Çocuk...
Okula geç kalmıştı
Annesi uyuya kaldığından açtı
Hızlı bir şekilde hazırlandı ve dışarıya fırladı
Servis kaçmıştı, önemli bir dersten imtihan vardı
Etrafına bakında, çare adına bir müddet umutlandı
Sonra boyun bükerek içine düştüğü şaşkınlıktan kurtulmalıydı
..
tüm sadeliğiyle
bütün benzetmeleri yok eden
kötülük dilini bilmeyen
soğuk ve karlı günlere inat
tebessümleri düşüyordu
kelimelere
okul ve öğrenci derinliği
..
tüm sadeliğiyle
bütün benzetmeleri yok eden
kötülük dilini bilmeyen
soğuk ve karlı günlere inat
tebessümleri düşüyordu
kelimelere
okul ve öğrenci derinliği
..
Eğitir, bilgi verir
Okulunu sevdirir.
İsteyen velilere
Öğretmen yol gösterir.
Öğrenci bilgi ister
Sımsıcak ilgi ister.
..
Her şey yapılabilir
Bir beyaz kağıtla
Örneğin gemi,
Hırçın olmayan denizde yüzdürmek için
Bir ressam kara kaleminde,
Resim çizmek için
Bir öğrenci not tutmak için
..
21.03.13
Tayinimle ilgili işlemleri yapıyorum. Havalar çok sıcak. Bazen esmiyor değil. Onu Allah’ın lütfu olarak görüyor seviniyoruz. Elimde şişe suyu içerek geziyor. Haksız bir tayin bu. Fen Lisesine tayinim bundan 3,5 sene önce bir tuhaf tesadüf sonucu gerçekleşti.
Geçmişi de anlatmalı mıyım bilmiyorum. O zaman Yahya Kaptan Lisesindeydim. Oraya da İmam Hatip Lisesinden atanmıştım. İHL kadromuz usulsüz atama yüzünden Danıştay kararıyla iptal edilmişti. Buna da sebep bakanlığın yönetmeliğe aykırı atama yapmasıydı. Daha sonra yönetmeliği değiştirdiler ama bizi kapsamadı. Çünkü biz zaten Anadolu kadrosunda olduğumuz için başvurma imkânımız yoktu. Atamamız iptal edildiği halde göreve devam ediyorduk. Bakanlık hatasını kabul etmiyor görevimizi aynı kadroda sürdürüyorduk. Ne oldu da sonradan karara uymayı kabul etti bakanlık bilmiyoruz.
Olan bize oldu. Bir gün ansızın Milli Eğitim müdürü tercih yapmamızı emretti. Ben de başa Yahya Kaptan Lisesini tercih ettim.1,5 yıl sürdü buradaki görevim. Bir gün yine aniden Okul müdürü ‘size tayin hakkı verildi’ dedi. Ve Fen Lisesi maceram böyle başladı.
