NURLA EMANET
(Siyer-i Nazım)
Yaradan'ın adıyla...
Titreyen ellerle ve mahzun bir kalple,
Ey âlemlerin Rabbi!
Anlatmaya gücümüz yetmez ama,
Dilimiz döndüğünce, kalbimiz yettiğince anıyoruz seni.
✦ ✧ ✦
İşte...
Karanlık devrin ortasında bir güneş doğuyor Mekke'ye.
Amine hatunun kucağında masum bir yetim;
Abdülmuttalip şefkatle sarılıyor sana.
Beşiğinde babasızsın belki ama,
Yedi kat gök melekleri selam duruyor adına...
✦ ✧ ✦
Yollar uzuyor, kervanlar sılaya varıyor.
Şam'ın güneşi vururken çocuk yüzüne,
Bahîrâ sende nübüvvet alâmetlerini seziyor.
Daha o günlerden belli kâinatın yükünü taşıyacağın,
Adım adım büyüyor o nurlu emanet...
✦ ✧ ✦
Mekke sokaklarında herkesin güvendiği bir isimsin.
Emin'sin; yalan nedir bilmez sedan.
Hatice'nin kervanında doğruluk var, adalet var.
Kimse sana denk değil bu yalan cihanda,
Gözlerin sükûnet, bakışın huzur doludur...
✦ ✧ ✦
Yıllar akıp gidiyor Kâbe'nin gölgesinde.
Hacerü'l-Esved'i yerine koyma davası düşüyor ortaya.
Kabileler kılıç çekmiş, kan dökülecek birazdan;
Sen geliyorsun, bir hırka seriyorsun orta yere.
Her boydan bir baş tutuyor köşesinden,
Adaletinle diniyor o büyük kavga...
✦ ✧ ✦
Ve hüzünlü geceler...
Nur Dağı'na çıkıyorsun adım adım.
Hira'nın mağarasında yalnızlık ve sükûnet...
Kırk yaşın eşiğinde gökler çatlıyor sanki.
Cebrail iniyor 'Oku!' emriyle o an;
Titriyorsun, örtünün altına sığınıyorsun,
'Ben okuma bilmem' diyorsun mahzunca...
✦ ✧ ✦
Gizli davet başlıyor Erkam'ın evinde.
Birer birer uyanıyor Mekke'nin taşları.
Ebû Bekir yanında, Bilâl'in tevhid sedâsı yükseliyor semaya.
Zulüm artıyor o kutlu sesin karşısında.
Taif yolları açılıyor sonra, hüzünlü ve taşlı;
Kan revan içinde kalıyor ayakların.
Dağlar meleği: "Emret, dağları çarpayım üstlerine." diyor.
Sen yine rahmeti seçiyor, onlar için af diliyorsun.
Yüreğimizi dağlıyor her adımda...
✦ ✧ ✦
Hicret vakti çalıyor kapıyı: Sevr mağarası...
Örümcek bir perde, güvercin bir yuva oluyor.
Ebu Bekir ürperiyor: "Yanımızdalar ya Resulallah!"
Sen sükûnetle fısıldıyorsun karanlığa:
"Üzülme, Allah bizimle beraberdir..."
Andolsun Medine yolları bayram yeri!
Neccaroğullarının kızları deflerle karşılıyor seni,
"Tala'al bedru aleyna" nidasıyla
Gözyaşları sel oluyor Medine sokaklarında...
✦ ✧ ✦
Mescid-i Nebevi kuruluyor hurma dallarından.
Minber yapılınca inliyor kütük hasretinden.
Sen iniyorsun minberden, bağrına basıyorsun;
Bir çocuk gibi teselli ediyorsun o kuru ağacı.
Ümmetin geliyor aklına, gözlerin nemleniyor:
"Beni görmeden bana inanan kardeşlerim..." diyişin,
Asırlar ötesinden dokunuyor kalbimize...
✦ ✧ ✦
Bedir'in o kızgın kumlarında yağmur duası...
Uhud'da dağın etrafında kesilen soluklar...
Amcan Hamza'nın ciğerine saplanan hınç...
Sen dişin kırılırken kanını süpürüyorsun yerden.
Seni incitenlere yine rahmet diliyor, affı tercih ediyorsun;
Merhametin öfkenin önüne geçiyor her dem...
✦ ✧ ✦
Hudeybiye'de barışın o çetin imtihanı...
Develerin çöktüğü o mübarek mukaddes durak.
Seher vakitlerinde şişen mübarek ayaklar...
"Şükreden bir kul olmayayım mı?" cevabıyla
İbadetin en derin, en mahzun boyutu sarıyor âlemi...
✦ ✧ ✦
Ve Veda Hutbesi...
Yüz binler zifiri karanlıktan nura uyanmış.
"Emanetlerimi tebliğ ettim mi?" sorusu yankılanıyor.
Şehadet parmağın kalkıyor göğe: "Şahit ol ya Rabb!"
Veda vakti çalıyor, Refik-i A'lâ'ya çağrı var.
Siyah çizgili cübbeni isteyene veriyorsun tebessümle,
Ve son nefeste dudaklarından dökülen o son ses:
"En rüfeyki'l-a'lâ..."
✦ ✧ ✦
Ya Resûlallah!
Sen asırlardır ümmetin kalbindesin, başımızın tacısın.
Ne yaşın yaşlanıyor, ne hasretin diniyor bu garip âlemde.
Biz hâlâ o Hira'nın etrafında, o kuytu yollardayız.
Yüreğimizde kor bir ateş, gözümüzde dinmeyen bir yaşla...
Bekliyoruz sancılı sabahlarda o kutlu kokunu.
Hâlâ gönüllere rehbersin, yolumuzu nurlandırıyorsun.
Ve biz seni görmeden, utana sıkıla ama bükülmeyen bir boyunla,
Hasretinle yanıp tutuşarak seni anıyor, sana salât ve selâm ediyoruz ey sevgili...
Nûrferah / Züleyha AKTAŞ
Tarih: 26 Temmuz 2026, Pazar Günü.
Saat: 10:15
Kayıt Tarihi : 28.07.2026 23:14:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiir; dünyanın gürültüsünden ve çirkinliğinden isteyerek ve bilerek sıyrılma iradesinin bir ürünüdür. Geniş kapsamlı bir tefekkürün ve zihni bir yolculuğun eseri olarak, gelecek nesillere bırakılabilecek en kıymetli miras bilinciyle kaleme alınmıştır. Hira’nın sükûnetinden Taif’in taşlı yollarına, Sevr’in o emniyet veren mağarasından Medine sokaklarında yankılanan def seslerine kadar; o Kutlu Nebî’nin (s.a.v.) ayak izlerini süren köklü bir adrestir. Bu eserle; asırlar ötesinden bugüne uzanan o kopmaz bağı yeniden kurmayı, ümmet bilincini tazelemeyi ve gelecek kuşaklara bu hakikati en saf haliyle aktarmayı adeta bir mecburiyet, bir vefa borcu bilip... Tarihî bir olayı sıradan bir anlatıyla aktarmaktan ziyade; o kutlu yolculuğu derinlemesine araştırıp kalbin en hassas teliyle hissederek kâğıda dökülmüştür. Çünkü biliriz ki; ne o çağın nuru söner, ne de o nurlu emanetin hasreti bu garip âlemde diner...




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!