ki azizim, kıtlıktan çıkmışçasına, kalbinin kemiklerini sıyırıyorum gıyabında, sırdaşlığın manasına söyle, açsın yüzünün peçesini ki, onu, özlüyorum, sekerât halindeyken, hayatı yeniden sevdiren, ölümsüzlüğe öykündüren dost…, sefil bir divâne gibi, kıymetsizliğime katık edip sözlerini; bir bakır tastaki meyin son damlasına varıncaya kadar, içer gibi yudumluyorum…,
kömür gözlü, yoksul gecelere söyle, ölümün karanlığından artık korkmuyorum…,
hekimim; raylarıyla halvette yalnız bir tren gibi, boşalmış bir garın saatlerini temizliyorum gözlerimden, ki zamana söyle bilirsin, nurlu bir sabah için ballı bir uykuya da/lı/yo/rum;
ah hiçliğim, bir mülevves yol arkadaşın olarak, kıpçak süvarileri gibi, at sürüyorum keşifsizce, darda olmak nedir bilen ve gün görmüşlük pîri yüreğimle…;
hızır/ilyas tepesi şahittir bilirsin, bozuk bir gramafonun kırık iğnesi gibi, çiziyor zamanın plağını celâlli sözlerin, kestiğin raconlar ve verdiğin ayarla…,
ve ayrılığa söyle, birlikte dinlediğimiz insanlığa ağıtlarla, gökyüzünde hâlâ yıldızlar ya/nı/yor;
kadim zamanlar kervanı buhurum; ömründe bir türlü dikiş tutturamamış zayıf bir iplik gibi sabırsızım, orta mescid öğlesinde bir pazar gününde daha, sade kahvelerimizi yudumlamaya…, ve söylesin şimdi toroslar, avare sakarya ovasına, sohbetini daha nasıl, a/ra/ya/bi/li/rim;
ki vefaya inançsızlığımı yıkan, son çare tabîbim, ah;
XI istemekle başlasa da her şey, muhabbetten yana baht açıklığı ekseriya istem dışıdır, istemekle hasıl olmaz…,
yetim büyümüş bir çocuğun; kaf dağının sarp yollarından başkası olmayan, gençlik çağından arta kalan incitilmiş, yaralı; ve kursağında düğüm düğüm umutları, ömrünün sırlarıdır…
nihayet; ızdıraplı, tedaviye cevap vermeyeceği bilinen bir bitkinlikte, şifa aranan ve, çilelerle hem hal geçen, olgunluk ıssızlığındaki, buruk ve gücenik gülümsemeler deminin, yüzü maskelediği son dönemecin, ve kendinde ancak, nefeslerini sürdürebilmeye derman bulan halinin, yalnızca; insanların gözlerinin derinliğine bakabilecek kadar temiz yüreklilerce farkına varılabilecek, gurebalıkta; kendine kapanık ama yedi kat semaya açık gönüllü, ve hayatın kırık kanatları sırtında, sendeleyip duran, yıkılmamak için, umut bağlayıp tutunduğu avuntuların, bir bir çözülüp dağıldığı, kör karanlıkta kalmış haline dahi yanmaktan menkul, pusulası kayıp, bir can/a…;
dağ adımlı, bal lisanlı; merhamette cömert nazarlı, başına buyruk, hicaplı ve bir bîmarhane kaçkını kadar özgürlüğüne düşkün ve…, heybetli platoların doruğundan gelen, kar sularının dokunulmazlığında, çapa ruhlu ve, orman kuytularında şırıldayıp duran; delişmen ve güleç yüzlü ve efkârlı ve, yufka bağır yangınlı…, mütemadî musibetlere maruzluğun közlerine inat, hitabı kızılcık şırası, ötelere sevdalı; süreyya gözlerinin ışıltısında bütün bilinenleri unutturan, hem aşkı kendinde kayboluş bilen zamanın ilişemediği bir taze nefes, hem nadasa bırakılmış çorak bir gönle, çisil çisil ve ansızın yağan bu rahmet, bu can;
bir ahir ömür tesellisidir…, o/nun ikram ve ihsanı olan ah ah;
