Hani aramızda bazı kimseler vardır... Bizler o insanları sürekli iyilik yaparken... Dürüst yaşarken.. gariban insanlara kol kanat gererken.. hayvanlara kol kanat gererken...Emri bil marufu gerçekleştirirken görürüz ya...Ha işte..O insanlarıın yaptığı iyilikler kendilerinden değildir aslında...Rablerindendir... Allahu Teala kalp güzelliğinden dolayı..Safiyane gönlünden dolayı kendisine nazar ettiği o kişileri, kendisine kanal olarak seçmiştir...o kişinin eliyle yapan yaptıran Allah'tır... O kimsenin diliyle konuşan konuşturan Allah'tır.. Allahu Teala yeryüzünde birilerine iyilik yapmayı... birilerine yardım etmeyi .. emri bil marufu gerçekleştirmeyi Murad ettiğinde, iyi kullarını bulur... Ve o iyilikleri onların elleriyle yapar.. Böylece hem Allahu Teala yapmayı Murad ettiği şeyleri gerçekleştirir... Hem o kullarını kullanarak, o kullarının amel defterlerini iyiliklerle doldurur..Hemde, kâinattaki düzeni sağlamış olur...Buradaki ölçü SAFİYANE KALPTİR...Kalp saf..tertemiz... gösterişten ve riyadan uzak olmalıdır... Hani Allahu Teala "Ben yeryüzünde kendime halife yaratacağım" buyurmuştur ya...Ha İşte....bu insanlar Allahu Teala'nın kendisi için seçtiği halifeleridir.... Allah'ın halifesi olmak..Ve onun gözüne girmek istiyorsanız, kalbinizi her türlü pislikten temizleyin... Gösteriş ve riyadan uzak durun.
Herşey de cümlelerle söylenmezki be âdem...
Bazı duygular sessizdir, konuşulmaz hissedilir..
Bazen sessizliğin ağırlığı ya da anlamı seslerden çok daha derindedir...
Bazı duyguları konuşmak için,insanlar birbirine geç kaldığında, sessizlik en güçlü dile dönüşür... ve yüreğimizde yankılanan o fısıltılar doğrudan kalpte yerini bulur...
Herşey açıkça söylenmez be âdem;
bazen de
Hazreti Ömer'in halifeliği döneminde Medine'de çok büyük bir yangın olur... Öyle ki; yangını söndürmek Neredeyse imkansızdır...
Halkın içinden birisi koşarak Hz Ömer'e gelir..Ve;
-Ya Ömer... sen bizim halifemizsin... Bu yangın bu dünyaya ait bir yangın değil.. söyle ya Ömer... ne yapalım ki bu yangın sönsün... diye sorar...
Hz Ömer;
-'Sadaka verin' diye buyurur...
Hz Ömer'in bu tavsiyesi üzerine, gelen kişi hazreti Ömer'e;
Bütün pencerelerde bekleyen benim..
Ve
o çalmayan bütün telefonlarda,
aylardır konuşan da...
Kabul...
Bir kez yolda karşılaşalım,
Ben hiç meyletmedim lüks bir yaşama..
Bir villam da olmadı lüks tarafından..
Makamlı adamlardan emir almadım...
Hiç ödün vermedim adamlığımdan..
Benim hiç birikmişim olmadı..
Kusur bende, suç bende...
Sen bana gökyüzünü vaadet medinki ..
Yüreğini gök belleyip kanat çırpan ben idim ..
Ben ağladım, ben güldüm, bu benim sahnem.
Ben yaşadım, ben gördüm,yok bir bahanem..
Ben hâlâ aynı çocuğum...
Azıcık içim, çokça dışım yıprandı, hepsi o kadar..
Bazen çocuk yaşta sekiz,
bazen 78 buçuğum...
Büyütmemek lazım, her sözü bu kadar...
Bazen martı gibiyim, kanatlarımdaki rüzgarla yaşıyorum...
Bizim çocukluğumuzda, pazar günleri ülke genelinde banyo günüydü.. evlerde doğal gaz yoktu.. birçok evde tüplü şofben bile yoktu.. sobaların üstüne kazanlar koyulur, kaynayan suyla evcek sırayla banyo yapılırdı.. yine ayrıca, TRT'de, pazar günleri ikindi saatinde Yay isimli bir dizi yayınlanırdı.. başrolünde William tell oynardı.. hepimiz o saati iple çeker, yarım saat önceden televizyonun başına oturur, dizinin başlamasını beklerdik... Yine böyle günlerden bir gün, hepimiz banyomuzu yapmış,
Televizyonun başında dizinin başlamasını bekliyorduk... Babaannem de neçeğini dizlerine sermiş, saçlarını tarıyordu.. Tam o sırada dizi başladı... William tell ekranda göründü.. babaannem Tam da William tell'in görüş açısındaydı... William, Uzun saçlarını salladı... Ekrana doğru şuh ve gizemli bir bakış attı... babaannem bir hışımla dizindeki neçeği aldı, başına örttü... Neçeğin bir ucuyla da ağzını kapattı..Çocuk aklımızla babaannemin bu hareketi karşısında şaşırdık ve ona niçin böyle bir şey yaptığını sorduk..
Babaannem;
-"Ergiçler saçımı mı görsün yavrum" deyincede kahkahayı bastık ve;
-"babaanne Biz onları görüyoruz.. Onlar bizi görmüyor ki" dedik...
Babannem;
İçinden geçtiğimiz dönemde, şeytanın insanlara en büyük hilesi iyilik yaptırmasıdır... Şeytan insanlara iyilik yaptırarak, onlara kendilerini..kendi vicdanlarını...kendi fıtratlarını iyi hissettirir...Kişi iyilik yaptıkça, kendisini diğer insanlardan farklı hissetmeye başlar... kalbinin temiz olduğuna inanmaya başlar...Böylece kişilere "Ben zaten iyi bir insanım...herkese iyilik yapıyorum... İnançlı olup, ibadet yapıp, benim kadar iyilik yapmayan çok insan var... Benim kalbim temiz... Rabbim beni cehennemine koymaz" hissi yaşatır... Hal böyle olunca kul, farz ibadetleri gönül rahatlığıyla terk eder..Giyimine kuşamına...oturmasına kalkmasına...yemesine içmesine dikkat etmez hale gelir...Bu his bazılarında kibre kadar gider...Ayrıca insan yaptıklarının bilinmesini ister hale gelir..Böylece ya iyilik yapar, yaptığı iyiliği sosyal medya hesabına atar...Yada çevresindeki insanların gözüne gözüne sokar...övülmeyi ve konuşulmayı bekler...Son dönemde iyilik yapma furyasının ne denli arttığına bi göz atın...ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız .. şeytan insana iyilik yaptırır mı demeyin... Şeytan çoğu zaman insanlara rahmani yoldan yanaşır...
Unutmayın ki iyilik yapmak insanlara yardımcı olmak hayvanlara yardımcı olmak zaten Müslümanlığın şartıdır..ama nafilelerden önce farzlar gelir... Farzı terk edip, sadece iyilik yaparak... Yaptığı iyiliği de göstere göstere yaparak iyi bir Müslüman olduğunu zanneden kim varsa, şeytanın oyuncağı olmuştur... Ne demiştik başta....
bu devirde şeytanın en büyük hilesi "iyilik yapma merasimleridir".
Yasla başını göğsüme yâr...
Benim solum yedi tepeli şehir...
Benim solum, sonsuzluğa akan engin bir nehir...
Benim solum; hem evvel hem ahir...
Yasla başını göhsüme yâr..
Benim solum, yedi katlı gök..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!