Parlak
rahmimde taş taşıyorum
adı konmamış bir felaketin cenini
kalbim değil bu
küçük bir akıl hastanesi
koridorlarında çıplak ayak dolaşıyorum
duvarlara senin gölgen çivilenmiş
her adımda göğsümden bir zımba sesi
kan görünmüyor
ama her yer kırmızı
beni bir aynaya bıraktın
ayna beni yutmadı
beni çoğalttı
yüzlerimin hiçbiri sana kalamadı
aşk dedikleri şey
bende siyah bir süt oldu
içtikçe kemiklerim inceldi
inceldikçe sana daha çok benzedim
şeffaf
tutulmayan
elden kayan
sen bir bıçak değildin
bıçak dürüsttür
sen ipek bir iptin
boynuma dolanırken
sevgi gibi görünen
özlem
beynimde açan mavi bir mantar
geceleri büyüyor
sabahları küf kokusu
beni umursamaman
yüksek bir yerden itilmek değil
yavaş yavaş silinmek
bir fotoğraftan
önce arka plan olmak
sonra hiç olmamak
dengesizlik dediğin
seninle konuşurken yükselen nabız
sustuktan sonra yere çakılan beden
ben ölmek istemiyorum
ama senin gözünde
çoktan ölmüş biriyim
mezarımın başında sen varsın
ama çiçek getirmiyorsun
eski aşklar
dişlerimin arasında kırılan cam parçaları
tükürsem kan
yutsam yine kan
sana yaslandığım her yer çöktü
şimdi omurgam
kırık bir köprü
gece
pencereye çarpan bir kuş gibi
defalarca kendime dönüyorum
her çarpışta biraz daha eksik
beni sevmek
sende kısa bir elektrik kesintisiydi
bende ise
şehir yandı
Kayıt Tarihi : 22.2.2026 14:02:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!