Ama orada da kalamadık. Daha tayinimizin birinci döneminin sonunda norm fazlası olmak varmış. Bu süper zekâlılar okulunda ilk şoku böyle yaşadık. Bir öğretmen ihtiyacı olduğu halde iki öğretmen tayin etmişlerdi. Ne oldu nasıl oldu anlayamadım. Nasıl bir entrika döndü bilmiyorum. Ben gittiğimde 3 branşdaşım vardı ben dördüncü oldum. 4 yıllık bu okulda her yıl 100 öğrenci alınıyordu.25 kişilik 4 sınıf var her dereceden. Etti mi sana 16. Her sınıfta 5 er saat dersten 80. Kişi başına düşen ders saati 20. İki öğretmen müdür yardımcısı oldu kısa zaman sonra. Onlar 6 şar saatten 12 saat ders aldılar geriye 68 saat ders kaldı. Onları iki öğretmen bölüştük.30 er saatten 60 saat derse girdik kalanı da fazladan idareci olan branşdaşlarımız aldılar. Bir öğretmen ihtiyacı doğdu. Ama baktık ki 2 göndermişler büyüklerimiz. Bir bildikleri vardır dedik boyun eğdik. Keşke eğmeseydin olduysa ondan sonra oldu.2. yıl 16’şar saatten 3 öğretmen dersleri bölüştük bunun böyle gitmeyeceği aşikârdı,
Bir öğretmen norm fazlası olacaktı. Turgay bey kıdemi benden eksik öğretmen olarak hep kendini norm fazlası sayıyordu. Norm fazlası kadrolarının ihtiyaç olan okullara gönderme emri gelmişti. Turgay beyi çağırdılar o doğru bakın norm fazlası ben değilim diye söylemiş. O bunu nereden biliyordu. Kıdemimin fazla olduğu halde puanımın düşük olduğunu nereden biliyordu. Bundan hep şüphelendim. O yıl benim tayinim yapılmadı. Çünkü ben tercih yapmadım. Fen lisesi öğretmeni ancak sosyal bilimler lisesine tayin edilebiliyordu. Ben de ona razı olarak ya da burada kalırım diye tercih yapmadım. O yıl böyle idare ettik. 16 saat dersi haftanın beş gününe yaydılar. O yıl müdür yardımcısı Fatma Hanım tayinini aldırdı. Turgay bey de kendi isteğiyle Sosyal Bilimler Lisesine öğretmen olarak, içimizden biri daha müdür yardımcısı olarak görevlendirildi. Yine 30’ar saat derse girmeye başladık.
Ama gel gör ki bir sonraki yıl çok istekle öteki okula giden adam geri döndü. Her dönem norm tayinleri için yazı çıkar ben imzalar oldum. Hatta bir kezinde yeni müdür beni vermek istemediğini söyleyerek Milli Eğitim’den talep etti. Ama bu yıl’ geldi çattı en son ölmek ne bir yemiş ne bir çiçek’.
..
Futbol günümüz dünyasında en popüler spor dalı olmayı açık ara sürdürüyor. Başka başka sporlar, boks gibi, basketbol gibi, atletizm gibi, zaman zaman tahtını zorlasa bile, onun seyirci potansiyeline ve insanları çekiciliğine çok da fazla yaklaşamıyorlar... Kazanmak her zaman gurur veriyor tabi ki sporda da başka başka şeylerde de... Son zamanlarda fanatiklik aldı başını yürüdü... Bu sadece bize özgü değil, bütün dünya da fanatizm futbolu, futbolcuyu ve seyirciyi avucunun içine aldı... Rakip takımın futbolcuları ve seyircileri adeta düşman bir ülkenin askerleri gibi gözüküyor öbür takımın taraftarlarının gözüne... Oysa böyle mi olmalı? Hani spor dostluk ve kardeşlikti... Hani sağlık ve zindelik için yapılıyordu bu spor ve onun bir şubesi olan futbol...
Bu gün futbol piyasası dev bir endüstri artık. Ülkeler ve o ülkelerin öne çıkan takımları hem bu işten milyarlarca dolar para kazanıyorlar hem de ülkelerinin reklamını, tanıtımını yapıyorlar... Biz Türkler ise yıllardır başarıya aç olduğumuz için, kazandığımız her başarı gözümüzde büyüyor ve adeta efsaneleştiriliyor, hem basın hem de halkımız tarafından... Hatırlarsınız mutlaka, Puşkaşlı Macaristan'ı elli sene önce 3-1 lik skor ile yendiğimiz galibiyet yıllarca kutlandı, basında ve her yerde konuşuldu durdu...
Eski zamanlarda maçlara giden büyüklerimiz anlatırdı, seyirciler karışık oturduğu halde hiç kimse de birbirine yan gözle bakmaz, kötü söz de söylemezmiş... Şimdi öyle mi? Maç bittikten sonra, cadde de bile rakip takım taraftarlarını görseler hemen paça kasnak dalıyor, dövmeye kalkıyor arkadaşlar. Neymiş, efendim üstünde Galatasaray forması ya da Beşiktaş forması varmış... Yapmayın arkadaşlar, hepimizi bu ülkenin vatandaşıyız. Milli maçlarda, var mı Galatasaray ya da Beşiktaş ayırımı?
