Dur gitme, kalbimi yakıp da gitme,
Gönül feryadımı duy safa geldin.
Bizi hicran ile perişan etme,
Yaralı gönlüme bir şifa geldin.
Yanan bir bağrıma düştü kor gibi,
Geceye erdiğimde, rabbimin kapıları açılır,
Dilimde bir dua, kalbimde aşkın sancısı...
Ya Vedûd derim, aşk olur içimde yangın,
Ya Sabûr derim, sabırla diner kalbimin sancısı.
Esmâ'nın her biri bir kandil, bir dua, bir ışık,
Kadın…
Bir sırdır evrende,
Ay ışığında doğar,
Geceyle konuşur,
Ve bazen sadece susarak var olur.
Bir varmış bir yokmuş,
Zamanın bile hatırlayamadığı eski çağlarda,
Yıldızlarla yeryüzü arasında incecik bir perde varmış.
Bu perde, Peri Âlemi ile İnsan Dünyasını birbirinden ayırırmış.
Peri Âlemi…
İSTANBUL AŞKI
Ey mavi sulara düşen altın ışık,
Ey tarih kokan, rüyalara sığmayan şehir!
Sana vurgunum ben, sana yanık,
Her sokağın aşk, her taşın şiir.
Yeşilin bin bir tonu sarmış dağlarını,
Sisli sabahlar öper Rize’nin bağrını.
Kokusu çayın, buğusu duman,
Derin vadilerde yankılanır insan.
Fırtına Deresi, kudurur taşına,
Benim dünyam kara kış, deli bir poyraz olup savrulurken,
Güneşin bile bana sırtını dönmüş iken zemheri ayazında,
Ümitlerimin tükendiği yerde, sessizce ölümü beklerken, sen çıka geldin be,
Bembeyaz bir melek misali.
Bana can oldun nefes oldun
Bunu bana yapmayacaktın, kardelen çiçeğim.
Kaybedecek bir şeyim kalmadı.
Ulan, yıllar geçmiş, ömür gitmiş elin adamına…
Harcamışız ne varsa; gençlik, umut, hayal…
Kimi dost bildik, kazık attı.
Kimi aşk dedik, sırtını döndü.
Şimdi dönüp bakıyorum da,
Çölde yükseldi bir feryat,
Göklere çarptı yankısı,
Kan kokar Kerbela’nın toprağı,
Aşk ile açılmış yarası.
Ey Hüseyin, ey Hasan,
Bir çınar devrildi, kelimeler sustu,
Mısralar yetim, şiirler mahzun…
Bir yürek vardı ki derya misali,
Sevdayı, isyanı, acıyı dokudu ruhun.
Yusuf Hayaloğlu, usta kalem,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!