın, gökyüzüne yansıması gibi.
Bir kuşun kanadında, bütün evreni taşıması Misali.
Bu şehir hâlâ sen kokuyor.
Rüzgâr nereden esse, sana değiyor gibi.
Bir banka otursam, sanki yeni kalkmışsın yanımdan. Ne zaman bir cümle kursam içimden,
yarısında senin sesin çalınıyor kulağıma.
Sokaklar değişmiş, kaldırımlar başka döşenmiş ama sende kalan yönümü hâlâ bulamıyorum. Kendime rastlamadığım her yerde seni görür oldum. Yokuşlara benzettim kendimi;
çıkarken içim yoruluyor, inerken sende kalıyorum.
Ey nurdan daha ince,
ey gecelerin kandili,
senin adınla açıldı ilk kez
karanlıkların perdesi…
Sen doğunca
Ayrılığın saatini habersizce kurup gittin.
Yalın ayak sokaklarda çaresiz koyup gittin.
Bir veda, elveda bile demeden gittin.
Kıyameti gözlerimde bıraktın da gittin.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!