..
OKULLAR TATİLE GİRDİ
Srtes attım rahatladım,
Keyfi ikiye katladım,
Kanatlarım varmış gibi,
Hem zıpladım hem atladım.
..
Bir kalem yeter
Özgürlük kelimelerde saklı
Ateş suda,dalga denizde
Güneş karanlıkta saklı
Yağmur bulutta
Buğday toprakta saklı
..
Ey sevgili öğrenci
Azıcık dinle beni
Duymasan da sesimi
Okuyunca anlarsın.
Ben bir güzel kitabım
Göz alır renkli kabım
..
senin de yüreğinde yanmıştı bir ışık,bir zamanlar...Zaman aralıklarında kök salmıştı bu sevi,bir nur gibi bedenini aydınlatarak...ilmik ilmik dokumuştun sevdanı yüreğinin her köşesine,her gizine.kimseler duymadan,görmeden...birisi hissedecek diye kahrolmuştun.sevdiğin hissetse kendini af etmezdin öyle demiştin.korkuyordun sevgin karşılık bulmaz,bulmaz da dostluğunu da kaybedersin diye.sevdiğinle konuşurken dünyanın bütün dertleri sarsa seni "of "demezdin.büyük bir şevkle savaşmaya hazırdin,dünyanın dertleri dört kollu olsa da. gülmez yüzün güler olmuş,sen kahkalarını artık herkes duyar olmuştu.hayat daha bir çekilir olmuştu kalbine aldığın bu sevgiden sonra.sana yaşam vermişti bu gizli sevda.takmıyordun artık dünya da olup biteni.taksanda eskisi gibi acıtmıyordu duydukların,gördüklerin yüreğini...her ne kadar sevdan sen tarafından sevildiğini bilmesede...
yıllarca beklemiştin söylemeden.söylemeyide hiç düşünmeden.Bir gün ansızın döküldü kelimeler dilinden istemeyerek de olsa.Yürek artık dayanamaz olmuş,dile dökmeye başlamıştı.Yüreğinden geliyordu, bütün sözcükler.Sevdiğin hissetmişti söylenen cümlelerin gönülden geldiğini.Yalan değildi, söylediğin sözler.Dil yalan söylerdi elbet.Ya vücut dili, ya gözler? Ya taa gönülden gelip gönüle yol bulan sözcükler? Yada söylerken gözlerden akan yaşlar? Yalan olabilir miydi...Öz ağlamadan göz ağlar mıydı? Yürekten yüreğe yol bulmuştu, sevgi sözcüğü sonrada damarlara yayılarak bütün vücudu etkilemişti.Kelimeler sanki bütün benliği sarmış,sarmalamış kıpırdatmaz etmişti...
Aşk,nasıl büyülü bir sözcüktü ki..kelimeler dilinden değil yüreğinden dökülüyor ve karşındakini anında etkisi altına alıyordu.Bilinmez ki...Bilinmez ki, aşk ne zaman nerde bulur insanı..."Seni seviyorum,sana aşığım" derken elleriyin içi terlemiş silmek için birbirine sürtmüştün.Dilin dolaşmış,gözlerin ulaşılmaz bir hedefe bakar gibi dolup dolup taşmıştı."Sen benim candaşım, afet beni.karşılığı yoksa duygularımın hiç gücenmem, sana.De ki; bir dostun içini döktü sana,de ki; bir öğrencin aşık oldu sana,hiç olmadı mı hayatında öğretmenine aşık olan öğrenci? Sayki bende bir öğrencinim. Büyüyünce unutur de...Eğer bugün dilimden,yüreğimden dökülenler seni incitirse asla afetmem, kendimi.Sus de ömür boyu susarım.Lal olurum.yeter ki sen üzme kendini.Ama bana bir şeyler de ne olur............" Dimiştin.Kelimeler sanki efsunlanmıştı.kulaklardan girmemiş direk yüreğine inivermişti, candaşıyın.Kulağından girseydi belki öbür kulağından çıkar giderdi.Direk yüreğine işlemişti.Sanki bir köylü kızı sevgiyle dokuyordu önündeki haliyi.Her bir ilmek bir mana ifade ediyordu.Her renk,her desen bir şeyler anlatıyordu, sevgiye dair.Seni onca zamandır tanıyordu.Bu sevdayı nasıl görmemişti? Görse kaçar mıydı? Ona böyle bir duygu beslemiş olmanı hiç hissetmemiş olması apdallığımdan mıydı? Hayır! Senin çok iyi saklamandandı...Çünkü bu sevda senin onurundu,namusundu...
