rüzgârın sesinde sakla kendini
dağ gelincikleri getir bana
bir mayınsın ovalarımda
gizemli kervanların çölü
kumun ağıtı dudaklarımda
izlerimi arardım engebeli bir patikada
göğsüme yaslanmış sayısız çocuk
ve ergenliği yitik al bir gülle
içimde gezinirken
sen!
hafife almadık birlikte yürümeyi
doğurmaktı en zor olanı
yorgun ikindilerden
kehribar zamanlara geçişin
bir adı vardı
dervişliği bilmez bir dervişe sözlerim kendimi:
kağıda yüklerim suçu
yaşamak sıradan
sevaplar benim
yazmak: patetik kemirgen
aşk tuzaklarıyla tanışmadık hiç
en çok
vermeyi öğrendik dar zamanlarda
kıskaç vakitlerin
girift kayalıklarında yüzdük
- S’nin umuda yolculuğu*
murdar bir bahar sevinci yapışıyor döşüme
“gitsem” diyorum alıp başımı
denizi özlemişim
'Kendi içiyle konuşmayı en iyi beceren yazar' konuşmuş yine...
'...sokakların lâl duruşuna dayanamıyorum...' diyor.
Tıpkı bir başka yazar dostum gibi...
Ve sokakların hoyratlığına dayanamayan ben gibi.
külrengi serzenişlere revnaklar bırakmıştın
canlandı kurşunîde yedi renk
mühürler vuruldu rüzgâra
suya ve dağa
ağladı kehribar
Okunaklı ile okunaksız, olanaklı ile olanaksız arasında kurulmuş köprülere benziyor hayaller. Kimi zaman çalınmalarından, kırılıp yıkılmalarından yakınıyor, mutsuz çığlıklar atıyoruz. Kâh derin ve sessiz bir isyana sürüklenip kızıyoruz; kâh hüzün şarkıları baş kaldırıyor yüreğimizde… Kim çalıyor hayalleri; neden ve nasıl çalınıyorlar? Hayal mi yoksa gerçek midir yitirdiklerimiz? An geliyor, istiridyelerimizde özenle sakladığımız nadide incilere arsızca uzanıyor yabancı eller.
Çalınan, belki de yalnızca gerçek!
Hayalsizlik, yitirmek midir kurgulanmış, beslenmiş ve büyütülmüş bir içselliği; gerçeğin efsunlu izdüşümlerini? Onlar ki sürmelenmiş kapı aralarından, kalbin pervazlarından sızarak, peyderpey doluşmuşlardı kişisel evrenlerimize. Eteklerini ruh ve beyinlerimizin ince oyunlarında savurarak, bilinmeyen bir âlemde sonsuza doğru raks ederek gizem oldular. Has benlerimizde oylumlanarak iç dünyalarımızın bayrak serenlerine dönüştüler. Bizi bize anlatan, “biz”ler oldular. Hayalleri düşürdüğümüzde, “biz”leri mi yitiriyoruz acaba?
sorardım kendime
sadakat miydi nedeni unutamayışın
dostları ve eskileri
elbette hayır!




-
Ömer Yalçın
-
Faris Faris
-
*
Tüm YorumlarSevda Kenti'nin Öyküsü’nü dinlemek ister misin?
İstersen son şiirime bir göz at… Sevgilerle.
şiirinizde yorgun ve sarhoş bir yaprak gördüm onu aldım ırgat'a verdim...
bu sitede ender şiir yazanlardansınız..
saygı sevgi