kuru bir tütünüz acıya
şiir
alıcı kuşu sözün
gevrek bir ötüş ardında gizleniyor
ardıç sürüsü
-Sevgili Kemal Tetik’in ardından Nefise’ye…*
vazgeç
kısa
uzun
ömür biçmekten
Günlerdir ayaktayım. Yaşamın sıradan gereklerinden biriyle uğraşmaktan bitap düşmüş durumda, sabahları bir fincan kahve ve vitamin hapıyla güne başlıyor; saatler geceye doğru ilerlediğinde ise akşamı nerede ve nasıl ettiğimi pek anlamaksızın kendimi yatağa zor atıyorum. Evin orasında burasında inşaat ve tadilat sürüp gidiyor. Manzara adeta şaka gibi. Otuz altı yıllık birikim bir odadan diğerine taşınıp duruyor. Öyle bir an geliyor ki ev, evden çok tımarhaneye benziyor. Günlük yaşamın sürdürüldüğü normal bir apartman dairesi olmanın ötesinde bir anlamda yıllarca müzik stüdyosu, resim atölyesi ve amatör bir yazarın çalışma mekanı olarak hizmet vermiş olan bu alan son günlerde tam teçhizatlı birlikleriyle üzerime yürüyen bir orduya dönüşüyor…
Her saniye boşaltılacak ve yerleştirilecek bir çekmece; yıkanacak bir perde veya silinerek ayıklanacak kütüphaneler dolusu dergi ve kitap beni bekliyor. Ev hanımlarının yakından tanıdığı bir tür panik duygusu yaşadığım anlar da olmuyor değil doğrusu.
“Ustalara çay ya da kahve yapmam gerekiyor. Olmaz ki! Ocağın üstünde çalışıyorlar. Meyve suyu veya kola mı versem acaba? Ama nasıl? Buzdolapları naylonlarla kaplı iken mi? ..” Beynimde böyle düşünceler dans ederken, bu evde her an bir şeyler iptal olabiliyor. Fayansçılar suyu veya elektriği kesebiliyorlar. Aradığım nesne her ne ise, onun yerini biliyor ama önüme dikilen engeller yüzünden bir türlü ulaşamıyorum. Bu tuvalete girilmiyor; şu odaya adım atılmıyor, vs. vs…
okusun biri beni
ya da
ağıt yaksın ardımdan
kim ki kuşandı zırhını
yaş dökmüyor artık
......saçlarımdan
......suçlu olduğu ispatlanmış şiirler dökülüyor
......(Ziya Alpay)
boş!
yalınayaklığın sancısı
ve anlatamadıklarımız
çigan bir tırmanış yalnızlık beleninde
yaşamak lazımmış!
ölümü tanımak
kaçak bir rüyayla buluşur gibi
kanat çırpıyor tenimde kum kırlangıcı
farkını biliyoruz artık
sıfırdan başlamakla sıfıra varmanın
hangi suda avlanmıştık en çok
“şiir dedi ki
karanlık tünelde yalnız değilsin! ”*
- Louise Gluck
intiharın çekim gücünde
Bence sen çok çalışıyorsun Fe Nevzat.. Hani saatlere vursak, belki senden çok çalışıyorum ama benimkisi keyfime…Seninki ise bildiğimiz hayat kavgası. Yorar adamı. O yollardan geçtiğim için böyle ukalalık ediyorum anlayacağın….
Nanik bunun neresinde şimdi? Ne bileyim ben? Panik atağım yok ki, nanik atağım olsun! ...
“Peki burada ne işin var? ” diye sormayacaksın, anladın mı? Takıldım peşine geldim işte. Şunun şurası kaç tane dost kalmış dünyada! ! ! ...Barbaros Hayrettin Paşa’nın martıları şaapıyormuş efendim. Laf mı şimdi? Hangisi kalmış dünyada? Ben, mutfak balkonumdaki güvercinlere bakarım arkadaş. Canıma okuyorlar vallahi! Hem de tam yirmi beş yıldır günde 3 kez balkon temizliyorum. Orası yetmiyor, bir de bizim balkona saldırıyorlar. Çiçek topraklarını hallaç pamuğu gibi atıyorlar. Yazarken bile tepemdeler. Ben biliyorum neden yaptıklarını. Saksılarda tohum arıyorlar. Sanki açlar ha! Bütün gün yemliyorum onları. Su ver- yem ver- temizle; su ver- yem ver- temizle….Öyle bir kısır döngü ki, içinden çıkmak mümkün değil. Ama çok seviyorum kerataları…Yani şimdi sistemim müsait olsa pekala panik atak geçirebilirim. Eeee, nanik de yapamıyorsun. Elimiz mahkum olmuş bir kere…




-
Ömer Yalçın
-
Faris Faris
-
*
Tüm YorumlarSevda Kenti'nin Öyküsü’nü dinlemek ister misin?
İstersen son şiirime bir göz at… Sevgilerle.
şiirinizde yorgun ve sarhoş bir yaprak gördüm onu aldım ırgat'a verdim...
bu sitede ender şiir yazanlardansınız..
saygı sevgi