gûreba…, yaralı insanlar hemen tanır birbirini, kabuklara aşina kabukları zira…, uçurtmayım bugün gecede, püskül püskül saçaklarıyla, bulutlar arasında salınan, ve dengesini yolan…,
kanıyorum heceleyerek adını, süklüm püklüm saklanıyor yalandan tebessüm yüzümün gergefine, rengi turuncuya çalan gül nakışlı ilk muhabbet ikramını, kitliyorum birbirine kirpiklerimde sımsıkı..., ve kaçamak bir gülüşüm belki, ağlıyor yastığımda bir külçe, kesik kesik ve yutkunarak hıç/kırık/sız, yalnız bir sokak lambasıyım belki, acizim aydınlatmaktan karanlığımı…, ah;
başı olmayan bir duvarım ve, illegal asılmış afişleri söküyorum üzerimden, dedim ya…, alnını duvara dayamış, yalnız bir sokak lambasıyım..., bir körpenin peçeli yüzü kadar saklı bir hüzünle, dikine dikine gidiyorum yüreğimin, tahammülsüzüm; ve eylemci, ve isyana ve ayaklanmaya sabırsız hazırlıklara, dermansızım belki...,
işte düşüyor bir gül yaprağı akisler çizerek, ılık bir mevsime..., mecbur muyum hatırlamaya seni ya hû, dalgınım uzaklara belki; de ki, gözyaşı tuzu koleksiyoncusu adıma…, ve bilirsin, kimse kolay kolay ağlayamıyor kadim zamanlardan ar/tık dünyada,
ah uzat şifacı ellerinin, helal kazançlı tuzunu yanağıma, ve akıt sıcaklığını, göz pınarları kurumuş gözlerinin öfkesini; büyülü bir efsûn peşinde, kıldan ince mazlum boynum sana eğilir, tılsımlı bir sohbetin tırnak izi ve azarı yüzümde…, ki bir gün gideceğini biliyordum ki ben, velev ki, bir an olsun hatırlamasam bunu…,
yaralılar çabuk kanar masallara evet, destur alırken bile…, bilirsin sen de bunu,
turkuaz halılar seriyorum yollarına, kabuk bağlamış yol ayrımlarında, ah;
ki aşk; merhametinden sevgiye büründü, ardında bin bir renk cümbüşü ve solar döngü izi bırakarak yadigâr…, çileyi ve hasreti sevgiye emanet edip, cellat olmak yerine hayata, hayat verdi, bir fakir cömertliğiyle, dirilere ve ölülere…,
sonra barıştı aşk kendiyle, taşkınlıkların yerini aldı delişmen duyuşlar, kıyametleri koparan uğultusuyla hayatın, bütün inlerine kadar çağlarken, bir duru dağ çeşmesi olup, hayata karışmak istedi, bilirsin, zakîrle şakîrin halini, ah;
X can çekişir gibi, sekerât halindeymiş gibi, alıp veriyorum soluğumu, salgın mücahidi maskeli halinin silüeti ile avunarak bitiriyorum saatleri, duyuyor musun, sevdalı…,
ve seni saklamayı öğrenme yolunda, büyük mesafeler aldım, bilirsin yüzsüzce seviyorum seni, o resimdeki maskeli gözlere bakıp bakıp…,
gözlerinde; evet ben varım demiştin, gözlerimin içine bakarak, (senbensin/bensenim) derken…, oysa ki değil bu zamana, değil yarınlara, hatta ve hatta, geçmişe bile bakamıyordum ki o esnada ben, belki; mazînin nerede kaldığını arıyordum…, ah;
rüyalarımı hatırlayamadım hiç bunca yaş, o güzün, kışa meyyal öğle vaktinin orta mescidli vuslatında, göreli beri secdeni, uykum dışında hep rüyadayım…, ve artık benim de uzun uzun anlatacak, fezanın incisi bir süreyya rüyam var; ama sakla beni dedin, tanınmaktan hazzetmez tevazû ehli üstadım…,
neoliberal ekonomi kuramına göre; imkanlar sınırlı ve fakat ihtiyaçlar sonsuzdur tesbiti doğru fakat noksandır, zira sonsuz olan ihtiyaçlar değil, "arzu"lardır... bu anlamda evet, "arzular da (başarılırsa?) mutluluk kaynağıdır." tebrikler...
