ABDULLAH KONUKSEVER NEŞE ŞİİRLERİ

ABDULLAH KONUKSEVER NEŞE ŞİİRLERİ

Abdullah Konuksever

Dursun bey yine erkenden uyandı, nefes darlığı iyice ilerlemişti. Günde 4 veya 5 saatten fazla uyuyamıyordu. Ciğer doktorunun nefes darlığı için verdiği havayı iyice içine çekti. Hazır kalkmışken diğer ilaçlarını almak istedi ama bu ilaçları tok kullanması gerekiyordu. Hanımı Kezban’ı uyandırmadı, zavallı zaten zor uyumuştu. Neşe evden gittikten sonra Kezban iyice çökmüştü, zor oturup kalkabiliyordu.
Kahvaltısını yaptıktan sonra diğer ilaçlarını da kullandı. Artık uyku diye bir şey kalmamıştı. Zaten yatsa da 2 saat sonra tekrar kalkması gerekiyordu çünkü 6 aydır torunları Volkan ve Tarkan’ı okula götürüp getiriyordu. Abdest alıp sabah namazını kıldıktan sonra tespih çekti. Çocukların okuluna daha iki saat vardı. Sabahları iki saat beklemek sanki iki yıl beklemek kadar zor geliyordu. Televizyonu açtı ama reklamlardan başka bir şey yoktu.

Pencereden dışarıya baktı; güneş yeni doğuyordu. Bugün hava güzel olacağa benziyordu. Aylardır havanın güzelliği Dursun beyi neşelendirmeye yetmiyordu. Karşıda yeni dikilmiş ağaçlar dikkatini çekti, keyfi iyice kaçtı. Memleketteki bahçesi aklına geldi; 3 yıl önce yazlığın yanındaki bahçeyi satın almıştı. Eski elma ağaçlarını söktürüp kiraz, erik ve şeftali ağaçları ektirmiş, genişçe bir havuz, iki ayrı çiçeklik, bir de gölgelik yaptırmıştı. Bu yıl başında emekli olmuştu, erkenden gidip bahçeye küçük bir şelale ve kuzu çevirebileceği bir tandır yaptıracaktı. Bahçesinde emekliğinin tadını çıkaracaktı ama heveslerinin hepside kursağında kaldı. Bahçeye bakan yoktu; “o güzelim şirin bahçe viraneye dönmüştür” diye düşündü. Daha fazla ayakta duracak gücü kalmadı, koltuğa oturdu.
“Nedir benim bu çektiklerim? ” diye hayıflandı. Aylardır evinde sanki hapis hayatı yaşıyordu. Torunlarına ve Kezban’a baktığından evden ayrılamıyordu. Evden çıksa bile gidecek fazla bir yer de kalmamıştı. Eskisi gibi ne kahvehaneye, ne yaşlılar derneğine gidebiliyordu. Hatta caminin lokaline bile gidemez oldu. Kahvehanede yıllarca muhabbet ettiği, tavla oynadığı ahbapları kalmamıştı. Kimi başka mahalleye, kimi ahrete, çoğu da memlekete göçüp gitmişti. Kalanlarda kendi gibi sağlık nedeniyle kahveye gelemez olmuşlardı; kolay mı bu yaştan sonra dumanlı, rutubetli, gürültülü yerlerde oturmak?
Yaşlılar derneği aslında tam Dursun beye göreydi ama yıllarca uğraşıp kurduğu derneğe başkan seçilmemişti. Dursun bey söylenmeye başladı: “vay efendim, ben çok sertmişim, herkesle geçinemezmişim de onun için seçilmemişim. Doğruları dobra dobra söylemek ne zamandan beri sertlik oluyormuş? Güya Veli efendi çok yumuşak başlıymış, çok anlayışlıymış da başkanlığı hak etmiş. Efendice hemşericilik yaptık demiyorlar da, yoktan bahaneler uyduruyorlar. Gider miyim bir daha oraya? ”

Yaşlılar derneği ile ilişkiyi kestikten sonra vakit buldukça camiye giderdi. Caminin imamı Selim hocayı çok severdi; hem hemşerisiydi hem de akranıydı. Sohbetine doyum olmazdı, saatlerce eskileri yad ederlerdi. Bir kaç ay önce Selim hoca Türkiye’ye döndü. O günlerden beri camiye de pek gitmiyordu çünkü Dursun bey yeni hocayı hiç sevmemişti. Yaşına başına bakmadan her defasında insanların çektikleri sıkıntılar geçmişteki günahlarından olabileceğini söylüyor. Dursun bey yine söylenmeye başladı: “Vay efendim, insan hatayı ilk önce kendinde aramalıymış! Sanki ben 65 yaşından sonra evde hapis hayatı yaşamayı hak ettim! Neymiş benim hatam, hoca efendi? İnci’nin Amerika’ya gidip bir daha gelmeyişi veya Erhan’ın elinde gitar nerede akşam orada sabahlaması benim hatalarından mı yani? Ya Neşe’nin evden kaçmasına ne demeli? Ben mi kovdum Neşe’yi? ”

“Ah, İnci ah! ! ! Seni bir daha görmeyelim diye mi okuttum, evladım. Doktorluk illa Amerika’da mı yapılır, buralarda çalışamaz mıydın kızım? ” İnci yıllar önce doktora yapmak için Amerika’ya gitmişti ama gidiş o gidiş. Doktoradan sonra Jimmy ile evlenip Florida’ya yerleşti. Baba ocağını ise sadece üç beş yılda bir ziyaret eder.
..

Devamını Oku