Rütbe giydin, yük de giydin bil ki artık omzunda
Sözün asker, susuşun da yazılır her anında
Merhametle adım attın, lâkin adâlet gerek
Bir tereddüt bin yüreği incitir saf yanında
Bir tahta parçası değildir uzanan denize,
Bir çağın nabzıdır Boğaz’a değen.
Nice ayak bastı buraya,
Nice yürek ayrılıkla, umutla titredi.
Sabahın ilk ışığında
Göçtü bu fânî cihândan bir ulu sadr-ı vefâ
Adı kaldı dilde, cismiyse emânette Hudâ
Ömer Faruk idi ismi, özü nûr, kalbi safâ
Bir baba ki gölgesinde büyüdü sabr u duâ
Beyoğlu’nda sevdim seni,
Taşların hafızası vardı,
Her kaldırım bir isim fısıldardı
Ve hepsi biraz senindi.
İstiklal boyunca yürüdük
Gece üstümüze kapanır Bodrum’da,
Elin kolumda değil,
Doğrudan yüreğimdedir.
Tenin tuz kokar,
Deniz mi sensin
Yağmur iner sessiz sessiz sokağa
İçimde bir sızı döner bu akşam
Islak kaldırımlar sorar adını
Kalbimdeki boşluk büyür ağırdan
Damlalar düşerken camın yüzüne
İstanbul oldu aşkıma kadîm bir taht-ı devlet
Bu şehrin her taşıdır gönlüme yazgı, alâmet
Boğazdan geçti sevdam bir ordu-i hüzün gibi
Köprüler eğdi başın, dalgalar verdi biat
Geçemez bahr ü berden küffârın hîlesi
Sedd-i imanla dolmuş bu yüce sînesi
Nâr-ı top yağdı gökten, yer ü gök oldu dûd
Lâkin eğmez başını ehl-i hak, ehl-i vücûd
Yıkılmış bir vatan üstünde doğdu bir sabah,
Küllerinden kalktı millet, tuttu göğü silah.
Payimal olmuştu yurt, zincir vurulmuş zamâna,
Lâkin sığmazdı esâret Türk’ün kadîm fermanına.
Anadolu…
Bir toprak adı değildir yalnızca,
Bir çağın yükünü sırtlanmış
Bir yürektir.
Dağları susmaz,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!