Sen duygularını anlatırken sevdiğinin gözlerinden akan yaşlarsa bir dostun derdine içten ortak olmakla birlikte gönülden gönüle giden yolun açık olduğunun ispatıydı, sanki.Sevdiğin senden gelen duygu selinin önüne set çekememişti.Söndürememişti yüreğinin yangınını.susturamamıştı, yüreğinin sesini.İçindeki ben kanat açmış uçmuştu, sanki sevdaya doğru.Uçma kal diyememişti.yürekten çıkan kelimeler geri alınabilir miydi? Yaydan çıkan ok geri döndürülebilir miydi? Bir kere dökülmüştü ya yürekteki sevi.Geriye dönüş var mıydı? Elbette yoktu...Duyan kulak,hisseden yürek efsunlanmış gibi yanmaya devam etmişti.Aylarca mücadele etmiş ama yüreğine söz geçirememişti..Aldığı yara kolay iyileşecek bir yara da değildi çünkü.Bu gönül yarasıydı, başka yara değildi...Var mıydı çaresi...Yoktu ki...Uykusuz gecelerde,söylediklerin yoldaş olmuştu yüreğine.Sonunda vaz geçmişti içinde ki benle savaşmaktan.onu özgür bırakmıştı."belki bir gün bir yerde... bekle beni gelirim. "demişti...
..
İnsan şekillendirmenin çeşitli yol ve yöntemleri vardır. Eğitim tanımlanırken 'Bireyde istendik davranışları meydana getirme sanatıdır' denir.
Geçmişten günümüze insan şekillendirmenin en etkin yolu insanı çocukluktan başlayarak eğitmek yolu olmuşturki buda en çok gece yatılı okullarda olmuştur.
Osmanlı dan günümüze insanlar şekillendirilirken 12 yaşından küçük çocuklar yatılı okullara alınarak, (aşiret reislerinin çocukları özel devlet okullarına alınmak suretiyle') büyüklerden uyum sağlayabileceklere tarımsal iş alanları açarak (doğu ve güneydoğuda) aşiret reislerine yetki ve topraklar verilerek, uyum sağlamamakta ısrar edenler ise yerlerinden başka yerlere gönderilerek (mecburi iskan yada sürgün) pasifize etme yoluna gidilmiştir.
Tüm bunların ötesinde günümüz eğitiminin insan üstündeki en önemli etkisi insanı tek düze bir beyin haline getirmesidir. Şöyleki anasınıfına ilk başlayan bir çocuğu gözlemlediğimiz zaman bu çocuğun resim çalışması yaparken elinde bulunan tüm renkleri kullandığı görülür. Daha ileri sınıflarda bu renklerin gittikçe azaldığı, renklerin özenle seçildiği görülür ve daha ileri yaşlarda öğrenci artık sadece karakalem çalışması yapmaya başlar.
Bu örneklemeden anlaşılan eğitimin bireyi çocukluktan başlayarak sistemin hedeflediği tek düze kişi haline getirmek ve;
Benim yerime düşünen,
Benim yerime sorgulayan,
..