ki azizim,
kıtlıktan çıkmışçasına,
kalbinin kemiklerini sıyırıyorum gıyabında,
sırdaşlığın manasına söyle,
açsın yüzünün peçesini ki,
onu,
özlüyorum,
sekerât halindeyken,
hayatı yeniden sevdiren,
ölümsüzlüğe öykündüren dost…,
sefil bir divâne gibi,
kıymetsizliğime katık edip
sözlerini;
bir bakır tastaki meyin son damlasına varıncaya kadar,
içer gibi yudumluyorum…,
kömür gözlü,
yoksul gecelere söyle,
ölümün karanlığından artık
korkmuyorum…,
hekimim;
raylarıyla halvette yalnız bir tren gibi,
boşalmış bir garın saatlerini
temizliyorum gözlerimden,
ki zamana söyle
bilirsin,
nurlu bir sabah için ballı bir uykuya
da/lı/yo/rum;
ah hiçliğim,
bir mülevves yol arkadaşın olarak,
kıpçak süvarileri gibi,
at sürüyorum keşifsizce,
darda olmak nedir bilen ve
gün görmüşlük pîri yüreğimle…;
yağmura söyle,
yokluğunda,
duaların akmakta hastane
cam/la/rın/dan…,
hızır/ilyas tepesi şahittir bilirsin,
bozuk bir gramafonun kırık iğnesi gibi,
çiziyor zamanın plağını
celâlli sözlerin,
kestiğin raconlar ve verdiğin ayarla…,
ve ayrılığa söyle,
birlikte dinlediğimiz insanlığa ağıtlarla,
gökyüzünde hâlâ yıldızlar
ya/nı/yor;
kadim zamanlar kervanı buhurum;
ömründe bir türlü dikiş tutturamamış
zayıf bir iplik gibi sabırsızım,
orta mescid öğlesinde
bir pazar gününde daha,
sade kahvelerimizi yudumlamaya…,
ve söylesin şimdi toroslar,
avare sakarya ovasına,
sohbetini daha nasıl,
a/ra/ya/bi/li/rim;
ki vefaya inançsızlığımı yıkan,
son çare tabîbim,
ah;
XI
istemekle başlasa da her şey,
muhabbetten yana baht açıklığı ekseriya istem dışıdır,
istemekle hasıl olmaz…,
yetim büyümüş bir çocuğun;
kaf dağının sarp yollarından başkası olmayan,
gençlik çağından arta kalan
incitilmiş, yaralı; ve
kursağında düğüm düğüm umutları,
ömrünün sırlarıdır…
nihayet;
ızdıraplı,
tedaviye cevap vermeyeceği bilinen bir bitkinlikte,
şifa aranan ve,
çilelerle hem hal geçen,
olgunluk ıssızlığındaki,
buruk ve gücenik gülümsemeler deminin,
yüzü maskelediği son dönemecin,
ve kendinde ancak,
nefeslerini sürdürebilmeye
derman bulan halinin,
yalnızca;
insanların gözlerinin derinliğine bakabilecek kadar
temiz yüreklilerce farkına varılabilecek,
gurebalıkta;
kendine kapanık ama yedi kat semaya açık gönüllü,
ve hayatın kırık kanatları sırtında,
sendeleyip duran,
yıkılmamak için,
umut bağlayıp tutunduğu avuntuların,
bir bir çözülüp dağıldığı,
kör karanlıkta kalmış haline dahi
yanmaktan menkul, pusulası kayıp,
bir can/a…;
dağ adımlı, bal lisanlı;
merhamette cömert nazarlı,
başına buyruk, hicaplı ve bir bîmarhane kaçkını kadar
özgürlüğüne düşkün ve…,
heybetli platoların doruğundan gelen,
kar sularının dokunulmazlığında,
çapa ruhlu ve,
orman kuytularında şırıldayıp duran;
delişmen ve güleç yüzlü ve efkârlı ve,
yufka bağır yangınlı…,
mütemadî musibetlere maruzluğun
közlerine inat, hitabı kızılcık şırası,
ötelere sevdalı;
süreyya gözlerinin ışıltısında
bütün bilinenleri unutturan,
hem aşkı kendinde kayboluş bilen
zamanın ilişemediği bir taze nefes,
hem nadasa bırakılmış çorak bir gönle,
çisil çisil ve ansızın yağan
bu rahmet,
bu can;
bir ahir ömür tesellisidir…,
o/nun ikram ve ihsanı olan
ah ah;
gûreba…,
yaralı insanlar
hemen tanır birbirini,
