Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Şiir Yarışması
  • ELAZIĞ HAL KÖYÜ11.07.2011 - 10:05

    HAL KÖYÜ’NDE ŞİİR AKŞAMI!
    Bedrettin KELEŞTİMUR
    09 Temmuz Cumartesi günü…
    İkindi namazı sonrası,
    Güneşin gruba yaklaştığı vakit,
    Yine yollardayız…
    Elâzığ Merkez Hal Köyü’nde,
    “Şiir ve Musiki Akşamlarının…” davetlisiyiz.
    *** ***
    Güneşin gruba yaklaştığı vakit,
    Bir renk senfonisi ile iç dünyanızdaki yangınlar dile gelir…
    Eflatuna, mora kayan renkler…
    Pembe ufuklara dönüşür,
    Hüzün dağılır,
    Islak, delişmen bir rüzgâr eser…
    Lale, sümbül, erguvan kokusu büyüler sizleri…
    *** ***
    Yol boyu sükûtun verdiği,
    Sessizlik “NERDESİN” diyen Atilla İlhan’ın,
    Sözleriyle ısıtıyor içimizi;
    “Karanlığın insanı etkileyen bir ihtişamı vardır. Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım. Bu gece dağ başları kadar yalnızım. Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından. Dudaklarımda eski bir mektep türküsü.” (Atilla İlhan)
    *** ***
    Hal Köyü’nün hemen girişinde,
    Şehit Hulusi Sayın Paşa Ormanı…”
    Bir tatlı sıcaklık, bir tatlı ürperti…
    Vatan kokusunu yudumluyoruz,
    Hal Köyü’nün girişinde…
    Şehitlerimizin Aziz Hatırasına yazdığım şiirimizde;
    O ocaklardaki, ‘kopan fırtınalar’ bir daha dile geliyordu;
    “Gün sensiz doğdu, gecem sensiz geçti
    Rüzgârlar bile, sensiz sükût etti! ..
    Ay yüzünde de, belliydi hıçkırık
    Sükutu hayra yoramadım Ey yâr

    Deniz mehtapsız, ıssız kumsal gibi..
    Dalga poyrazsız, durgun derya gibi..
    İçimdeki sessizlik, ürküten çığlık! ..
    Sükûtu hayra yoramadım, Ey yâr

    Bak gözlerime, bir dünya dönüyor! ..
    Bak sözlerime, âlemi geziyor! .
    Sevda yüklü gemide,yelken almışız..
    Sükûtu hayra yoramadım Ey yâr

    Rüyalar, gerçek hayatı seziyor! ..
    Kanım candan; damla damla sızıyor
    Eriyorum, yaralarım azıyor! ..
    Sükûtu hayra yoramadım Ey yâr”
    *** ***
    Hal Köyü, Elâzığ’a sadece 21 km uzaklıkta…
    Çubukoğullarından, Kınık Boylarından vesaire
    Gelen aileler tarafından kurulmuş,
    Bir büyük, ‘TÜRKMEN OBASI’ gibi…
    ‘Konar-Göçer’ bir hayat bakışı…
    O nakışlarda;
    Kâh Gurbeti, Sılaya taşımış…
    Kâh Sılayı, Gurbet kokusu sarmış…
    430 haneli köyün,
    ‘Hal ve Gidişi…’ pekâlâ!
    Sükût ile çığlığın ekseni etrafında,
    Kışı, bahara…
    Baharı, bir ulu şehre taşımayı bilmiş!
    *** ***
    Hal Köyü, bir Temmuz Akşamı,
    Cıvıl cıvıl…
    Hal Köyü Muhtarı bizlere;
    “Hal Köyü’nün bu aylarla nüfusunun 2500-3000’lere kadar çıktığını söylüyorlar…
    Türkiye’nin dört bir yanına dağılan Hal Köyü’nün sakinleri;
    OKUMUŞLAR…
    Mevki-Makam sahibi olmuşlar…
    Devlet kademelerinde,
    Bürokraside çok önemli görevler üstlenmişler…
    Köyde, bu insanları,
    ‘Çok sade vatandaş…’ olarak görürsünüz!
    Halim, selim, mahcup, tevazu sahibi…
    Bir Anadolu Köyü’nün,
    Bütün renkleri, çizgileri, desenleri üzerlerinde…
    *** ***
    Elâzığ’dan; Doç. Dr. Tarık Özcan, Hadi Önal, Mahmut Bahar, Ömer Kazazoğlu,
    Nazım Payam, M. Faik Güngör ile birlikte katılıyoruz bu geceye…
    Musiki Bölümünü ise, Elâzığ Belediyesi, “Kürsübaşı” ekibi oluşturuyor!
    *** ***
    Gecenin organizasyonunda;
    Hal Köyü Geliştirme ve Güzelleştirme Derneği Başkan ve Yönetim Kurulu (Serdar Burgar,Nasip Çeçen, Özlem Yalçın, Gökhan Gezgin, Rıfat Harman)
    Hal Köyü Muhtarı ve İhtiyar Heyeti (Dinçer Koran, İlhami Arslan, Hayrullah Duman, Şevket Özbay, Mustafa Kara) çok güzel ve başarılı roller üstleniyorlar…
    *** ***
    Elâzığ’ın Merkez Köylerinden Hal Köyü,
    Farklı ve ‘marka…’ bir köy dersem yanılmamışımdır, inşallah!
    Yeşil Duvaklar içerisinde sizleri karşılayan;
    Parkları, Bahçeleri, Su Boylarında piknik yerleri ile;
    Şiire, sanata, musikiye şehrin bütün renklerine,
    MERHABA DİYOR…
    *** ***
    Gecenin ilerleyen vaktinde,
    Biz şair ve yazar dostlarımızla;
    6 asırlık, abide şahsiyetler yetiştiren,
    Yeşil Duvaklar içerisinde kendi güzelliğini haykıran,
    Her şeyiyle gönül dolusu selamlarla Hal Köyü’nden ayrılıyoruz…
    Ayrılırken bir yazarımızın şu sözleriyle yazımı bitirmek istiyorum;
    “Yüreğin doğan güneşi değil batan güneşi seçsin,
    çünkü doğan güneş elbet batacaktır
    ama batan güneş yeni umutlarla doğacaktır
    yarınki güneş sizler için doğsun…”
    *** ***
    AĞAÇ İÇİN ŞİİR YAZMAK!
    Ağaç için şiir yazmak,
    Kâinatı, okumak gibi.

    Elif deyip, Şol minareden
    İbadete, çağırmak gibi...

    İrem bağından, bin bir cennet
    Hâsılatı toplamak gibi

    Ağaç, toprak anaya yüz sürmüş
    Hamasete kundak gibi…

    Mihraptan minbere, el açıp,
    Berekete varmak gibi...

    Işığa hasretmiş, yüreğiyle
    Türk’e destanını yazmak gibi! ..

    “yeşil duvaklar” içinde
    “Gül bahçesine” dalmak gibi...

    Ağaç, Ozan’ın kopuzunda;
    Süreyi alameti çalmak gibi...

    Şehit kanıyla toprağı...
    Mürekkep damlasıyla
    Hadisatı yunmak gibi! ...

    Ağaç, rahledir...
    İlim ve marifete banmak gibi! ..

    Ağaç, rüzgâra serinlik
    Çiçeğe aşı
    Dal, dal rükûda;
    Hakikati anmak gibi...

    Ağaç, yeşil miğferiyle
    Medeniyete, sancak gibi...

    Ağaç, toprağın namusu
    Sevdasında, vatanlaşmak gibi! .(bk)