m.ali altaca'ya, levent sönmez'e, sedat baykal'a
1.
gemiden son ayrılan bendim unutarak seyir defterini
unutarak tayfaların denizi kaldıran kavgalarını
bir sayfadan diğerine ödünç cesaretlerle geçerdim
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




çok güzeldi üstadı,en kalbi duygulrımla kutluyorum.eyvallah.mustafa
Saygı ile..
Sanatsal düzyazı da öyledir ya; neyi anlattığı değil, nasıl anlattığı önemlidir. Yirmi yaşındaki yeğenim, beş yüz kadar şiirini deftere yazmış. Şiirin (İ)sine nokta bile olacak bir tek şiir bulamadım.
Şairimiz Arif KURTULUŞ, şiir okyanusunda kulaç atmış gibi rahat göründü bana. 'Ödünç Cesaretlerle' başlığı bile, şairin şiir anlayışını anlatmaya yetiyor. Kutluyorum:
1) Bıçağın bir yüzünde cellât,
... öteki yüzünde kurbandım.
***Buluş çok güzel. İkircikli ruh durumuna en uygun bir vuruş.
2) Bir tören gibi yaşadım aşkı;
... ayrılığı bir infaz gibi.
***Kültür birikimli bir buluş.
3) ' İşte Kara! ' diye bağırmamak için,
... tek kendimi aldım yanıma.
*** Kurtarmakla yükümlü olduğu kimseler yanında yoksa, karanın görünmesi tek başına neye yarar?!
Şairimize, antoloji.com/da kayıtlı ' İkilem ' başlıklı şiirimin girişiyle kendisine eşlik etmek istiyorum:
' Zurnanın peşreve nefreti kadim.
' Son delikteki yamukluğun
' Bunda bir dahli olduğu söylenemez.
' Zurna sıkışıp zırtladığında,
' Suç yine son deliğe yükleniyor.
' Oysa zurna tersten çalınsa,
' Son delik baş olur...
......................
.....................
*Nadir ŞENER HATUNOĞLU: matematikçi-bilim uzmanı*
Erkekler ağlamazmış!
Ağlayabilseydi Hitler,
Tarih gaz odalarını yazar mıydı!
İnsanları fırınlarda yakanlar,
Iraklı çocukların katilleri,
En son ne zaman ağladı!
Vietnamlı kadınları,
Vahşi ormanlara satan kiralık yaratıklar,
En son ne zaman ağladı!
Bin yıldır çığlıklarımızı bombalayan 'onursuzlar.! '
Bosnalı masumları köpeklere parçalatan reziller!
En son ne zaman ağladı.!
Sen utanma ağlamaktan!
Katiller utansın ağlayamamaktan...
..................
Özet olarak ''zorla güzellik olmaz''demiş mi dememiş mi? :)
Değerli Şair, yaşamını öyle bir kaleme almış ki kör kalplere bile ilmek ilmek nakış işlemiş !
'geniş denizlerde parmakizlerin, küçük düştün sulara
bu güz yağmur yağar, saçların gelecek bahara ıslanır '
bu dizeler günümüze de uyuyor mu ne dersiniz?
Silivri' ye, Ergenekon' a, Balyoz' a bakmak yeter!
Deniz Feneri' ini unutun!
Yüreğine sağlık şair. Kutlarım.
Şiirin başlığı da şiir de mükemmel.
Güne çok yakışmış farklı söylemi, kulaklarda bırakacağı yankısıyla yerinde buluşları ve de sağlam imgeleriyle güzel bir şiir tebrik ediyorum ben çok bağendim.
günün şiiri,
güne cesaret verdi..
'karanlığın gözünden üştüm''
ismet özel i seviyorsunuz anlaşılan
'mataramda tuzlu su'
Su kesimi bir denizcilik tabiridir,
denizcilerden dinlemek tabiidir.
Başka manası da olabilir
onuda erbabı bilir vesselam.
Buraya gelmeden az önce başka bir sitedeki bir şiire eşlik etmek üzere yazmış bulunduğum satırlar yorumculara ne hissettirir bilmiyorum.Bekleyip göreceğiz.Hayırlı sahurlar.
Ağaç yalan söyler dal yalan söyler
Deniz yalan söyler sal yalan söyler
Karıştı işte gör şehirler köyler
Uşak söyler bey yalan söyler.
Masal oldu şimdi güzelim toylar
Kısaldıkça sanki uzadı boylar
Harabeye döndü verilen oylar
Keser yalan söyler sap yalan söyler
Bu şiir ile ilgili 12 tane yorum bulunmakta