kabuklara aşina kabukları zira…,
uçurtmayım bugün gecede,
püskül püskül saçaklarıyla,
bulutlar arasında salınan,
ve dengesini yolan…,
kanıyorum heceleyerek adını,
süklüm püklüm saklanıyor yalandan tebessüm
yüzümün gergefine,
rengi turuncuya çalan gül nakışlı
ilk muhabbet ikramını,
kitliyorum birbirine kirpiklerimde sımsıkı...,
ve kaçamak bir gülüşüm belki,
ağlıyor yastığımda bir külçe,
kesik kesik ve yutkunarak
hıç/kırık/sız,
yalnız bir sokak lambasıyım belki,
acizim aydınlatmaktan karanlığımı…,
ah;
başı olmayan bir duvarım ve,
illegal asılmış afişleri söküyorum üzerimden,
dedim ya…,
alnını duvara dayamış,
yalnız bir sokak lambasıyım...,
bir körpenin peçeli yüzü kadar saklı bir hüzünle,
dikine dikine gidiyorum yüreğimin,
tahammülsüzüm; ve eylemci,
ve isyana ve ayaklanmaya sabırsız hazırlıklara,
dermansızım belki...,
işte düşüyor bir gül yaprağı akisler çizerek,
ılık bir mevsime...,
mecbur muyum hatırlamaya seni ya hû,
dalgınım uzaklara belki;
de ki,
gözyaşı tuzu koleksiyoncusu adıma…,
ve bilirsin,
kimse kolay kolay ağlayamıyor
kadim zamanlardan ar/tık
dünyada,
ah uzat şifacı ellerinin,
helal kazançlı tuzunu yanağıma,
ve akıt sıcaklığını,
göz pınarları kurumuş gözlerinin
öfkesini;
büyülü bir efsûn peşinde,
kıldan ince mazlum boynum sana eğilir,
tılsımlı bir sohbetin
tırnak izi ve azarı yüzümde…,
ki bir gün gideceğini biliyordum ki ben,
velev ki,
bir an olsun hatırlamasam bunu…,
yaralılar çabuk kanar masallara evet,
destur alırken bile…,
bilirsin sen de bunu,
turkuaz halılar seriyorum yollarına,
kabuk bağlamış yol ayrımlarında,
ah;
ki aşk;
merhametinden sevgiye büründü,
ardında bin bir renk cümbüşü ve
solar döngü izi bırakarak yadigâr…,
çileyi ve hasreti
sevgiye emanet edip,
cellat olmak yerine hayata,
hayat verdi, bir fakir cömertliğiyle,
dirilere ve ölülere…,
sonra barıştı aşk kendiyle,
taşkınlıkların yerini aldı delişmen duyuşlar,
kıyametleri koparan uğultusuyla hayatın,
bütün inlerine kadar çağlarken,
bir duru dağ çeşmesi olup,
hayata karışmak istedi,
bilirsin,
zakîrle şakîrin halini,
ah;
X
can çekişir gibi,
sekerât halindeymiş gibi,
alıp veriyorum soluğumu,
salgın mücahidi maskeli halinin
silüeti ile avunarak bitiriyorum saatleri,
duyuyor musun,
sevdalı…,
ve seni saklamayı öğrenme yolunda,
büyük mesafeler aldım,
bilirsin yüzsüzce seviyorum seni,
o resimdeki maskeli gözlere bakıp bakıp…,
gözlerinde;
evet ben varım demiştin,
gözlerimin içine bakarak,
(senbensin/bensenim) derken…,
oysa ki değil bu zamana,
değil yarınlara,
hatta ve hatta,
geçmişe bile bakamıyordum ki o esnada ben,
belki;
mazînin nerede kaldığını arıyordum…,
ah;
rüyalarımı hatırlayamadım hiç bunca yaş,
o güzün, kışa meyyal öğle vaktinin
orta mescidli vuslatında,
göreli beri secdeni,
uykum dışında hep rüyadayım…,
ve artık benim de uzun uzun anlatacak,
fezanın incisi bir süreyya rüyam var;
ama sakla beni dedin,
tanınmaktan hazzetmez
tevazû ehli üstadım…,
neoliberal ekonomi kuramına göre; imkanlar sınırlı ve fakat ihtiyaçlar sonsuzdur tesbiti doğru fakat noksandır, zira sonsuz olan ihtiyaçlar değil, "arzu"lardır... bu anlamda evet, "arzular da (başarılırsa?) mutluluk kaynağıdır." tebrikler...