Yıkılan umutların yeşerdiği verimli toprak,
Çocukların gözündeki masumiyet,
Kuşların çığlıklarına bakan bir eskici,
Oltasına takılan yosuna kızmış bir balıkçı,
Çocuğun üstüne ince giydirdi diye karısına kızan bir koca,
Çimenlere basıyor diye gençleri kovalayan kalp hastası yaşlı bekçi,
İşe geç gelen çırağının kulağını çeken bir berber,
..
YARAMAZ
Sen hülyadan hülyaya tahtırevanla geçer iken kendin için
Ben kan ter içinde yastığımla boğuşuyordum senin için
İşte seni ulaşılmaz beni de yaramaz kılan
Sonara
..
Ruh Kirliliği Kampanyası
Başlattım, yeni kampanyam!
Öğretmen ve öğrenci
Hep-birlikte...
Slogan bu.
Ben bir sihirbazım,
..
şakaklarımda ayazı karanlık kitapların alıp götüren
direkler mezar taşı sanki kent göçüp gitmiş anlamsızlığa
evler sönük içine kapanık genç kızlar hastalıklı
ertelenmiş ölümler dayanmış kapımıza
sokak köpekleri bile ağlıyor zifiri karanlığına gitmelerin
üşüyen sarılıklı camlarda verem halsizliği
zaman teşvik edici yalana
..
Türk Dünyasının ilk üniversitesiydi, Ahmet Yesevi Üniversitesi!
Kazakistan’a, 2006 yılında Elâzığ Valisi Muammer Muşmal’ın Başkanlığındaki bir heyetle, Orta Asya’nın parlayan yıldızı Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’e, Türk Dünyası Hizmet Ödülünü vermek vesilesiyle gitmiştik. Tabiatıyla, Anadolu’nun manevi fatihi, bütün Türk Dünyası’nda, ‘—Pir-î Türkistanî’ olarak bilinen Ahmet Yesevi Hazretlerinin Yesi Şehrindeki makamlarını da ziyaret etmiştik. O ziyarette Elâzığ Heyetini gecenin geç saatlerinde Ahmet Yesevi Üniversitesinin kapısında karşılayan o dönem Üniversitenin Mütevelli Heyet Başkanı Namık Kemal Zeybek bizlere iki gün boyunca o kadar doyurucu bilgiler vermişlerdi ki, o gıpta ettiğim heyecanı ve coşkuları hala kulaklarımda çınlıyor!
2006 Yılı Türk Dünyası Hizmet Ödülünün mimarları arasında şüphesiz ki, Kültür Eski Bakanımız Namık Kemal Zeybek ve Atatürk Yüksek Kurum Başkanı Prof. Dr. Sadık K.Tural Hocamızın katkıları takdire şayandır.
Türk Dünyasını, Türklük coğrafyasını tarihi, kültürü, dili ve iklimi ile gönlüne bezeyen Namık Kemal Zeybek, Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde ve Türkistan(Yesi) Şehrinde el üstünde taşınıyordu. Kazakistan başta olmak üzere bütün Türk Dünyası’nın buluşma mekânıydı!
Ne olduysa, 2006 yılının Temmuz ayından sonra oldu. Olanları, Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Yönetim Kurulu’nda bulunan Feyzullah Budak’tan dinleyelim; “Biz Sayın Zeybek’le birlikte bu şansı iyi değerlendirmeye gayret ettik. Türkiye Türkçe’sini yaymaya, Müslümanlığı öğretmeye çalıştık; alkol konusunda iyi örnek olmaya çalıştık.. Ancak Sayın Çetin Doğan’ın göreve gelmesiyle öyle uygulamalar başlatıldı ki, öyle garip bir görüntü ortaya konuldu ki, Yesevi Üniversitesi, misyonundan çıktı adeta. Okutulan Yesevilik dersi bile kaldırıldı. Bazı üniversitelerde açtığımız Türk Dili ve Edebiyatı Bölümleri kapatıldı. Yaklaşık 60 lisede kurduğumuz sınıfların çok cüzi miktarlarda olan kaynağı, sırf İlahiyatçılara ders verdiriliyor diye kesildi. Türkî Cumhuriyetlerden öğrenci alımının önüne geçildi. Başörtüsü yasağı getirildi… Bütün bunlar bizim yıllardır orada yapmak istediğimiz hizmetleri baltalamaktan başka bir şey değil. Anlamıyorum ben, Yesevilik dersi nasıl kaldırılır. Kazak toplumunu, Orta Asya’yı ayağa kaldıracak olan Yesevi düşüncesidir.”
