Otopsiden Önce Şiiri - Karanlıkta Saklı ...

Karanlıkta Saklı Işık
55

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Otopsiden Önce

Sevgi, önce kanıma karıştı.
Bir doktorun unuttuğu reçeteden sızmış gibi, sessiz ve beyaz.
Kalbimin çevresine yıllardır ördüğüm dikenli telleri söktü,
damarlarımda dolaşırken eski yaralarımın adını öğrendi.
Meğer insan, en çok da iyileşebileceğine inandığında ağlarmış;
ben ilk kez acım azaldığı için ağladım.
Ve kalbim, uzun bir savaştan dönen asker gibi,
silahını bıraktı da uyudu.

Nefretse başka türlü yerleşti içime.
Bir virüs gibi, ne yüzünü gösterdi ne de beni terk etti.
Her gece biraz daha çoğaldı hücrelerimin karanlığında;
kanım onu taşıdı, ciğerlerim ona yer açtı.
Bedenim yabancı olduğunu anladı, antikorlar üretti,
bütün savunmamı ayağa kaldırdı bir düşmanı öldürmek için.
Ama düşman, kendi etimden bir parçayı çoktan taklit etmişti;
her saldırıda biraz daha kendimi yaraladım.

Korku, akciğerlerime yerleşen soğuk bir kıştı.
Nefes aldıkça ciğerlerimde cam kırıkları çoğalıyordu.
Dünya küçüldü; önce bir oda, sonra bir yatak,
sonra göğsümün içinde açılıp kapanan dar bir kapı.
Kaçmak istedim, bacaklarım emirlerimi duymadı.
Meğer korku, insanı öldürmeden önce
ona yaşayabileceği bütün yolları tek tek unuttururmuş;
ben yürümeyi değil, çıkışı kaybettim.

Öfke, karaciğerimde biriken zehirli bir yağmurdu.
Biriktikçe ağırlaştı, ağırlaştıkça iç organlarımı birbirine düşürdü.
Dilimin altında paslı bir demir, dişlerimin arasında kıvılcımlar vardı.
Söylemediğim her cümle mideme saplandı,
söylediklerimse başkasının teninde morardı.
Sonra aynaya baktım:
Yumruk attığım duvar sağlamdı hâlâ,
ama elimde kırılmadık kemik kalmamıştı.

Kibir, ateşi kırk dereceye çıkmış bir hastaydı;
yine de alnına dokunan eli kendinden aşağı sayıyordu.
Damarları kurumuş, dizleri titremiş, gözleri kararmıştı,
ama aynaya bakıp hâlâ herkesten daha sağlıklı olduğunu söylüyordu.
Doktorların dilini küçümsedi, ilaçları pencereden attı,
çünkü iyileşmek için önce hasta olduğunu kabul etmek gerekiyordu.
Oysa kibir, insanın kendi cenazesine bile
başkasının tabutundan daha yüksek bir yer istemesiydi.

Üzüntü, kemiklerime kadar işleyen bir nemdi.
Röntgenlerde görünmüyordu ama her hareketimde sızlıyordu.
Omuzlarımda, kimsenin görmediği bir tabut taşıyordum;
içinde ölmüş hayallerim, söylenmemiş vedalarım vardı.
Zaman geçtikçe acı hafiflemedi, yalnızca bedenim ona alıştı.
Nasıl ki kırık bir kemik yanlış kaynarsa
insan da bazı kayıplarla yanlış iyileşiyordu;
ben artık yürüyebiliyordum, ama eski yürüyüşümle değil.

Kıskançlık, gözlerimin arkasında büyüyen bir tümördü.
Başkalarının mutluluğuna baktıkça biraz daha besleniyordu.
Sevdiğim insanın gülüşünü bile sorguya çektim,
her susuşundan bir ihanet, her uzaklığından bir mezar kazdım.
Onu kaybetmemek için etrafına duvarlar ördüm;
duvarlar yükseldikçe kendimi dışarıda bıraktım.
Sonunda anladım: Birini sahiplenmekle sevmek arasında
insanın kendi elleriyle kazdığı derin bir yara var.

Umut, kalbimin en küçük hücresinde saklanan dirençti.
Ne büyük sözler söyledi ne de mucizeler vaat etti.
Yalnızca en karanlık gecede bir parmağımı kıpırdattı,
en ağır sabahın içinde ciğerlerime bir nefes daha verdi.
Antikorlarım yorulmuştu, bedenim kendi savaşından bitap düşmüştü;
yine de içimde bir şey, ölüme karşı adımı fısıldıyordu.
Belki iyileşmek, bütün hastalıkları yenmek değildi;
bazılarını içinde taşıyarak yaşamayı öğrenmekti.

Şimdi bedenimi bir hastane koridoru gibi taşıyorum.
Her duygunun kapısında başka bir teşhis, başka bir sessizlik.
Sevgi serum gibi akıyor; nefret hâlâ hücrelerimde direniyor.
Korku nefesimi sayıyor, öfke nabzımı bozuyor,
kibir ateşler içinde kendine sağlıklı raporu yazıyor.
Ve ben, bütün bunların ortasında, kendi bedenimin hem hastası
hem doktoru hem de gece nöbetini tutan son insanıyım.
Sabah olursa, ilk işim kendimi affetmek olacak.

Karanlıkta Saklı Işık
Kayıt Tarihi : 21.10.2026 21:09:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!