Uzun soluklu sükûtların baharında güz yerleşti gönlümün sokak aralarına. Sensiz gönlüm şehri âleminde yapraklar devirdi ağaçları…
Sevgilim
Nasılsın manolya yaprağına düşmüş çiğ ve çiğe hapsolmuş dolunayım?
Biliyorum kırgınlık merasimlerinde yüreğin hatmesine gözlerim kahverengi masallarını işlediğini ve sükûtuna gönlümü incitmemek adına hapsolduğunu. Terk ediş zabıtları değil gönlümden gönlüne bıraktığım aksine sensiz geçen an dakika saat gün hafta ay ve yıl ziyandır nezdimde.
Naçizane hislerin gök gürültü edasında yarıldı karanlık
Biraz korku az aydınlık hülyaların başucumda yar ve yara…
Sevgili’m …
Sensiz sineme biriktikçe firak yağmurların zılgıtları dağılmadı afakımda yek kıvılcım hasretin sancıları. Hüznün efkâr buğusunda rutubet tuttu gönlüm ufalandım asrın dudaklarında. Güz Gülistanlığım biliyorum mesafeler safi yangın, sancı ve katran bilmelisin ki hiçbir lahza sinmez gurbetlik pası gönle.
Sevgili …
Sükûtumun kem yazgısında kirpiklerinden yükselir iken dolunay çıkmaz hislerin ümitsizliğinde tükendi gönlüm ilkyaz sahifeleri. Ümmiydim sevda alfabesinden yana evvel yutkunamamıştım adını sonra gülüşlerine darağacı saklanmıştım soluklarımı...
Nasılsın gönlüm ah u zarı?
Halen gözlerin tebessüm ettiğin zaman yıldızları gölgede bırakıyor mu?
Dirhem dirhem sancın kapladı gönlüm asumanını
Hislerim katre sicim ve gam...
Sükûn ardında çalkalandı şehr
Biçare sevmeler revan
Pıhtılaştıkça damağımda firak
Az karanlık
Dirhem kor
Biraz da sen
Uykusuzluğun ay ışığında rükûda kaldı özlemlerim
Doğrulsa kalp kırılacak
Secdeye kapansa ruh yanacak …
Uykusuzluğun ay ışığında rükûda kaldı özlemlerim
Doğrulsa kırılacak kalp
Secdeye kapansa ruh…
Evhamlı saatler limanında düşlerim vurdu karaya
Tipi sonrası adımların ahkâmında çiğ tuttu keder
Yonca yakamozunda bakışların dolunay..
Saf tutarken gönlüm karia ağıtlarından
İdame edilemeyen vuslat düşlerim firkat işgalinde
Gönlüme nükseden sızıları taksim edemedim gün değiştiren yıl tüketen gülüşlerin bağbozumuna
Mahrem hislerim çılgasında asuman gibi dur durak bilmeksizin genişleyen hasretin celp etti ruhumu
Yek kıvılcım bakışına kül olmaktan kurtulamadım
Kanaat getirir iken rüya ve düşler sahnesinde aslı olmayan etmeyen vuslata
İzahata yeltenmedim dudakların kıvrımlarına sarih hüznümü
Cevval sancılar uğrak limanı tenimde pamuklara sardıkça özlemlerimi
Çok zaman sonra nazlı bir Mayıs sabahının limon çiçekleri kokusunun da bir kahvaltı masasında açtım gözlerimi. Dudaklarımın çoraklığı incecik parmaklarımın hatlarını asayişini bitirdikten sonra geçmiş günlerin yorgunluğundan ve gelmeyecek olan ümitli günlerin mecalsizliğinde masada duran ince belli yalnızlığa uzanır iken ilişti bakışlarım ahudan ürkek olan bakışlara. Sükût avazının asırlık rıhtımında kelebekler göç ederken kalbimiz sıratında evvel ruhumu harladım dudaklarının yangınında sonra cesedime el uzatıp sırtladım cümle gam ve elemini.
Usul usul ayrılır iken masadan derme çatma zihnimde gam elem ve nedamet hançer kesiği baharının ilk günlerinde sararan yapraklar ve sislenen gün zevcinde vakit ilerledikçe irkildim bir sala sesinden. Bahçede doğranmış binlerce gelincik çiçeği son nefesini verirken katre katre kan ağlayan binlerce mor kanatlı kelebek hıçkırıkları mateme bürüyordu su izan bahçesini. İç çekiş ve genzimde yerleşke kurmuş cümleler ile bir köşeden sessizce izler iken bir ağır yükseldi topraktan arşa sevda öldü vefa öldü bilendi hasret diye. Dizüstü çöktüğüm yerden dizlerimin titreyişleri doğruldum birkaç adım attıktan sonra o esrarlı bakışlar düşler âleminde ellerinde bir demet limon çiçeği ile karşıladı beni sendeledim evvel sonra gönlüm üzerine düştüm yere. Aralıksız bakışmalar ve yangınlardan sonra tanımadığım şehrin kumsalında sevda üzeri adımlar atar iken irkildim. Avuçlarıma sinen yana yana hasretliğin ateşi çehremde imbat yelleri serinliğinin tadına hazmeder iken parmaklarım ile parmaklarına sevda masallarını okuduğumu fark ettim. Toplaşan bulutların uğultusunda çehremden tebessümleri hüznümü silip bak burası Saidia kumsalı bu topraklar sömürülmüş Cezayir. Sükut buhranında katı yakıtlar ile çalışan makinelerin heyecanı gibi seslenen kalbimi teskin etmek için peki ya Kasbah şehri neresi? Diye sula ettim. Pamuktan narin elleri ile uzamış saçlarımı sağ tarafa düzelterek sakalların içinde menekşe kokusu arar gibi bir telaş ile orası gönül akdimizin kıyıldığı Fas şehirlerinden. Gözbebeklerinde uzun saatler geçirdikten sonra bazen fransızca bazen Arapça bazen de İspanyolca kelimeler ile hasbihal ettik. Mevzu şiirler olunca daima Osmanlıca lügatini kullandık. Avuçlarımdan tutup gözlerime bakıp hatırlıyor musun bana bu mısrayı Kasbah şehrinde il kez saçlarımı örer iken okumuştun.
Müstesna kirpiklerinden geçit yok
Zanlımdır gözlerin…
Süzüldükçe rutin hazanlar can içimden
Sızın döküyor gün gün ömrümü




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!