İşi ehlinden alırsanız, işi kendilerini bu davaya hasreden yürekli insanların, Yunus yüzlü asrın gönül dervişlerinin elinden alırsanız, ‘—tepetakla gidersiniz’ Feyzullah Budak’ın anlattıkları karşısında, ‘—başımızdan kaynar suların döküldüğünü’ hissediyorsunuz. Öyle bir zihniyet iş başına geliyor ki, 10–15 yıllık emeği yerle bir ediyor. Bir yüce ufku, Türklüğün buluşma adresinin adresine, ‘—simsiyah bir bulut’ bir zifiri karanlık gibi çöküyor!
Sn. Budak anlatıyorlar; “Doğan’ın göreve geldiği 2006’nın Temmuz ayında, üniversitede Türkiye’den gelmiş 48 personel vardı; öğretim üyesi ve idari kadrolarda. Bu 48 kişi o kadar hassas ve kritik noktalarda görevliydi ki.. Türkiye bu 48 kişiyle tam bir ortaklık görüntüsü veriyordu. Paşa, 2006’nın Ağustos ayında yeni görevlendirmeler yapılırken, bu 48 kişiden 40’ını gönderdi, attı. 2007’nin Ağustos ayında da geriye kalan 8 personeli çekti. Türkiye’den gelen yönetici sayısını sıfırladı. Paşa böylelikle üniversitenin yönetimini Kazaklara devretti.”
..
Kimler geldi kimler geçti bu hayat sahnesinde
Oynadılar oyunlarını ağıt dolu acı dolu son piyesinde
''Bana bir şey olmaz ben böyleyim'' diyesinde
Ilgıt ılgıt hafızalarda aranır iz bırakanlar...
..
=
AMASYA SEVDASI İmza Günü ETKİNLİKLERİ Davetiyesi...
Tanıtım turizm kültür sanat eseri, Amasya Sevdası, Amasyalı Keskin Ozan Müzeyyen Keskin PROJE çalışmaları ile ilginç bir kitap oldu..
AMASYA ilgi yoğunluğu, Amasyalı Kadın Şair Mihri Hatun ŞİİR geleneği, 5 Yıldızlı Amasya Elması Tanıtımları ile Ünlü Amasyalı Keskin Ozan Müzeyyen Keskin öncülüğündeki AMASYA SEVDASI kapsamlı PROJE etkinlikleriyle daha çok yaygınlaşacak..
Amasya Sevdası; s...aygınlığı, ilgi yoğunluğu çoğaldıkça ve kapsama alanı genişledikçe; AMASYA ve İlçeleri yüzlerce özel yetenekli aşık ozan şair şiir yorumcusu güzel sanatlar öncüsü yetiştirecek..
Tebrikler Müzeyyen Keskin ve proje çalışmalarını destekleyen tanıtım turizm kültür sanat öncüsü canlar cananlar..Tebrikler.
..
sabahlar kehribar yanışlı mavi ölümlü
hayra yoramam eksik yanımda kalem kağıt
baştan ayağa ağaçlar üşür doyasıya
sonbahar geçim derdinde sensiz
zehir denizlerinde kulaçtır dizelerim
sen kayıp adası yüreğimin
sağ salim kar yağar kanat çırpışlarına uzak limanların
..



